“Çiftçiye Yağmur, Yolcuya Kurak; Cümlenin Muradını Verecek Hakk”
Latinlerin meşhur bir vecizesi vardır: Non ut edam, vivo, sed ut vivam yani yemek için yaşamıyoruz yalnızca yaşamak için yiyoruz. [Quintilianus, Instituitio Oratoria, 1920, IX, 3, ss. 497-499.] Bu söz aynı zamanda Hippokrates (Hippokrat)’dan beri bir sağlık felsefesini ifade eder. Açgözlülüğü değil ihtiyaç dahilinde yemeyi öğütleyen bir vecizedir. İnsanın gözü aç olmamalıdır karnı aç olmalıdır. O yüzden Hristiyanlıkta oburluk (gula) yedi ölümcül günahtan (SALIGIA) biridir. Hatta İmam Gazzalî ile anılan aslında genel bir İslam felsefesini ifade eden bir söz vardır: Kıllet-ı taam (az yemek), kıllet-i kelam (az söz), kıllet-i menâm (az uyku) ve uzlet ani’l-enâm (İnsanlardan inzivaya çekilmek). Fakat az yemek ile aç kalmak aynı şey olmadığı gibi aç kalmak ile aç bırakılmak da aynı şey değildir. Bazen öyle mücbir (zorunlu) sebepler (fors majör) ortaya çıkar ki aç kalmak veya aç bırakılmak zorunda kalabilirsiniz. Kıtlık ve kıtlığa neden olan kuraklık dönemleri böyle zamanlardan biridir.
Kuraklık, yağışların normalin önemli ölçüde altına düşmesi sonucu su kaynaklarının azalması ve hidrolojik dengenin bozulmasıdır. Başlıca özellikleri; frekans, şiddet, süre ve etki alanıdır. Ayrıca başlangıç ve bitişi belirsizdir, zamanla birikir, birden fazla sistemi etkiler ve ekonomik etkileri büyüktür. Türkiye’de kuraklık; atmosferik koşullar, iklim özellikleri, yükselti ve denize uzaklık gibi fiziki coğrafya faktörlerinden etkilenir. Kuraklık üç ana türe ayrılır: Meteorolojik kuraklık: Uzun yıllar ortalamasına göre yağışların azalmasıdır ve kuraklığın ilk aşamasıdır. Tarımsal kuraklık: Toprakta bitkilerin ihtiyacı olan nemin yetersiz olmasıdır (rutubetsizlik); ürün verimini düşürür. Hidrolojik kuraklık: Uzun süreli yağış eksikliği sonucu nehirler, göller ve yer altı sularında azalma görülmesidir. Hidrolojik kuraklık, uzun süre devam eden yağış eksikliği neticesinde ortaya çıkan yeryüzü ve yer altı sularındaki azalma ve eksiklikleri ifade eder. Nehir akım ölçümleri ve göl, rezervuar, yer altı su seviyesi ölçümleri ile takip edilebilir. Yağmur eksikliği ile akarsu, dere ve rezervuarlardaki su eksikliği arasında bir zaman aralığı olduğundan dolayı hidrolojik ölçümler kuraklığın ilk göstergelerinden değildir. Meteorolojik kuraklık sona erdikten uzun süre sonra dahi hidrolojik kuraklık varlığını sürdürebilir. Kısacası kuraklık yağış eksikliğiyle başlayıp zamanla tarım ve su kaynaklarını etkileyen çok yönlü bir doğal afettir.
Osmanlı döneminde kıtlıklar ve kuraklıklar yaşanmıştır. Kaynaklarda kıllet-i baran veya adem-i matar tamlamaları yağmursuzluk veya yağmur yağmamasını ifade etmektedir. Kuraklık kelimesine karşılık gelen kelimelerden biri de yübûset kelimesidir. Kaht kelimesi kıtlık, kuraklık demektir. Kuraklıktan dolayı mahsulün yetişmemesidir. O yüzden kaht u gala kıtlık ve pahalılık demektir. Osmanlı belgelerinde kuraklıkla ilgili görülebilecek en önemli kelimelerden ve kelime gruplarından biridir. Arapça Cadis veya cadise, çok kurak veya işlenmemiş toprak demektir. Farsça hûşk-sâl ise yine kuraklık veya kuraklık yılı anlamında kullanılmaktadır. Şidâd ise bazı tarihsel olayları anlatmak için kullanılan kuraklıkla ilgili kelimelerden biridir. Sertler, katılar, şiddetli olanlar anlamına gelen bu kelime Hz. Yusuf kıssasında Sebün Şidâd(ün) olarak kullanılır. Hz. Yusuf peygamberin yorumladığı rüyaya binaen Mısır’da geçirilen yedi yıllık kuraklıktır. “Sonra bunun ardından yedi kurak yıl gelecek, saklayacağınız az bir miktar hariç bu yıllar için biriktirdiklerinizi yiyip bitirecek” diye tercüme edilen (meâli olan) Kuran-ı Kerim’de Yusuf Sûresi 48. ayette geçmektedir. Cû’/Cui kelimesi de Bakara Sûresi 155. Ayette kaht kelimesine yakın anlamıyla kullanılır ve açlık ve kıtlık demektir. Görüldüğü üzere kuraklık kelimesi Osmanlı literatüründe farklı kökenden gelen kelimelerle kullanılmaktadır. Kuraklık kelimesiyle ilgili başka bir kelime de istiska’dır. “Su vermek, sulamak, yağmur yağdırmak” anlamındaki saky kökünden türeyen ve “su istemek” mânasına gelen istiskā, terim olarak yağmur yağdırması için Allah’a özel bir şekilde dua etmeyi anlatır. İstiska namazıysa kuraklık zamanlarında cemaatle sahrada kılınan iki rekatlık sünnet namazdır. Yağmur dualarından ve namazından bahseden metinlerde de muhakkak kuraklık durumuna atıf veya çözüm arayışı vardır. [Mustafa Baktır, “İstiska”, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 2001, c. 23, ss. 381-383]
Büyük Menderes Nehri hakkında daha önceki iki yazıda su taşkınlarından ve sellerden bahsetmiştim. Devletin bu konuda yapmayı düşündüğü projelerden bahsetmiştim. Büyük Menderes Nehri’nde su taşkını ve sel baskını gibi üzerinde durulması gereken afetlerden biri de kuraklıktır. Kuraklık hem iklimsel (klimatolojik) hem de hidrografiktir. Hem yağmurun yağıp yağmamasıyla ilgili bir sorundur hem Büyük Menderes Nehri’nin kullanımıyla ilgili bir sorundur. Geçmişten günümüze Büyük Menderes Nehri’nde birçok kez kuraklık görülmüştür. Örneğin 15 Ekim 1722 tarihli bir evrakta Aydın, Menteşe ve Sığla sancaklarında kuraklık dolayısıyla zahire azlığından dolayı başka iskelelerden parasıyla satın alıp Kuşadası iskelesine götüreceği zahireye kimsenin engel olmaması için talepte bulunan Hacı Halil hakkında ilâmdan anlaşılmaktadır ki kuraklık buğday ve un piyasasını etkilemektedir. [Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi, C..İKTS, 36-1792, H.04.01.1135] Çünkü kuraklıktan dolayı arz-talep dengesi dikkate alınırsa buğdayın temin edilememesi gibi durum kıtlığa neden olur ve malın fiyatı da ister istemez artar. Sosyo-ekonomik denge bozulur. Nitekim Osmanlı İmparatorluğu provizyonist (iaşecilik) bir devlettir. Üreticiden ziyade tüketicinin refahını merkeze alan, piyasada ürünlerin bol, kaliteli ve ucuz bulunmasını politika olarak benimseyen anlayış vardır. Yine 27 Cemaziyü’l-evvel 1227 yani 8 Haziran 1812 tarihinde Aydın kazalarından sülüsü piyade ve sülüsanı süvari olmak üzere istenilen yüz nefer askerin kuraklık (kaht u gala) ve veba hastalığının indifaından (uzaklaştırılmasından) sonra vereceklerine dair Güzelhisar Naibi Hafız Osman imzalı bir ilâm bulunmaktadır. [Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi, C. AS.512-21354, H.27-05-1227] 16 Ocak 1888 Tarihli evraka göre kuraklık nedeniyle Aydın Sancağı’nda Nazilli ve Bozdoğan kazalarına tabi köylerden ihtiyaç içinde olanlara iane akçesinden zahire dağıtılması gündeme gelmiştir. [COA, MV. 27-64, H 02-05-1305] 9 Ekim 1890 tarihli başka bir evrakta Aydın Sancağı’na bağlı Çine Kazası’nda kuraklıktan dolayı muhtaç durumda olanlara yeterince yemeklik ve tohumluk zahire (buğday ve arpa) yardımı yapılması ve Nazilli aşar malından dahi zahire alınması (celbi) dahi gündeme gelmişti. [COA, DH.MKT. 1768-138 H.24-02-1308] 27 Kasım 1890 ve 30 Kasım 1890 tarihli iki resmî evrakta kuraklıktan etkilenen Aydın’a bağlı Şevketiye, Tepecik, Şişteye (Şipeste, Şiştepe veya Çeştepe ?) köylerindeki Çerkes muhacirleri ve Görenler ile Aşıklar (Uşaklar) karyesi ahalisine zahire dağıtılması gündeme gelmiştir. COA, DH.MKT. 1785-60 H.14-04-1308/COA, MV. 59-56 H.17-04-1308] Dersaadet Ticaret Odası Gazetesi’nin 15 Eylül 1895 tarihli haberine göre “Anadolu-yı Şahanede zeytun mahsulü geçen 1893 senesinde pek külliyetli olduğu halde 1894 senesinde KURAKLIĞIN imtidad itmesinden dolayı [sürmesinden dolayı] duçar-ı hasar olmuş [hasara uğramış] ve Bayındır, Aydın, Atça, Sultanhisar vesair bazı mahallerde mahsul tahmin idilen dereceye dahi reside olamamışdır [ulaşamamıştır]. 1894 Senesi zeytun yağı mahsulü 275, 565 kantara reside olmuş ve bunun 56, 375 kantarı memalik-i ecnebiyeye (yabancı ülkelere) gönderilmiştir." [Dersaadet Ticaret Odası Gazetesi, 559, 15 Eylül 1895, ss. 439] 26 Ocak 1899 tarihli başka bir evrakta Bozdoğan kazasının Mer’iş (?) karyesi ahalisinin kuraklık sebebiyle mahsul alamadıklarından gelecek sene aynen alınmak üzere müteselsil kefaletle ambar fazlasından kendilerine para verilmesi gündeme gelmiştir. [COA, DH.MKT. 2163-33. H.14-09-1316]
Osmanlı İmparatorluğu (Devlet-i ‘Aliyye) zamanında devam eden kuraklık haberleri Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra da devam etmiştir. Örneğin Kanun-ı Sanî/Ocak 1341 [1925]’de İstanbul Ticaret ve Sanayi Odası Mecmuası’nda çıkan haber şu şekildedir: “Aydın Vilayetinde Kuraklık. - İzmir, 20. Aydın'daki şiddetli kuraklık nedeniyle camilerde namaz kılınacağı (yağmur duaları edileceği) bildirildi. Çiftçiler tarlalarını nadasa bırakmak zorunda kalmaktadır.” [Bulletın de la Chambre de Commerce et d’Industrie de Constantınople, XLI, 1, 41, Janvıer 1925, sf. 270] Görüldüğü üzere kuraklık ve yine kuraklık için istiska duaları Cumhuriyet döneminde de devam etmiştir. Çünkü Büyük Menderes Nehri ve Havzası gerek iklim özelliklerinden gerek hidrografik özelliklerinden dolayı sel baskınları ve taşkınların görüldüğü gibi kuraklığın da çok sık görüldüğü bir coğrafyadır. Üstelik su tasarrufunun olmamasıyla düzensiz su kullanımı, yeraltı sularının kullanılması ve nehrin kirlenmesi düşünülürse kuraklık veya nehrin kuruması özellikle yaz aylarında kaçınılmaz hale gelmektedir. O yüzden yerel ve ulusal basında yazın Büyük Menderes Nehri’nin kuruması veya kuraklık haberleri çok sık görülmektedir. Sürekli kuraklık olan bir coğrafyada uzun vadeli planlamalarla sorunu kim çözecek? Devlete hizmet eden teknokratlar, bürokrasi, yerel yönetimler ve nehri kullanan halk. Nil nehri nasıl Mısır uygarlığını ortaya çıkaran en önemli hayat kaynağıysa Büyük Menderes Nehri de Batı Anadolu’yu geçmişten günümüze var eden en önemli hayat kaynağıdır. Bu nehir hakkında popülist, kısa vadeli söylemler ve çözümler yerine uzun vadeli planlar yapılması gerekmektedir. Bunun için de ortak akıl ve bürokrasi-halk iş birliği olmazsa olmazdır. Bu topraklar üzerinde politika yapmak ve ekonomik faaliyette bulunmak istiyorsak her şeyden önce Büyük Menderes Nehri hakkında ortak bilince ve sağ duyuya sahip olmalıyız. Aksi takdirde faturayı herkes öder. Üstelik olmayan suyun faturasını.

GÖRSEL 1: H-04.01.1135/15 Ekim 1722 Aydın, Menteşe ve Sığla sancaklarında kuraklık dolayısıyla zahire azlığından dolayı başka iskelelerden parasıyla satın alıp Kuşadası iskelesine götüreceği zahireye kimsenin engel olmaması için talepte bulunan Hacı Halil hakkındaki ilâm

GÖRSEL 2: 27 Cemaziyü’l-evvel 1227/8 Haziran 1812 tarihinde Aydın kazalarından sülüsü piyade ve sülüsanı süvari olmak üzere istenilen yüz nefer askerin kuraklık (kaht u gala) ve veba hastalığının indifaından (uzaklaştırılmasından) sonra vereceklerine dair Güzelhisar Naibi Hafız Osman imzalı bir ilâm

GÖRSEL 3 30 Kasım 1890 tarihli resmî evrakta kuraklıktan etkilenen Aydın’a bağlı Şevketiye, Tepecik, Şişteye (Şipeste, Şiştepe veya Çeştepe ?) köylerindeki Çerkes muhacirleri ve Görenler ile Aşıklar (Uşaklar) karyesi ahalisine zahire dağıtılması COA, MV. 59-56 H.17-04-1308

GÖRSEL 4 Kuraklık, Zeytin ve Zeytin Yağı
[Dersaadet Ticaret Odası Gazetesi, 559, 15 Eylül 1895, ss. 439]

GÖRSEL 5: Aydın’da İstiska Duası
“Aydın Vilayetinde Kuraklık. - İzmir, 20. Aydın'daki şiddetli kuraklık nedeniyle camilerde namaz kılınacağı (yağmur duaları edileceği) bildirildi. Çiftçiler tarlalarını nadasa bırakmak zorunda kalmaktadır.”
[Bulletın de la Chambre de Commerce et d’Industrie de Constantınople, I, 41, Janvıer 1925, sf. 270]