BÜYÜK MENDERES NEHRİ’NDE İKLİM AFETLERİ -1

“Menderes Taşarsa Pirinç Ekeriz!”

Son zamanlarda Aydın’da en önemli tartışma konulardan biri uzun süren yağmurlardan dolayı ortaya çıkan Büyük Menderes Nehri çevresindeki taşkınlardır. Hatta Büyük Menderes nehri sularının yükselmesiyle bazı tarihi köprüler sular altında bile kalmıştı. Söke’deki Taşköprü gibi. Tarihin her döneminde Büyük Menderes Nehri’nde iklimsel etkenlere bağlı olarak afetler görülmektedir. Bu yazıda ve bundan sonraki birkaç yazıda tarihsel bir zamanda Büyük Menderes Havzası’nda görülen bazı klimatolojik (iklimsel) afetler üzerinde duracağım.

Bela, musibet anlamına gelen afet [آفت]Arapça kökenli bir kelimedir. Çeşitli doğal ve beşerî olayların sebep olduğu yıkım, kıran manasına gelir. En kısa tanımıyla afet, canlılara zarar veren olaydır. Afetler can ve mal kaybına yol açar. Genel olarak sosyal ve ekonomik yapıyı alt üst eder. İnsanı etkileyen ve beşerî faaliyetleri durduran her şey afet olarak değerlendirilir. Klimatolojik afetler ise iklim kelimesinden gelir ve atmosfer olayları sonucunda meydana gelen afetlerdir. Atmosfer olaylarının afet olabilmesi için insanların ve canlıların ihtiyacından fazla olmaması gerekmektedir. Aksi halde bu afete dönüşebilir ve insanları can ve mal yönünden etkileyebilir. Aşırı sıcaklar ve soğuklar, kuraklıklar, tayfunlar, kasırgalar, hortumlar, siklonlar, tornadolar, seller, aşırı kar yağışları yıldırım, donma ve buzlanma, buzların erimesi, dolu, çiğ ve kırağı, günümüzde küresel ısınma da klimatolojik yani iklimsel felaketler içerisinde sayılmaktadır. Bu noktada Büyük Menderes nehri taşkınları hem klimatolojik (iklimsel) hem de akarsu, göl ve denizlerden kaynaklanan afetler olduğu için hidrografik (su) afetlerdir.

Batı Anadolu, Akdeniz havzasında bulunan ve üzerinde büyük uygarlıkları ve kültürleri barındırmış önemli bir coğrafyadır. (Bu coğrafya bazı kaynaklarda Küçük Asya -Mikra Asia ya da Asia Minor- diye geçmektedir.) Bu coğrafyayı önemli hale getiren en önemli gerçek üzerinde bulundurduğu su kaynakları ve verimli topraklardır. Batı Anadolu’daki su kaynakları ve çevresindeki toprakların verimliliği, geçmişten günümüze bu coğrafyada siyasal ve iktisadi mücadeleleri ortaya çıkarmıştır. Oral Sander, Miletos, Prienne, Pergamon, Troia gibi önemli yerleşimleri ortaya çıkaran Batı Anadolu için şöyle bir tespitte bulunmuştur: “Mezopotamya’da ticaret temeline dayanan bir tarımın, yani ticaret amacıyla üretimin geliştiği söylenemez. İlk ticari tarım daha sonra Grek yarımadası ve Batı Anadolu’da başlayacak ve bu da bölgede yaratılan yeni bir uygarlığın temeli olacaktır.” [Siyasi Tarih, Ankara, 2003; 34] Bahsi geçen Batı Anadolu’daki önemli havzalardan biri Büyük Menderes Havzası; diğeri ise Küçük Menderes Havzasıdır. Nil Nehri (Hapi Nehri) nasıl Mısır Uygarlığı’nı ortaya çıkarmışsa Büyük Menderes Nehri de üzerindeki önemli antik kentleri ve günümüz yerleşimlerini ortaya çıkarmıştır.

Menderes, Eski Yunanca Maíandros μαίανδρος “dolambaç, kıvrılarak akan su” sözcüğünden ortaya çıkmıştır. Bu sözcük Maíandros “Büyük Menderes nehri” özel isminden türetilmiştir. Batı dillerine buradan girmiştir. (Meander) Şemseddin Sami’nin Kamusu’l-Âlam [VI, 446; Sıra 4] adlı tarih ve coğrafya ansiklopedisinde “Menderes” maddesi şu şekilde geçmektedir: “Büyük (Mendéréh, Méandre) Anadolu’nun garb cihetinde (batı yönünde) büyük bir ırmak olub, Konya Vilayeti’nde (Eyaletinde) 1000 metro (metre) irtifa’ında (yüksekliğinde) vaki’ Hoyran gölünden huruçla (ortaya çıkıp), iki defa yerin altına girub çıkdıkdan sonra, Hüdavendigar Vilayeti’ne duhul idub (girip), şimalden (kuzeyden) gelen Sandıklı çayını ve bade(hu) (sonra) Kütahya’dan gelen ve kendinden büyük olan Banaz çayını ahz ile (alarak), sazlık bir ovanın içinde bade’l-cereyan (aktıktan sonra), birtakım dar boğazlardan mirurla (geçerek) Aydın Vilayeti’nin Denizli Sancağı’na girerek, garb-ı cenubîye (güneybatıya) doğru akar; ve soldan Çürük Suyu ahz ile (alarak) ovaya düşüb, garba doğru (batıya doğru) pek dolambaçlı bir cereyanla akarak, yine soldan Yeni Dere ve Çine çaylarını ve sağ ve soldan daha bir çok dereler aldıkdan sonra, Aydın Ovası’ndan bi’l-murur (geçerek), Söke kazasına girince, cenub-ı garbiye (güneybatıya) doğru döner; ve etrafı bataklıklı bir hal alub, denize munsab olur (akar). Menderes çok çamurlar (alüvyon) indirub, munsabı (denize aktığı yeri) senede 12 metro (metre) denizin içine giriyor. İki bin beş yüz seneden beri 325 murabba-ı kilometre (kilometre kare) vüs’atında (genişliğinde) bir körfez doldururub, bundan yalnız bir göl kalmışdır ki [Bafa Gölü* kastediliyor] sahilden 15 kilometre uzakdır. Mecrası takriben 380 kilometre tulında (uzunluğunda) olub, ‘âdi vakitde (sıradan bir zamanda) denize 200 mükaab-ı metre (metreküp) su döker. Havzası 23900 murabba-ı kilometredir (metrekaredir).”

İstanbul (Dersaadet) Ticaret Odası yayın organı olan Dersaadet Ticaret Odası Gazetesi’nde Aydın Sancağı için geçen ticarî haberlerden biri Büyük Menderes Havzası’nda pirinç yetiştirilmesi üzerineydi. Bu haber aslında “İstihbarat-ı Dahiliyye ve Ecnebiyye” başlığı altında geçen yurtiçi ve yurtdışı ticaret haberlerinin içerisinde bulunmaktaydı. Haberin içeriği bir iktisadî istihbarattan oluşmaktadır ve bu habere göre bölgeyle ilgili bir çıkarım yapılmaktadır. Aslında ticarî bir tarımsal üretim önerisiydi. Bahsi geçen ticaret gazetesinde bulunan haber şu şekildedir: “İtalya’da pirinç ziraati zürraî (çiftçiyi) fevkalade meşgul itmekde (etmekte) ve ba-husus Caponya’dan (Japonya’dan) götürülen tuhmların (tohumların) yetişdirilmesine (yetiştirilmesine) sarf-ı makderet olunmakdadır (çalışılmaktadır). Zikr olunan tuhmlar İtalya’da güzel mahsul virdiğinden erbab-ı ziraatden (ziraattan) bazıları pirinçlik yetişdirilmesi (yetiştirilmesi) usulünü tahsil içun (için) Caponya’ya (Japonya’ya) gidecektir (gidecektir). Aydın Vilayeti dahilinde bulunan ekser ovalar Menderes Nehri vasıtasıyla saky u ırva olunmakda (sulanmakta) olduğından (olduğundan) orada pirinç mahsulünün pek güzel yetişeceğini zann ideriz (zannederiz).” [Dersaadet Ticaret Odası Gazetesi, 18 Şubat 1304/29 Cemaziyü’l-Ahir 1306 /2 Mart 1889, sa. 218, sf. 100.] Görüldüğü üzere Japonya o dönem doğudan yükselen bir değer olarak ortaya çıkmaktadır. Ayrıca Avrupalı bir tarım ülkesi olan ve çok eski tarihlerden itibaren pirinç yetiştirilen İtalya’da hem pirincin yetiştirilmesinin tekrar gündeme gelmesi hem de Japonya’dan pirinç konusunda ziraat eğitimi alınacak olması dikkate değerdir. (Mesela Piemonte bölgesindeki Po Ovası gibi sulak ve taşkınların olduğu bir havzada meşhur Arborio pirinci ziraatı yapılmaktadır. Arborio pirinci, Oryza sativa türünün Japonica grubuna ait bir çeşittir. Risotto olarak bilinen meşhur yemekleri vardır.) Osmanlı İmparatorluğu’nun önemli tarımsal havzalarından biri olan Büyük Menderes Havzası’nda pirinç yetiştirilmesi bu noktada önemlidir. Zaten bazı yerlerinde pirinç ve özellikle çeltik tarımı yapılıyordu. Ayrıca Menderes Havzaları İtalya ile benzer iklim özelliklerine sahiptir. Bu yüzden İtalya’daki pirinç üretimi için uygulanan yöntem Menderes Nehri üzerinden Osmanlı İmparatorluğu tarafından da uygulanmak istenmektedir. Pirinç üretimi tarımsal bir faaliyet olmasının yanında aynı zamanda ticarî bir faaliyettir. Böyle bir ticarî faaliyet ister istemez yerli ve yabancı tüccarların ilgisini çekmektedir. Bu yüzden Dersaadet Ticaret Odası Gazetesi’nin iç ve dış istihbarat temelinde bu haberi kamuoyuna duyurması hem iç ticaret hem dış ticaret açısından dikkate alınmalıdır. Üstelik Aydın Sancağı’nın bir parçası olan Menderes Havzası’nın pirinç ekiminde kullanılması yörenin ticarî hareketliliği açısından da önemlidir. Güzel mahsul olacağı gibi bir tarımsal öngörüde (spekülasyon) bulunulması aslında Aydın Sancağı’ndan ticarî beklentilerin de yüksek olduğunun göstergesidir. Fakat bu dönemde Büyük Menderes nehri taşkınları devleti tathir (temizleme) ve ıslah projeleri arayışı içine sokmuştur. Bu arayışlara yol yapımı projeleri de dahil edilmelidir. Üstelik bataklıklar hem yerleşim alanları için tehlike gibi görülmekte hem de sıtma hastalığına neden olmaktadır. O yüzden Cumhuriyet’in ilk yıllarında bu bataklıkların okaliptüsle kurutulması ve sıtmayla mücadele edilmesi gündemdeydi. Günümüzde şehir Büyük Menderes’in kıyısına kadar yani tarımsal alanlara doğru bu şekilde genişledi. Fakat bahsi geçen pirinç yetiştirilmesi projesi zaman zaman taşan zaman zaman kuruyan ehl-i keyif veya efe ruhlu Büyük Menderes nehri için yapılması düşünülen tek proje değildi. Bu projelerden bazılarına diğer yazılarımda değineceğim.

Menderes 1

Resim 1 Batı Anadolu ve Nehirler (Batlamyus=Klaudios Ptolemaios)

(Vatikan Apostolik Kütüphanesi -Biblioteca Apostolica Vaticana-, Yunanca El Yazması, Urb.gr.82, 11. Yüzyıl.)

Menderes 2

Resim 2 Birinci Harita “Balat Çevresi’nin Haritası (Fransızca)” İkinci Harita “Çeşitli Dönemlerde Milet/Miletos ve Çevresi (Latince)”. İkinci Harita Büyük Menderes Vasıtasıyla Latmos Körfezi’nin Dolması ve Bafa Gölü’nün Oluşumu. Marie-Gabriel-Florent-Auguste de Choiseul-Gouffier, Voyage Pittoresque de la Grèce, 1782, c. I, sf. 170-171. (Kaynak: Fransız Ulusal Kütüphanesi)

Menderes 3

Resim: 3“Menderes Nehri Vasıtasıyla Pirinç Yetiştirilmesi”

[Dersaadet Ticaret Odası Gazetesi, 29 Cemaziyü’l-Ahir 1306 /2 Mart 1889, sa. 218, sf. 100.]

Menderes 4

Resim 4 Kuzey Menderes Sulama Kanalı ve Çine Çayı Sulama Kanalını Gösteren 29 Zilhicce 1341 [12 Ağustos 1923] Büyük Menderes Nehri ve Kollarını Gösteren Haritadır. 1/400.000 [Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi]