2008 Yılında Aydınoğlu Beyliği’nin 700. Yılıydı. Ortaöğretimden Hocam Havva Çetinkaya Çetintürk başkanlığı zamanında, Aydın Eski Eserler Derneği tarafından çıkarılan Aydın Aydın Tarih ve Kültür Dergisi’nin bir sayısı Aydınoğlularına ayrılmıştı. Bu dergimiz hem basılı olduğu için hem de imkanlar dolayısıyla belli sayıda basıldığı için literatürde pek fazla yer almadı. İnternet kullanımı da bu kadar yaygın değildi. Aydın Aydın Tarih ve Kültür Dergisi önemli işlere imza attığı için bu yazımda hem dergiyi anmak istedim hem de bu dergide çıkan bazı yazılarımı kamuoyuyla paylaşmak istiyorum. Zaman zaman bilinmesi gereken bazı önemli gördüğüm yazılarımı da buradan çeşitli kontrollerle tekrar yayınlayacağım. Bahsettiğim sayı Aydın için çok önemli bir sayıydı. Bu sayıda Aydınoğluları hakkında bir yazı kaleme almıştım. Bu yazı Aydınoğlu Sarayının ve Devlet Adamlarının İnanç Çeşitliliği başlığını taşıyordu. Bahsi geçen yazım şu şekildeydi:

İçinde bulunduğumuz 2008 yılı Aydınoğluları açısından çok önemli bir yıldır ve bu yılın önemini çok iyi bir şekilde anlamak zorundayız. Çünkü içinde bulunduğumuz 2008 yılı Aydınoğlu Beyliği’nin kuruluşunun 700. yıldönümüdür. Aydınoğlu Beyliği 1308’de kurulmuştur ve 1425 yılına kadar Türk Tarihinde derin izler bırakmış bir beyliktir. Günümüzde Osmanlı Tarihinin, Anadolu Beylikleri Tarihinden daha fazla ilgi görmesi, Anadolu’nun Türkleşmesinde önemli katkıları olan Anadolu Beylikleri Tarihi hakkındaki bilgimizin sınırlı olmasında etken olduğu gibi; Anadolu Beyliklerini de yeteri kadar tanımama sorununu da ortaya çıkarmıştır. Fakat günümüzde de Beylikler Dönemi hakkında önemli bir veri tabanı oluşmaktadır ve bu sorunu bir şekilde aşmaya da başladık. Önemli bir veri tabanı oluşmaya başlayan Beyliklerin en önemlilerinden biri de hiç kuşkusuz Aydınoğluları Beyliği’dir. Bu coğrafyaya 14.yy.da egemen olan Aydınoğlu Beyliği’nin “Aydın” isminin ilimize ad olarak verilmesinde etkili olmasından dolayı biz Aydınlılar açısından bu beyliğin önemi daha da fazla artmıştır.

Aydınoğlu Beyliği’nin merkezi Birgi’dir. Beylik, Aydın Eli topraklarını yöneten sahil beyliklerindendir ve bu yüzden Aydınoğlu beyi Emirü’s-Sevahil’dir (Sahillerin Emiri). Beyliğin kurucusu eski bir Germiyan Beyliği komutanı olan Aydınoğlu Mehmet Bey’dir ve (Babası olduğunu düşündüğümüz Aydın Bey hakkında tam bir bilgiye sahip değiliz.) Aydınoğlu Mehmet Bey, beş oğlu ile beyliği yönetmekteydi. Sultanhisarı ve Ayasuluk’ta hakim olan büyük oğlu Hızır Şah’tı ve İzmir’de hakim olan ise Umur Bey’di, İbrahim Bahadır Bey Bodemya’yı (Bademiye), Süleyman Şah ise Tire’yi yönetmekteydi ve diğer oğlu İsa Bey ise Aydınoğlu Mehmet Bey’in yanında Birgi’de bulunmaktaydı.[1] Mesaliki’l-Absar’ı yazan Omari Aydınoğlu topraklarına gelmiştir ve şöyle yazmıştır: Sahibinin altmış şehri (60) ve üçyüzden (300) fazla kal’ası (kale) vardır ve bunun askerinin mikdarı yetmişbin (70.000) olup bunlar harplerde yara almış kılıç ve mızrakla teçhiz edilmiş süvaridir.[2] Omari yine aynı dönemde Saruhan Bey’inin 15 şehri, 20 kal’a sı ve 10.000 askerinin; Germiyan Bey’inin ise 70 şehir ve kalesiyle 40.000 süvarisinin bulunduğunu eserinde yazmıştır.[3] Omari’nin verdiği bilgiler bize gösteriyor ki Aydınoğlu Beyliği çevresindeki beyliklere göre güçlü bir beyliktir ve geniş bir coğrafyayı yönetmektedir. Aydınoğlu Beyliği’nin geniş bir coğrafyayı yönetmesi aynı zamanda topraklarında farklı milletlerden ve dinlerden insanların da yaşaması demektir. Benim bu makaledeki amacım Aydınoğlu devlet adamları ve saray fertlerinin inanç kozmopolitliğini (çeşitliliğini) göstermeye çalışmaktadır.

Aydınoğlu devlet adamlarının ve saray fertlerinin inanç farklılıklarını ortaya koymak istiyorsak; ilk önce Osmanlı Araştırmalarında da uyguladığımız Müslüman olanlar (Müslimler) ve Müslüman olmayanlar (Gayri Müslimler) benzeri bir toplumsal sınıflandırma yöntemiyle işe başlamak doğru olur. Çünkü burada toplumu ekonomik sınıflandırmadan çok dinsel açıdan sınıflandıracağımız için bu tarihsel yöntemi uygulamak da en mantıklısıdır. Bu sayede Aydınoğlu devlet adamlarının ve saray fertlerinin dinsel açıdan ne kadar çok farklı inanç sistemlerine inandıklarını gösterdiğimiz gibi Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Saraylarındaki etnik ve dinsel açıdan mevcut olan çeşitliliğin Aydınoğlu Sarayı’nda da olduğunu görmüş olacağız.

Venedik gibi İtalyan kent devletleriyle savaşan ve yine aynı zamanda aynı İtalyan kent devletleri ile ticaret yapan; Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) ile savaşan aynı zamanda Bizans’ın taht mücadelelerine müdahil olan[4] ve Papa’nın isteği üzerine ateşkes imzalamak için Avignon’daki sarayına elçi gönderebilecek kadar güçlü bir diplomasiye sahip olan[5] bir beyliktir Aydınoğlu. Doğal olarak böyle bir beyliğin diplomasisini ayakta tutan unsurlar çok önemlidir. Her şeyden önce Aydınoğlu Beyliğini yöneten hanedan Türk ve Müslüman’dır; fakat bürokratik kadrosunda dış ilişkilerde uzman ve birkaç dil bilen Rum devlet adamları da olabilir. Çünkü Aydınoğlularının bazı gayrimüslim Avrupalı Devletler ile imzaladığı antlaşma metinlerine baktığımızda; çoğaltılmış olan antlaşma metinlerinin birçoğunun dili Türkçe değil Grekçe’dir. Ortaçağ’ın Avrupa’daki diplomatik dili de bilindiği üzere Latince’dir. Mesela 18 Ağustos 1348’de Hızır Bey ile Papalık, Venedik, Rodos Şövalyeleri ve Kıbrıs Krallığı’nın oluşturduğu dinsel referanslı bir birlik olan Sancta Unıo [Kutsal Birlik] arasında imzalanan geçici ateşkes antlaşmasının orijinal metni Grekçe’ydi ve daha sonra Venedik Arşivine geçerken Latince’ye çevrilmişti.[6] Muhtemelen Aydınoğluları da bu Grekçe metni hanedanın dili olan Türkçe’ye çevirmişti. Siyasetten de bu böyle olması gerekti. Diğer taraftan Aydınoğlularının Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’nun diplomatik kurallarına göre imzalamış olduğu antlaşmalarında tarih literatüründe bulunması[7]; şöyle bir sonucu ortaya çıkarmaktadır: Aydınoğlu Sarayında muhtemelen Müslüman hanedanın yönetiminde bürokratik dilleri bilen Hristiyan-Ortodoks Rum bir bürokrat kesim vardı. Bu sonuç üzerinde özellikle durmamın nedeni sarayın başka görevlerinde Rum tebâdan insanlar mevcut olduğu 14.-15.yy.a ait kaynaklarda biliniyordu. Mesela 14.yy.da Aydınoğlu topraklarına gelen ünlü Arap Seyyah İbn Battuta, Umur Bey’in, babasının yanından kaleye gelir gelmez kendisini selamladığını ve geciktiği için özür dilediğini yazmıştır. Daha sonra sofra kurdurduğunu ve Umur Bey’in Nikola adında bir Rum cüceyi köle olarak kendisine gönderdiğini seyahatnamesinde yazmıştır.[8] Aynı şekilde Aydınoğlu Mehmet Bey’de Mihail adında bir Rum köleyi İbn Battuta’ya hediye etmişti. Amaç burada Arap seyyaha yardımcı olmasını sağlamak ve Arap Seyyahı gittiği yerler hakkında Aydınoğlu Beyine bilgi vermesinden dolayı mükafatlandırmaktır. Çünkü iletişim araçları yoktu ve dünyadan haberde bu şekilde alınıyordu. İbn Battuta saraydaki başka bir olayı da anlatır. Arap seyyah, saray kapısında dikilen üzerlerinde ipek elbiseler olan ve saçları ikiye ayrılmış olan beyaz tenli yakışıklı gençleri müderris’e sorar. Müderris Fakıh da “Bunlar Rum delikanlılarıdır.”[9] diye cevap verir. Yine bilindiği üzere ünlü Bizanslı Tarihçi Mikhaél Doukas Bizans’tan kaçarak Aydınoğlu Bey’i İsa Bey’e sığınmıştı (15.yy) ve bize “Tarih” olarak çevrilen ünlü tarihî eserini yazmıştı.[10] Sayın Tuncer Baykara “sonradan Menteşe kıyılarına ve oradan Aydınoğlularına kadar uzanacak denizci geleneğin temelinde Akdeniz gemicileri yatmaktadır.” diye eserinde yazmıştır.[11] Bu durumu kuvvetlendiren ise coğrafya itibariyle Aydın Elindeki Rum denizcilerin olması ihtimalidir ve muhakkak ki Ege Adalarına yapılan seferlerde bu Rum denizciler, yıkılmakta olan Bizans Devletine ait donanma yerine Aydınoğlularının deniz donanmasını tercih etmişlerdir ve Aydınoğlu beyleri (Özellikle Umur Bey komutasındaki deniz zaferleri bu açıdan önemli) de bu Rum denizcilerden yararlanmışlardır. Buraya kadar anlattıklarım kaynaklarda bulabileceğimiz şeyler; fakat bana göre Aydınoğlu sarayında, Osmanlı Sarayının tercümanları gibi iyi diplomasi bilen Ortodoks Rumlardan oluşan bürokratik bir sınıf olması ihtimaliydi. Osmanlı İmparatorluğunda da bilindiği üzere Divan-ı Hümâyun tercümanları genelde Rum-Ortodoks’tu.

14.yy.da Aydınoğluları topraklarına gelerek Aydınoğlu Beyleriyle görüşme imkanını bulmuş ünlü Arap seyyah İbn Battuta, Birgi’deki Aydınoğlu Sarayında bir doktorun hikayesini anlatır ve bu doktor üstelik Yahudi’dir. İbn Battuta sorar bu kimdir diye müderris şöyle cevap verir: “Bu ihtiyar bir Yahudi doktordur ve hepimiz ona muhtacız.” Fakat İbn Battuta tepki verip Yahudi’yi azarlamasına rağmen onu çekemeyen grup Arap Seyyah’a destek verir, zaten bu olay da Yahudi doktorun oradan ayrılmasıyla kapanır.[12] 15.yy.ın en iyi tıp kitabı örneklerinden olan Müntehab-ı Şifa’ Arapça’dan Türkçe’ye tercüme ederek kitaplaştıran ve aynı zamanda baytarlık, çocukluk hastalıkları üzerine birçok eseri de bulunan Hacı Paşa El Aydınî gibi ünlü Müslüman hekimleri de Aydınoğlu Sarayının hizmetinde bulunmaktaydı.[13] Bu durum bize gösteriyor ki din farkı gözetmeksizin başarılı ve yararlı olan her birey Aydınoğlu Sarayında görev alabilir ve yükselebilirdi.

Gördüğümüz üzere Aydınoğlu sarayında hem üst kademelerde hem de hizmet grubunda gayr-i Müslim unsurlar bulunmaktadır. Bu önemli olmakla berber sarayın kozmopolit bir yapıda olduğunu da göstermektedir. Aynı çeşitlilik sadece gayri Müslim unsurlar arasında yoktur, Müslüman kesimin arasında da vardır. Müslüman unsurlar arasındaki çeşitlilik daha çok Sunî ve Şi’î inançlara bağlı insanların Aydınoğlu sarayında bulunmasıyla ortaya çıkmaktadır. Bilindiği üzere Mevlevîlik, Bektaşîlik ve Rıfaîlik gibi dinsel grupların etkisi Batı Anadolu Beyliklerinde 14.yy da görülmüştür ve bu etki kendisini mimarî alanda da göstermeye başlamıştı.[14] Örneğin Batı Anadolu’nun Manisa, Birgi, Tire ve Güzelhisar (Aydın) gibi önemli şehirlerinde Mevlevi tekkeleri kurulmaya başlamış ve bu gruplar zamanla devlet kademelerine kadar girmeyi başarmıştır. Müslüman devlet adamları arasında iktidarını güçlendirmek için dinsel bir grubun peşinden gitmek siyasi erkler tarafından gereklilik gibi hissedilmişti. Fakat bunun altında dini motiflerden çok siyasi gerekçelerin yattığı da önemli bir gerçekti. Şimdi size bu konuyla ilgili birkaç örnek vermek istiyorum. Aydınoğlu Mehmet Bey’in Sunî İslam’ın içinde önemli bir yer tutan Mevleviler ile iyi ilişkileri vardı. Merhum Abdulbaki Gölpınarlı Mevlana’nın oğlu Veled Çelebi’nin Aydınoğlu Mehmet Bey ve tebâsıyla arasının çok iyi olduğunu, Veled Çelebi’nin Aydınoğlu Mehmet Bey’i sevdiğini eserinde yazmıştır. Daha sonra devam eder ve Eflaki’nin Menakıb Al Arifin adlı eserinde de geçen Veled Çelebi’nin Aydınoğlu Mehmet Bey’e Sultanü’l-Güzât (Gazilerin Sultanı) unvanını verdiğini ve Türk ve Moğol beyleri içinde onu övdüğünü, büyüklüğü, cömertliği ondan öğrenin dediğini ve ona “subaşımız” diyerek onure ettiğini eserinde yazmıştır.[15] Aydınoğlu Mehmet Bey’in Mevlevilerle olan ilişkisi bazı kaynaklarla da tespit edilmiştir. Fakat merhum Abdulbaki Gölpınarlı, Aydınoğlu Mehmet Bey’in oğlu Umur Bey’in de Mevlevilerle ilişkisi olduğunu yazmıştır.[16] Burası araştırılması gereken bir konudur. Çünkü son zamanlarda yapılan araştırmalar Umur Bey’in Bektaşi gurubuyla da ilişkisi olduğunu ortaya çıkarmıştır. Umur Bey ile Bektaşi ilişkisi Abdal Musa Velayetnâmesi’nde geçmektedir. Abdal Musa bir Horasan dervişidir ve Ahmet Yesevi geleneğini temsil eder. Abdal Musa’nın Hacı Bektaşi Veli ve onun güvendiği kişilerden olan Kızıl Deli Sultan ile ilişkisi vardır. Hatta Hacı Bektaş’ın üç emaneti mermer çerağ ve yeşil ferman Kızıl Deli Sultan’da toplanır ve Abdal Musa’ya intikal eder.[17] Antalya Elmalı’daki Teke Köyüne Aydın-Denizli-Fenike yoluyla gelir ve Abdal Musa kendi ocağını kurar. Bilindiği üzere ünlü halk şairi Kaygusuz Abdal da Alaiye Bey’nin oğlu iken gelir ve Abdal Musa’ya 18 yaşında katılır.[18] Bahsettiğimiz Bektaşiliğe yakın grupla Umur Bey’in ilişkisi Rodos seferinden önce gerçekleşir. Bu seferden önce Abdal Musa ile Umur Bey görüşür, Aydınoğlu Umur Bey’e Abdal Musa kendi eliyle börk giydirir, kendisine yine Abdal Musa “Gazilik” unvanını verir ve yanına Kızıl Deli Sultanı vererek Umur Bey’i Rodos seferine gönderir.[19] Umur Bey’in isminin artık Gazi Umur Bey olarak anılması bu olaydan sonra olur. Görüldüğü üzere Umur Bey, Şi’î bir dini grup olan Bektaşîler ile de çok iyi münasebetleri vardır. Aynı şekilde Umur Bey’in kardeşi Aydınoğlu Hızır Bey’in, Papalık ile 18 Ağustos 1348’de imzaladığı antlaşmanın maddelerine uyacağına dair ettiği yemin de ilginçtir: “Vallahi-billahi Tallah al-‘Azim Muhammed, Zienlâbidin’Ali et Djafer (Cafer), Hasan, Hüseyin” Bu yemin bize Aydınoğlu Hızır Bey’in de Şi’î olduğuna dair bir gerçeğe götürmektedir.[20]* Bu ilişkiler o dönemde normaldir; çünkü yeni oluşmaya başlayan dinsel gruplar Anadolu beyleri ile yakın ilişkiler kurarak bölgede nüfuz sahibi olabiliyorlar, yine Beyler de bu dinsel grupları arkasına alarak daha güçlü bir şekilde iktidar olabiliyorlardı. Çünkü bu dönem (14. ve 15.yy) siyasal bir boşluğun yaşandığı dönemdir ve her kesim için de siyasi arayışı ifade etmektedir.

Sonuç olarak Aydınoğlu Sarayı, hem etnik açıdan hem de dinsel açıdan çeşitliğin ürünü olan bir saraydı ve döneminin en güçlü Anadolu Türk Beyliklerinden birinin sarayıydı. Bu sarayın çeşitli unsurları da içinde bulundurması, Aydınoğlu Sarayını daha da ilginç hale getirmiştir. Çünkü o dönemde bu kadar çeşit unsuru bir arada bulundurmak ve bunların uyumlu çalışmasını sağlamak kolay bir iş değildir. Birçok hanedan sarayın içindeki gruplar tarafından devrilerek kimlik değiştirmiştir. Mesela bir grup Mısırlı Türk Kölemen’in Mısır’da Türk olmayan unsurlara saray içinden yükselerek hükmetmesi yine bu yüzyıllarda olmuştur. İki kez kurulup yıkılan bir beylik olan Aydınoğlularını bu anlamda düşünürsek pek de yanılmış olmayız herhalde.


SONNOTLAR

“Aydınoğlu Sarayı’nın ve Devlet Adamlarının İnanç Çeşitliliği” Aydın Aydın Tarih ve Kültür Dergisi, Yıl: 1, Sayı: 5, Kasım-Aralık 2008, ss. 4–6.

* Bu dönemde İran’da bile Şiîlik güçlü değildi. Büveyhîler gibi bazı yerel hanedanlar Şii olsalar da bu dönemde İsmailîlik bölgede baskındır. Onun da çeşitli Suriye’den İran’a çeşitli kolları vardır. Mesela Suriye’de Masyaf kalesinde Râşidüddîn Sinân el-İsmâîlî de İsmailîlerin koludur, Nasır-ı Hüsrev’in mezarının bulunduğu Afganistan’daki Nizarîlik de İsmailî koludur. Bu dönem Şiilikten kasıt İsmailî-Nizarî gruptur. En güçlü Şiî devlet çok önce Mısır’da kurulan Fatimî devletidir. O yüzden Anadolu’daki Alevî-Bektaşî grubu bu gruplarla karıştırmamak gerektir. Himmet Akın burada Şiî tabirini kullansa da kastedilen Anadolu’ya has Alevî-Bektaşî geleneğidir. Anadolu tasavvuf geleneğinin bir yansımasıdır. Şiîlik İran’da Şah İsmail ve Safevîlerden sonra güçlendi.

[1] Himmet Akın, Aydınoğluları Tarihi Hakkında Bir Araştırma, İstanbul, 1946, sf. 30.

[2] Himmet Akın, Aydınoğluları Tarihi Hakkında Bir Araştırma, İstanbul, 1946, sf. 92.

[3] İlknur Aytuğ-Kolay, Batı Anadolu Beylikler Mimarisinde Yapım Teknikleri, Ankara, 1999, sf. 5.

[4] İ. Melikof, “Aydın-Oghlu”, Encyclopedia of Islam, c. I, Leıden, 1986, sf. 783.

[5] Theunissen, Chapter Six: “Venetian Treaties with the Emirates of Menteşe and Aydın”, sf. 86; Elizabeth Zachariadou, Trade and Crusade, 54-56; and setton, op.cit. , I, 213-223.

[6] Theunissen, Chapter Six: “Venetian Treaties with the Emirates of Menteşe and Aydın”, sf. 86- 87; Elizabeth Zachariadou, Trade and Crusade, sf. 184, 205-210.

[7] A. g. e. , 101-102.

[8] İbn Battûta Seyahatnâmesi, çev. ve inc. A. Sait Aykut, c. I, İstanbul, 2004, (YKY), sf. 425.

[9] A. g. e. , c. I, sf. 422-424.

[10] Mikhaél Doukas, Tarih Anadolu ve Rumeli 1326-1462, çev. Bilge Umar, İstanbul, 2008, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, Çevirenin Sunuşu, vii.

[11] Tuncer Baykara, Türkiye’nin Sosyal ve İktisadi Tarihi (XI-XIV.Yüzyıllar), Ankara, 2000, sf. 188.

[12] İbn Battûta Seyahatnâmesi, çev. ve inc. A. Sait Aykut, c. I, İstanbul, 2004, (YKY), sf. 423.

[13] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri, TTK, Ankara, 2003, sf. 212-213; Tuncer Baykara, Türkiye’nin Sosyal ve İktisadi Tarihi (XI-XIV.Yüzyıllar), Ankara, 2000, sf. 199. Ayrıca İsmail Çiftçioğlu’nun (Dumlupınar Üni. Eğitim Fakültesi) “Anadolu Beylikleri Döneminde Yetişen Çok Yönlü Bir Bilim Adamı: Hacı Paşa” adlı makalesine bakabilirsiniz.

[14] İlknur Aytuğ-Kolay, Batı Anadolu Beylikler Mimarisinde Yapım Teknikleri, Ankara, 1999, sf. 7.

[15] Abdulbaki Gölpınarlı, Mevlana’dan Sonra Mevlevilik, İstanbul, 1983, sf. 74; Himmet Akın, Aydınoğluları Tarihi Hakkında Bir Araştırma, İstanbul, 1946, sf. 29. ; Ayrıca Eflaki’nin Menakıb al Arifin adlı eserine bakabilirsiniz.

[16] Abdulbaki Gölpınarlı, Mevlana’dan Sonra Mevlevilik, İstanbul, 1983, sf. 74-75.

[17] Abdulrahman Güzel, Abdal Musa Velayetnâmesi, Ankara, 1990, sf. 87.

[18] A. g. e. , sf. 45.

[19] A. g. e. , sf. 99.

[20] Himmet Akın, Aydınoğluları Tarihi Hakkında Bir Araştırma, İstanbul, 1946, sf. 52-53.

Fotoğraf 1

GÖRSEL 1 Aydınoğlu Beyliği’nin hâkim olduğu Aydıneli toprakları

Fotoğraf 2-1

GÖRSEL 2 Gigliato (ya da Carlino): 13. yüzyılın sonlarında Napoli Krallığı'nda basılmaya başlanan, yaklaşık 4 (3.8) gram ağırlığında, yüksek kaliteli gümüş bir ortaçağ sikkesidir. Adını arka yüzünde haçın etrafına işlenmiş zambak ("giglio") motiflerinden alır ve özellikle 14. yüzyılda Akdeniz ticaretinde yaygın olarak kullanılmıştır. Zamanın ticaretteki en önemli değişim aracıdır. Antlaşmalarda gigliato dışında geçen paralar “akçe veya aspron”, “florin”ve “stavraton” idi. Ayasuluğ veya Ayasuluk, İlahiyatçı veya Teolog anlamında Theologos kelimesinin Türkçeleşmiş halidir. Aziz Yuhanna’ya atıftır. Orta Çağ'da bölgenin önemli bir dini ve ticari merkezi olan, antik Efes yerleşiminin bulunduğu tepedir. İsim, Yunanca "Aziz Yuhanna" anlamına gelen Agios Theologos ifadesinden türetilmiştir ve günümüzde Selçuk'taki kale ile tepenin adını temsil eder.

Ayasuluk’ta (Selçuk) Aydınoğlu Umur Bey Zamanında Basılan Bir Gigliato (1334-1348)

Ön Yüzü: Sağ Elinde Asa, Sol Elinde Globus Tutan Hükümdar Tasviri Aslanlı Tahtta Oturur Halde Cepheden Etrafında Latince Şöyle Yazmaktadır:

✠ HONETA/MONETA : QUE FIT : IN THEOLOGOS 

(Ayasuluğ’da Basılan Paradır)

Fotoğraf 3-2

Ortada Bitkisel Bezemeli Haç Motifi, Etrafında Latince Şöyle Yazmaktadır:

✠ DE : HANDATO/MANDATO : DNI (DOMINI) : EIUSDE LOCI :

(Aynı Yerin/Buranın -Selçuk- Efendisinin/Beyinin Emriyle)