Efeler Haber.com’daki köşemde yazdığım son yazımda Tabakhane deresinin etimolojik kökeni ve Aydın için önemi üzerinde durmuştum. Hatta yazının bir kısmında Pınarbaşı hakkında şu bilgileri vermiştim: “Tabakhane deresinin en önemli özelliği şehrin ortasından geçmesi ve mahalleleri birbirinden ayırmasıdır. Mesela Türk mahallesiyle gayr-i Müslimlerin oturduğu Monastriri ve Kepez(is) mahallesini birbirinden ayırır. Hatta bunun en iyi örneği günümüzde Tabakhane Hamamıyla Rum Hamamı’nın konumunda kendini göstermektedir. Karanlık Köprü üzerinden bağlantı sağlanan Tabakhane Deresi’nin her iki tarafında bu hamamları görmek mümkündür. Bu noktada Tabakhane Deresiyle Pınarbaşı bağlantısını da unutmamak gerekmektedir. Pınarbaşı yani Rumların deyimiyle “Küçük Pınar, Dere” anlamında Μπουναράκια Bounarakia hem Türk ağırlıklı Müslüman nüfus için hem de Rum ağırlıklı gayr-ı Müslim nüfus için tenezzüh (gezinti, piknik) yeridir. Ayrıca Çakıroğlu Kahvesi (café Tchakir-Oghlou) gibi Aydınlıların vakitlerini geçirebileceği mekanlar da burada bulunmaktaydı.” İşte halkın tenezzüh yeri olarak görülen Pınarbaşı’nda yaptığı etkinliklerden biri de Hıdırellez/Hıdrellezdi.

Hıdırellez; Kuzey Yarımküre’de geçmişten günümüze uzanan mitolojik, teolojik ve kültürel katmanlarıyla yalnızca bir bahar ritüeli değil, doğanın döngüsünü, zıtlıkların birleşimini ve insanın umutla yenilenmesini simgeleyen köklü bir yaşam bilincidir. Mezopotamya, Sümer ve Babil geleneklerinde her şeyin bir karşılığı vardır; bir yanda Ay Tanrısı Sin, diğer yanda Güneş Tanrısı Şamaş. Hasat zamanının yaklaşmasıyla doğa yeşillenir. Aslında Hıdırellez, yaygın kanının aksine baharın gelmesi değil; baharın bitişi ve yazın gelmesidir. Yeşilliklerin renklerinin en üst noktaya ulaştığı bu dönemden sonra artık otlar sararmaya başlar yani artık bahar yaza dönmüştür. Ayrıca insanların neden dünyanın her yerinde benzer ritüelleri yaptığını anlamanın önemiyle ve zaman algısındaki tarihsel değişimle açıklanabilir. Eski insanlar zamanı çizgisel (teleolojik) değil, döngüsel olarak algılardı. Bu döngüsel yapı Kur’an-ı Kerim’de 'Leylü ve’n-nehar' (gece ve gündüzün birbirini izlemesi) veya semâvâti ve’l-ard (yer ve gök) ilişkisiyle anlatılır. Yaşam, ölüm ve mevsimler sürekli bir devinim içindedir. Takvimin olmadığı dönemlerde insanlar zamanı doğadaki devinimden ölçerler. Mesela 'Cemre düştü' diyerek anlarlardı. Havaya, suya ve toprağa cemrenin düşmesini sayarlardı. Modernizm bize doğrusal (ereksel) mekanik zamanı dayattı ve bizi doğanın döngüsünden kopardı. Bu dönüşümü anlamak için Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü veya Jules Verne’in Zacharius Usta gibi eserlerinde geçen mekanik zaman eleştirisine bakmak gerekir.”

Pagan, Animist ve Totemist anlatılarda Hıdırellez ve Hıdrellez’e benzer şenlikler yapılmaktadır. Örneğin yaygın bir hata olarak ‘Şaman’ kelimesi ‘Kam’ tabirinin yerine kullanılmaktadır. Şaman yanlış bir tercümenin yapılmasından kaynaklanan oryantalist bir söylemdir. Kam, Türk, Altay ve Moğol halk kültüründe şifacı veya din büyüğüdür. Doğaüstü güçlerle iletişime geçtiğine inanılan ruhsal kişilik, mentör anlamında kullanılır. Şamanizm her yerel inancı içine hapseden bir torba kavram değildir. Doğaya en yakın olan yol gösterici insandır. Bu noktada ele alınması gereken ve Türk kültürü içinde canlılığını koruyan geleneklerden biri de “Hıdrellez”dir. Hıdrellez geleneği, bir bayram olarak bütün Türk milletinin topluca katıldığı, kutladığı, birtakım töreleri yerine getirdiği bir bahar bayramı gibi yorumlanır. Fakat Nevruz baharın başlangıcıysa Hıdrellez baharın sonu yazın başlangıcıdır. Çünkü yeşillenme en üst seviyededir ve yerini yavaş yavaş sararmaya bırakacaktır. Bu durum da yazın habercisidir. Yani bitkilerin yeşillenmesinin en üst seviyeye geldiği zaman aynı zamanda sararmanın başladığı zamandır. İşte doğaya yakın olan ve kendine yabancılaşmayan insan için bu yeniden yapılanma ve yenilenme vesilesidir. O yüzden eski zaman insanları için bu süreç şenliklerle ve bazı ritüellerle kutlanır. Bu yüzden Hıdrellez kutlamaları, insanın atalarından kalma bir psiko-tarihi reflekstir veya yansımadır.

Tevrat (Torah), İncil (Evangelion) ve Kur’an-ı Kerim ile birlikte bu kült Hızır ve İlyas (Eliyahu Hanavi / Profitis Elias=Peygamber İlyas) figürlerine evrilmiştir. Hıdırellez inancının semavi geleneklerdeki karşılıkları farklı dinlerde ortak bir kültürel mirasın devamlılığının sonucudur. Kadim Mitolojilerde ölümsüzlük otunu arayan ve aslında ölmeden sürekli diri kalmaya düşünen Sümerler’de Gılgameş veya Babil’deki adı Utnapiştim, Hint mitolojisinde Manu ile anılsa da bu Noah yani Nuh Tufanı’yla alakalıdır. Aslında Psiko-mitik açıdan Hıdrellez Mısır mitolojisinde Isis, Osiris, Horus; Antik Yunan’da ise ölü balığı diriltmesiyle bilinen Glaukos anlatısına yakındır. Bu süreç sözlü geleneğin temsilcisi olan mitolojiden yazılı geleneğin göstergesi olan teolojiye (ilahiyata) geçiştir. Yani Hıdırellez’in çok katmanlı mitolojik arka planı vardır. Bu anlatıların, farklı coğrafyalarda benzer sembollerle ve anlatılarla yeniden üretilmiştir. Bu inanç katmanları birbirinden kopuk değil, aksine tarihsel süreç içinde birbirini besleyen yapılardır. Örneğin Hıdrellez’in Hristiyan dünyasındaki karşılığı olan Miladî 23 Nisan’daki St. George (Aziz George veya Aya Yorgi) günü bu noktada önemlidir. Çünkü bugün dilek günüdür. Yorgoların ismindeki insanların da isim günüdür. Ayrıca Rumî takvim üzerinden hesaplanırsa 23 Nisan 5-6 Mayıs’a denk gelmektedir. Burası ilginç bir noktadır. Bu dini figür dilden dile farklılık gösterir: Yunanca Agios Georgios yani Aya Yorgi, Süryanice Geverg/Gevergos, İslam anlatılarında (Taberi Tarihi’nde) ise Cercis Aleyhisselam olarak geçmektedir. Yenilenmeyi ve kurtuluşu simgeler. Aydın’da Kepez mahallesindeki (Aytepe Mahallesi) en önemli kilisenin ismi Aya Yorgi’dir. Aya Yorgi Aya Haralambos ile Aydın’aki Rumların Azizi’dir. Ondan önce İlyas (Eliyah, Elias) peygamber ortaya çıkış ve yükseliş anlatılarıyla Kitab-ı Mukaddes’de de geçen bir peygamber vardır. Aslında Mesih (Meşiah=Yağlanmış ve yeniden dirilmiş) kavramı da burada devreye girer. Mesih’in gelmesi için bir kaosun olması şarttır. İşte bu noktada Yuhanna Kitabı’ndaki 'Mahşerin Dört Atlısı' figürü ve apokaliptik son beklentisi devreye girmektedir. Mesih gelince kaos bitecek ve kosmos yani düzen başlayacak inancı vardır. Biraz Mesiyanik bir inançtır. Unutmamak gerekir ki yeniden dirilme ve transfigürasyon (tecessüm=bedene bürünmesi) Hz. İsa’nın da özellikleridir. Yunus Emre’ye bile atfedilen bir söylem vardır: Ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm Burada da cismanî dünyanın yani tecessümün izleri vardır. Bir de işin ruhanî boyutu vardır. Bedensel yenilenme kadar ruhsal yenilenme de Hıdırellez’in arka planında vardır.

Tüm anlatıların özünde kadim bilginin temeli olan Dualizm (İkilik) yatmaktadır. Buna Latince Coincidentia Oppositorum yani zıtlıkların uyumu deniyor. Yer-gök, karanlık aydınlık, gece-gündüz gibi ikiliklerin birleşiminden yola çıkmaktadır. Tasavvufta ise 'Unio Mystica' (Mistik Birleşme) diyorlar. Bu biyolojik değil, ruhsal ve mistik (ilahi) bir buluşmadır. Aziz Pavlus ile Aziz Petrus’un buluşmasından (Yunanca en philemati hagio/Holy Kiss, Kutsal Öpücük) Mevlana ile Şems’in buluşmasına kadar uzanır. Mevlana’nın vefatı için kullanılan 'Şeb-i Arus' (Düğün Gecesi) tabiri işte bu mistik birleşmenin sonucudur. İkilikler biter, birlik başlar. Kesretten Vahdete (E Pluribus Unum) yani çokluktan birliğe uzanan bir anlayıştır. Mitolojide bunun pagan karşılığı 'Hieros Gamos' yani Kutsal Evlilik'tir. Hızır ve İlyas’ın buluşması bu noktada önemlidir. Hızır ve İlyas’ın buluşması, yer ile göğün, deniz ile karanın bir araya gelmesidir. İlyas Peygamber (Eliyahu Hanavi) denizlerin hâkimidir, Hızır ise karaların hâkimidir. Bu ikisi buluştuğunda zıtlıklar birleşir. Mitolojide bu buluşmanın olduğu yere 'Mecmaü'l-Bahreyn' (İki denizin birleştiği yer) denir. Bu yüzden Hıdrellez'de ise yeni evlenecek bakire kızlar (Bikran, Bikr, Parthenos, Virgo), o mistik birleşmenin kendilerine de bir şans açacağına inanarak gül ağacına dilek bağlarlar veya kilit açıp kapatırlar. Bağlama ve bağlanma birleşme veya buluşma anlamına gelir. Kilit açma da kimilerine göre nasibin açılmasıdır. Aslında beyaz atlı prensi beklerler. Hazreti Meryem (Miriam) da bir bakireydi. Hatta Hazreti Meryem'e İsa'nın doğumunun melek Cebrail aracılığı ile önceden bildirilmesi hadisesine Beşaret-i Meryem olarak da bilinir. Yani müjdelenmedir. Unutmamak lazım ki Hıdrellez de bir müjdedir ve Hızır ile İlyas’ın buluşmasını simgeler. Bu buluşma döngüsel olarak yenilenmeye, canlanmaya ve yeniden oluşa karşılık gelir. Türkler Orta Asya’dan geldiği kabul edilse de şu an bulunduğu konum gereği oradan getirdiği kültürle beraber Ortadoğu inanç motiflerini bünyesinde barındıran, Avrupa ve Afrika kıtlarıyla kültürel etkileşim içinde bulunan bir millettir. Nasrettin Hoca'nın dediği gibi; dünyanın merkezi bizim bulunduğumuz yerdir. Tevazu kadar biraz ben-merkezci düşünürsek hem antroposentrik (insan merkezli), hem teosentrik (tanrı merkezli), hem de geosentrik (evren-sentrik) bir bakış açısı bu yaklaşım. Hıdırellez/Hıdrellez, Semitik, Indo-Aryan ve Ural-Altay geleneklerine bakılırsa getto gibi ayrı ayrı mahallerde kutlanan kültürel şenlikler veya ritüeller değildir. Bayramları bile zaman zaman ortak kutlarız. Birbirimize benzeyen inanç motifleri vardır. Amin Maalouf'un Doğu'nun Limanları eserinde anlattığı o birlikte yaşama kültürünün kıymetini bilmek gerekir. O yüzden birçok millet ve halk aynı zamanda benzer anlayışta benzer bayramları kutlarlar. Üstelik Anadolu gibi bir kültür yolu ve kültürler kavşağı üzerinde yaşanıldığı unutulmamalıdır.

Türk kültürü kadar doğayla uyumlu başka bir kültür yoktur. 'Şeytan kulağına kurşun' veya 'Çaput bağlamak' gibi adetler Orta Asya'dan gelir. Hızır kelimesi ise 'Hadr (Hudr)' kökünden gelir ve 'Yeşil' demektir. Bastığı her yerin yeşerdiğine inanılır. Dini metinlerdeki Hızır figürünü ve ölümsüzlük anlatısını, "Kehf suresini 59. ayetten 81. ayete kadar bir bütün olarak okursak başka bir anlatı ortaya çıkar. Hz. Zülkarneyn anlatısıyla Hızır hikayesi burada iç içe geçmektedir. İskender-i Zülkarneyn'in maiyetinde bulunan Hızır ve İlyas, 'Zulumat' (Karanlıklar) denizine giderler. Orada kızarmış balığın canlandığını görünce 'Ab-ı Hayat' (Aqua Vita) suyunu bulduklarını anlıyorlar. Hızır bu sudan içerek ölümsüzleşiyor ve 'İlm-i Ledün' (Ledün İlmi) temsilcisi oluyor. Tasavvufta Hızır, sırlara vakıf bir otoriteye yükselir; onunla doğa bile değişiyor, atlarının rengi 'boz' oluyor. Bilindiği üzere at metaforu Yuhanna’nın mahşerin dört atlısı alametinde de geçer. Orada da yeniden diriliş vardır. Türklerde de canlı bir at /equid kültürünün olduğu unutulmamalıdır. O yüzden Kaşgarlı Mahmud Kitâbu Dîvânu Lugâti't-Türk adlı sözlüksel eserindeKuş Kanatın Er Atın” der ve Atın Türk’ün kanadı olduğunu vurgulamaktadır.

"İlyas kelimesinin kökeni İbranice 'Eliyahu'dur; 'Yahve benim tanrımdır' anlamına gelir. 'Eliya Ha-Navi' (Peygamber İlyas) olarak tanımlanır. Bugünkü Diyarbakır Eğil tarafında gömülü olduğuna inanılan Elyasa ile birlikte anılır. İnanca göre Zülkifl peygamber de Eğil’de mezarı bulunduğu kabul edilir. Bu coğrafya Nil ile Fırat arası Aden Bahçesi (Gan Eden) olarak tanımlanması tesadüfi değildir. Verimli Hilal’in kalbidir. Ortodoks ikonasında Yunanca 'Pyrophoros Anabasis' yani ateşli arabayla göğe yükseliş sahnesi vardır. İlyas peygamber su kenarına gider, birden ortaya çıkar ve ateşle birlikte göğe yükselerek kaybolur. Ondan geriye sadece sadık bir hırka kalır. O yüzden Hıdrellez’in etimolojisine bakarsak Hıdrellez, Arapça kökenli Hızır (حضر - yeşil/bereket) ve İlyas (إلياس) peygamberlerin isimlerinin birleşmesiyle oluşan, Türk ve Ortadoğu kültürlerinde ölümsüzlük suyunu içen bu iki kutsal kişinin yeryüzünde buluştuğu gün (5-6 Mayıs gecesi önemlidir) kutlanan bahar bayramıdır. "Hıdır" (Hızır) karadakilerin, "İlyas" ise denizdekilerin darda kalanlarına yardım eden peygamberler olarak bilinir. Osmanlı Türkçesi sözlüklerde bu durum 'yerin yeşillenmesinin ekinlerin kemale gelmesine/olgunlaşmasına' bağlanır.

Gül ağacına ip veya dilek keseceği bağlam, kilit açma ve ateşten atlama gibi ritüeller hep birer istek ve arınma kapısıdır. Roman vatandaşlarımızın Kakava şenlikleri bu noktada önemlidir. Emil Kusturica’nın Çingeneler Zamanı filminde müziğiyle kulaklara çalınan Ederlezi (Hıdrellez) kutlamaları bu kültürün yaşayan parçasıdır. (Ortodoks Hristiyan Türkler olan Gagavuzların da meşhur grubu Kolay Sesler(İ) ve sanatçı Tatiana MITIOGLO bu eseri yakın zaman önce Хедерлез=Hederlez=Hıdrellez olarak seslendirmişti. Çünkü Hıdrellez Gagauz/Gagavuz Türklerinde de coşkuyla halen kutlanır.) Hatta Romanların “BABAFİNGO” efsanesi bile vardır. İnanışa göre Romanlara ve Çingenelere yol göstermiş büyük bir önder imiş. Düşmanlarından kaçarken suda boğulmuş. Kakava ve Hıdrellez günleri Kanuni köprüsünden suya atlayan Romanlar Babafingo'yu suyun dibinde ararlar. Dikkat edilirse burada da su kenarı efsanesi vardır. 'Martaval okuma' deyimi bile kaderin yazıldığı o niyet mânilerinden ve dilek çömleklerinden gelir. Bugün güneş merkezli modern dünyaya geçtik ve bu bağlardan koptuk. Eskiden hazırlıklar için pazarlar hareketlenirdi, tıpkı İran'daki ayrılık gecesi olan en uzun gece 'Şeb-i Yelda' (21 Aralık) gibi. O sular kurudu, o ruh biraz azaldı ama hala cüzdanlar açık bırakılır; Hızır ve İlyas'ın bereketi beklenir. Umut dünyasında da yaşayan insanın umudur da Hızır ve İlyas’ın gelişi. Hıdırellez, insanın doğayla barışma ve yeniden doğuşu kutlama anıdır. Ateş, su, toprak ve havadan oluşan dört elementi (Anasır-ı Erba), arınmayı ve yeniden dirilişi ifade eder."

Aydın için önemi Hıdrellez’in kutlandığı iki önemli alan vardır. Birincisi Pınarbaşı ikincisi Aytepe mesire alanıdır. Hatta bazı kaynaklar Tellidede ve çevresini üçüncü yer olarak eklerler. Bunun nedeni buraların tenezzüh yani gezinti yapılan yerler veya yeşilliklerin yoğun olduğu piknik alanları olması düşünülebilir. Sadece bu nedenler değil. Buralar aynı zamanda Aydınlılar’ın dua ettikleri, adaklar adadıkları yerlerdir. Kendisi doğmadan önce Tellidede’ye ailesi tarafından kendisi için adak adanan Zeki Mesud Alsan anılarını anlattığı eserinde şu şekilde yazmaktadır: “Aydın civarında bahçeleri, bağları olanlar, hısım, akrabasını, konu komşusunu toplayarak oralara giderlerdi. Evvelden hazırlıklar yapılır, dolmalar doldurulur, helvalar pişirilirdi. Bağı, bahçesi olmayanlar da, kırlara dağılırlardı. Aydın'ın o zaman iki meşhur tenezzüh yeri vardı. Şimalde Topyatağı, cenupta Telli Dede... Semtinin yakınlığına göre, kadın, erkek, çoluk çocuk birçok Aydınlılar, bu iki yerin çimenleri üzerine yayılırlar, yerler, içerler, akşama kadar eğlenirlerdi.” [Mustafa’nın Romanı -Memleket Çocuğu-, 2002; 66] Bu yüzden Hıdrellez, Aydın’da yeşilliğin çok fazla olduğu sayfiye alanlarında, su kenarlarında ve Tellidede, Karacaahmet Dede gibi dini şahsiyetlerin mezarlarının bulunduğu alanlarda kutlanırdı. Özellikle Pınarbaşı hem yeşilliğin çok fazla olduğu hem Tabakhane Deresi’nden dolayı su kaynağı ve kenarı olması hem de şehrin kalbinde yer almasından dolayı Hıdrellez kutlamaları ve ritüellerinin yapıldığı yerdi. Aydınlılar dileklerini ya su kenarında ya da gül ağacı gibi yeşillik olan alanlarda dilerlerdi. Ağaç diplerine, dallarına veya insanların ulaşamadığı yerlere dileklerini dilerler hatta ev, iş isteyenler ona uygun şekillerle çizerlerdi. İp bağlama veya çapıt bağlama geleneği Orta Asya’dan gelen bir Türk geleneği olarak devam ederdi. İnsanlar bir araya gelir sohbet ederler, piknik havasında ve imece usulünde birlikte yerler, içerler fakat dileklerini söylemezlerdi. Ateşin üstünden atlama ritüeli muhakkak gerçekleştirilirdi. Genç kızlar kilit veya baht açma törenlerini yapar ve evlenmek isteyen kızlar dualarını ederlerdi. Hıdırlık denilen yeşil alanların ve suyun olması Pınarbaşı’nı cazip hale getirdiğinden insanlar buralarda toplanırdı ve bu ritüelleri burada gerçekleştirirlerdi. Hasta olanlar deva borçlu olanlar eda isterlerdi. Hıdırellez günü helva basılır, börekler yapılır ve kırlara gidilir, Kırmızı gül dibine bozuk para koyulup bir gün bekletildikten sonra o para bir yıl cepte taşınırdı. Böylece cüzdana bereket geleceğine inanılmaktaydı. Ayrıca Cumhuriyet’in ilk yıllarında Hıdrellez günü yani 5 Mayıs’ta “Mektepliler Bayramı”na denk gelirdi. Çocuklar hem baharın keyfini hem Hıdrellez’in keyfini çıkarırlar hem de Mektepliler Bayramı’nı kutlarlardı. Hem Aytepe hem Pınarbaşı hareketlenirdi. İdman Bayramı veya Mektepliler Bayramı, daha sonra 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı kapsamına alınmıştı.

Anadolu’da Kur’an-ı Kerim merkezli din anlayışıyla halk arasında oluşan inançlar zaman zaman farklılık gösterebilmektedir. Şunu belirtmek gerekir ki dinin yaklaşımıyla halkın inançlarını birbirine karıştırmamak gerekir. Halkın inançları daha çok folkloriktir. Dinde kuldan bir şey istenmez. Allah’tan istenir. Din ile tasavvuf nasıl aynı şey değilse Anadolu’da halk inançları ile İslam dininin yaklaşımını birbirine karıştırılmaması gerektir. Çünkü bu yaklaşımlar ve eylemler kökleri geçmişe dayanan kültürün uzantılarıdır. Hıdrellez de hem kültürel hem de folklorik olarak var olan bir gelenektir. O yüzden yüzyıllardır kültürel belleğimizde varlığını halen sürdürmektedir.

1P

GÖRSEL: 1 Üstte Hızır Aleyhisselam (Âsâr-ı Hızır Aleyhisselam=Hızır (A.S)'ın İşleri Yaptıkları.) Aşağıdaysa Âsâr-ı İskenderü'l-Kebir yani Büyük İskender'in İşleri Anlatılmaktadır. Anlatıya göre Hızır (AS) Ab-ı Hayat (Aqua Vitae) yani Ölümsüzlük Suyunu Elde Etmiştir. Bu yüzden Ölümsüzlük Özelliğine Sahip Olmuştur. Fakat Aynı Suyu Büyük İskender'e Ulaştıramamıştır. O Yüzden İskender Bir Ölümlü Olarak Kalmıştır.

KAYNAK: Zubdatü't-Tevarih, Hicri 991/Miladi 1583, Osmanlı İmparatorluğu (Devlet-i 'Aliyye) El Yazması, The Chestter Beatty Library, Dublin, İrlanda, CBL T 414.

2P

GÖRSEL 2

Hazreti Hızır Aleyhisselam Mistik Seyahatleri, Hıdrellez'in Gelişi, Derya-yı Hazer/Hazar Denizi, Rud-e İtil (Volga), Yecüc ile Mecüc. Ayrıca Derbend, Gürgan/Cürcan, Taberistan, Ermeniyye Gibi Yerleşimler de Haritada Gösterilmiştir.

Ebu İshak İbrahim b. Muhammed Al-Farisi al-Istakhri, Kitab Suver El-Ekalim (Memleketlerin/İklimlerin Tasvirleri Kitabı), 16. Yüzyılın İlk Yarısı, İstinsah (Kopya), Osmanlı İmparatorluğu (Devlet-i Aliyye), Varak 102b. MWNF Working Number: AT4 15

3P

GÖRSEL 3: Beş/5 Mayıs Mektepliler Bayramı, 1928, Aydın Cumhuriyet Kitabhanesi