“Seller, Taşkınlar ve Projeler: Cumhuriyet’in Mukaddimesi”

Arapça ḳdm (kadem) kökünden türeyen ve "öne çıkan, takdim eden" anlamlarına gelen mukaddime, Türkçeye bu fiilin bir kalıbından türetilen muḳaddima sözcüğünden geçmiştir. Temelde bir eserin başında yer alan ve kitabın yazılış amacını açıklayan giriş veya önsöz bölümünü ifade eder. Klasik kullanımda ise ordunun ana gövdesinden önce ilerleyen öncü birlik anlamını taşır. Batı dillerindeki anlamsal karşılıkları, kullanım amacına göre çeşitlilik gösterir. Edebi bir giriş için Yunanca Prolegomenon (προλεγόμενον) üzerinden "önceki söz" demek olan prologue kullanılırken, yazarın amacını anlatan kısa ön bilgiler için Latince kökenli praefātiō kelimesinden preface tercih edilir. Daha teknik ve akademik bir giriş için İngilizce introduction ifadesi kullanılır. Özellikle felsefî veya bilimsel eserlerdeki kapsamlı eleştirel girişler için kullanılan prolegomenon terimi, İbn Haldun’un ünlü eserinin Batı dillerindeki yaygın isimlendirmesidir. İbn Haldun'un 14. yüzyılda yazdığı Mukaddime, onun devasa tarih eseri Kitâbü'l-İber'in Arapça Kitâbü’l-ʿİber -Kitâbü Tercemâni’l-ʿİber- ve dîvânü’l-mübtedeʾ ve’l-ḫaber fî eyyâmi’l-ʿArab ve’l-ʿAcem ve’l-Berber ve men-âs̱arahüm min-ẕevi’s-sulṭâni’l-ekber adlı eserinin sadece bir kısmıdır. Arapça'dan "Arapların, Acemlerin (Arapça bilmeyenler), Berberîlerin ve Onlarla Aynı Devirde Yaşayan Büyük Kudret Sahiplerinin Günlerine Dair İbret Verici Kaynak ve Başlangıçtan (Yaratılış)tan İtibaren Haberler (Olaylar) Divanı/Külliyatı" olarak tercüme edilebilir. İşte mukaddime bu eserin teorik giriş kısmıdır. Sosyoloji, tarih felsefesi ve iktisadın temel eserlerinden biri sayılan bu eser, tarihsel olayların arka planını, toplumların doğuş ve yıkılış nedenlerini (ümran ilmi) inceleyen, döneminin ötesinde bir başyapıttır. 18. Yüzyılda ilk iki cildini çeviren Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Efendi ve üçüncü cildini 19. Yüzyılda çeviren Ahmet Cevdet Paşa’yla birlikte eserin ismi Tercüme-i Mukaddime-i İbn Haldûn olarak verildi. Mukaddime kelimesi bu şekilde dilimizde çok defa bilinir olmuştu. Kısacası mukaddime kelimesinden kastedilen aslında Türkçe önsüzdür. Bir de Arapça mukaddimenin karşılığı olarak son anlamında hatime, nihayet ve encâm kelimesi kullanılır. Latince “Finis” kelimesine karşılık gelir. Özellikle kitap sonlarında hatime kelimesi kullanılır. Hatm ve hıtâm sözlükte “örtmek, mühürlemek, bir şeyi tamamlayıp sonuna ulaşmak” gibi manalara gelir. Kur’ân-ı Kerîm’i başından sonuna kadar yüzünden veya ezbere okuyarak bitirmeye, ayrıca Ṣaḥîḥ-i Buḫârî başta olmak üzere tanınmış hadis kitaplarını okuyup sona erdirmeye hatim (hatim indirmek, hatmetmek) denilmiştir. Bu kadar etimolojik ve teknik bilgileri verme nedenini ileride belirteceğim.

Ege Bölgesi’nin en uzun akarsuyu olan Büyük Menderes Irmağı (Maiandrios, Meandros, Meander) 584 km. uzunluğundadır (kaynaklarda 548 km ile 614 km arasında değişir) ve 24. 976 km² uzunluğundaki Büyük Menderes havzasının ortasından geçen bu nehir, çevresindeki tarım alanlarına da can suyu vermektedir. Büyük Menderes Havzası, nehrin doğduğu yerden yine aynı nehrin Ege Denizi’ne aktığı Aşağı Menderes Havzası’nda, nehrin deltası olarak tanımlanan, Akköy Lagünü mevkiindeki Deringöl Burnu’na kadar karasal olarak uzanmaktadır. Irmağın çevresindeki topraklar genel olarak Büyük Menderes Havzası adıyla anılmasına karşın bir takım alt gruplara da ayrılır. Fakat ana hatlarıyla bir taksim yapılırsa Aşağı Menderes Havzası, Orta Büyük Menderes Havzası, Yüksek (İç) Menderes Havzası’dır. Özellikle Orta Büyük Menderes Havzası ve Aşağı Büyük Menderes Havzası tarımsal verimlilik yönünden önemli havzalardır. Ayrıca bu iki havzanın çevresinde Sarayköy civarına kadar büyüklü küçüklü dağ silsileleri bulunmaktadır. Güneyinde Beşparmak Dağları, Madran Baba, Karıncalıdağ gibi dağlar bulunmaktadır. Kuzeyinde ise bir ucunda Samsun Dağı’nın diğer ucunda Beydağ’ın bulunduğu Aydın Dağları yer almaktadır. Bu bölgede son derece kararsız bir Akdeniz iklimi bulunmakla birlikte; yazın kuruma tehlikesi yaşayan ve yağışlı zamanlarda taşkınlar yaşayan bir Büyük Menderes Nehri söz konusudur. Hatta zaman zaman bu taşkınlar bölgede maddi ve manevi zararlara neden olmaktadır. Ayrıca havzada yaşayan insanlar, sıtma, bataklık ve güvenlik tehlikesi yüzünden uzun yıllar yerleşimlerini dağ eteklerine ve nehirden uzak kesimlere kurdular. Fakat bu şartlara rağmen tarımsal üretim ve verimlilik yönünden Türkiye’nin en önemli havzalarından biridir. O yüzden tarih öncesi dönemden bu yana önemli yerleşimleri üzerinde barındırmıştır. [1]

Dersaadet Ticaret Odası Gazetesi’nde geçen haberler arasında Büyük Menderes Nehri önemli yer tutmaktadır. Özellikle bu dönemde Menderes nehri üzerindeki sel taşkınları, bent yapılması gibi haberler gazetede yer almaktadır. Gazetede yer alan bir haber şu şekildedir: “Bozdoğan ve Söke kazaları arasından cereyan iden çayın arasıra vukubulan feyezânında sular etrafında bulunan bağ u bağçe ve tarlaların mezrûâtına irâs-ı mazarrat eylemekde (ziraati zarara uğratmakta) olmasına binaen bunun def’-i mazarratı zımnında (zararın ortadan kaldırılması için) her iki cihetine birer sedd divarı inşası inde’l-keşf (keşfe göre) 79.000 küsür guruşla vücuda geleceği anlaşılmasına mebni ol babda tanzim idilen keşf defteri ve haritası evrak-ı müteferriasıyla beraber irsâl kılındığından meblağ-ı mezburun sarfına mezuniyet i’tası Aydın Vilayeti’nden istizan idilmiş (izin istenmiş) ve keyfiyyet lade’t-tezekkür ol-babdaki iş’ar-ı muvâfık maslahat (?) görünmüş oldığından (konu üzerine görüşüldüğünde, bu konudaki haber verme, işin gidişatına uygun görülmüş olduğundan) ber-mûceb-i istizan icâb-ı halin icrası Şura-yı Devlet Riyaset-i Celilesi’nden makam-ı sâmî-i sadâret uzmâya izbar kılınmışdır. (İzin istendiği üzere, gereğinin yapılması için durum Şura-yı Devlet’den Sadarete bildirilmiştir).” [Dersaadet Ticaret Odası Gazetesi, 24 Zilhicce 1313/6 Haziran 1896: sa. 597, sf. 269] Görüldüğü üzere Bozdoğan ve Söke’deki iklimsel olaylara bağlı ortaya çıkan Menderes taşkınları çiftçileri zarara uğratmıştır. Bu durumun tarımdan sonra ticareti de etkilemesi kaçınılmazdır. Bu yüzden devlet bu bölgede ortaya çıkabilecek zararı önlemek için sedd inşa etmeye karar verdiği ve bunun için keşfinin yapılarak (keşif defteri ve harita evrakıyla) maliyeti (79.000 küsür guruş) belirlendiği ortaya konulmuştur. Bu sorunun halledilmesi için Aydın Vilayeti ile Şura-yı Devlet Riyaseti arasında yazışmalar yapılmıştır. Yazışmalardan anlaşılan çok eski tarihlerden beri bölgede en önemli sorunlardan biri Menderes taşkınlarıdır. Bu süreçte Büyük Menderes Nehri’nin tathiri (temizlenmesi) ve ıslahı da gündemdedir. Sorunun çözülmesi beklenmektedir. Bunun için Aydın Sancağı Mühendisi Maksud Kalistyan (Kalutsyan) Efendi Nafia, Dahiliye Nezaret-i Celileleriyle Aydın Vilayet-i Celîlesine daha önceleri birkaç layiha (rapor) vermişti. Bu raporlardan biri Fransızca ve Osmanlı Türkçesi olarak düzenlenmiştir. “Plan de la Déviation du Méandre à Aïdin” yani “Aydın’da Menderes’in Islahı Planı” olarak geçmektedir. İçerisinde “Aydın Cihetinden Menderes Nehri Haritası” bulunmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu Nafia (Bayındırlık) Nezareti’ne bağlı Yollar ve Köprüler İdaresi’nin ismi geçmektedir. Haritadaki tarih 1-13 Mayıs [1]306 yani 13-25 Mayıs 1890’dır. Aydın Sancağı Mühendisi Maksud Kalistyan (Kalutsyan) Efendi’nin imzası vardır. "Nehir ıslahı" bağlamında Fransızca déviation, nehrin mevcut yatağının yönünü değiştirmek veya suyu geçici/kalıcı olarak başka bir kanala aktarmak, yani "mecra değişikliği" veya "yatak saptırma" demektir. Bu yöntem genellikle şu iki durumda kullanılır: Geçici Saptırma (İnşaat İçin): Nehir yatağında bir baraj, köprü ayağı veya ıslah duvarı inşa edilecekse, çalışma alanını kurutmak için su geçici bir kanala (derivasyon tüneli veya kanalı) yönlendirilir. Kalıcı Saptırma (Güvenlik İçin): Nehrin yerleşim yerlerinden geçen veya çok fazla kıvrım (menderes) yaparak taşkın riski oluşturan tehlikeli kısımlarını devre dışı bırakmak için suyun akışı daha güvenli, yeni bir güzergaha aktarılır. Özetle, suyun doğal yolundan saptırılarak yeni bir rota (bypass) üzerinden akıtılması işlemidir. Çünkü bu dönemde Aydın-Çine Şose Yolu ve köprü planları bulunmaktadır. Ayrıca nehrin belli yerlerine kanallar açılacaktır. Özellikle 1850’lerden sonra Büyük Menderes ile ilgili çok fazla plan ve proje vardır. Örneğin Dersaadet Ticaret Gazetesi’nin başka bir haberi şu şekildedir: “Menderes Nehri mecrasının tanzimi ve icab iden seddlerin inşası zımnında 210.000 guruşun sarfı akdemce karârgîr olmuş idi. Meblağ-ı mezbur tarik-i bedelat-ı nakdiyesinden tefrik olunacaktır.” [Dersaadet Ticaret Odası Gazetesi, 11 Rebiü’l-Evvel 1316/30 Temmuz 1898: sa. 708, sf. 245.] Görüldüğü üzere devlet Menderes taşkınlarıyla çeşit şekillerde mücadele etmeye çalışmaktadır.

Sedd ve baraj kavramları, her ne kadar birbirinin yerine kullanılsa da mühendislik ve işlev bakımından önemli ayrımlara sahiptir. Genel bir ifadeyle, her baraj bir seddir ancak her sedd bir baraj değildir. Sedd, kelime anlamıyla "engel, duvar veya bent" demektir. Mühendislikte genellikle suyu belirli bir bölgede tutmak, nehir yatağını düzenlemek veya yerleşim yerlerini sel baskınlarından korumak amacıyla inşa edilen yapay setlere denir. Seddler veya seddeler, barajlara kıyasla daha basit yapılardır ve temel görevleri suyu depolamaktan ziyade yönlendirmek veya geçişine engel olmaktır. Fakat seddlerden enerji dışında sulama yapmak da mümkündür. Tarihsel ve dilsel açıdan bakıldığında "sedd" kelimesi, İslam literatüründe ve eski kaynaklarda (Me'rib Seddi veya Zülkarneyn Seddi örneklerinde olduğu gibi) hem su havzası anlamında hem de engel anlamında kullanılmaktadır. Mesela Arim “set, baraj; büyük sel ve şiddetli yağmur” demektir. Arim’in Sebe vadisinin adı olduğu, tarla faresine arim dendiği, fareler tarafından delinip yıkıldığı için sete bu adın verildiği de nakledilmektedir. Arm kelimesi eski Yemenliler’de bir yerin özel adı olmaksızın “set” mânasında kullanılmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de “seylü’l-arim” diye zikredilen (Sebe’ 34/15-17) sel baskını Sebe diyarı ve oranın halkıyla ilgili olduğuna göre burada sözü edilen set, Sebe Devleti’nin eski merkezi olan Me’rib şehri yakınındaki Me’rib Seddi olmalıdır. Bu sedde Sebe Seddi, Arim Seddi de denilmiştir. Özetle Me'rib Seddi, Yemen'de Sebe Krallığı döneminde inşa edilen, antik dünyanın en önemli mühendislik harikalarından biri sayılan devasa barajdır. Vadi sularını toplayarak tarımsal sulama sağlayan seddin yıkılmasıyla (Arim Seli) bölgede büyük göçler ve medeniyet çöküşü yaşanmıştır. Ayrıca Zülkarneyn seddi, Kur'an-ı Kerim'de (Kehf Suresi) bahsi geçen, Hz. Zülkarneyn'in Ye'cüc ve Me'cüc (Gog ve Magog) kavimlerinin bozgunculuğunu önlemek amacıyla iki dağ arasına demir kütleleri ve erimiş bakır kullanarak inşa ettiği sağlam settir. Kıyamet alametlerinden biri sayılan bu seddin yeri kesin bilinmemekle birlikte Kafkaslar (Derbent) veya Orta Asya olduğu tahmin edilmektedir. [2] Hatta Kâşgarlı Mahmud tarafından Araplar'a Türkçe'yi öğretmek ve Türkçe'nin Arapça kadar zengin bir dil olduğunu göstermek maksadıyla yazılan Dîvânu Lugâti't-Türk adlı eserdeki balık gözlü dünya haritasında bahsedilen coğrafyalarda Zülkarneyn Seddi ve Ard (u) Yecüc u Mecüc gösterilmiştir. Hatta Türk dilinin üstünlüğünü savunan başka bir şair Ali Şîr Nevâî'nin de Sedd-i İskenderî [3] olarak bilinen bir eseri bile vardır. Görüldüğü üzere sedd modern öncesi dönemde hem su toplamak ve taşkınları önlemek hem de tehlikeleri ortadan kaldırmak üzere kullanılan önemli bir mimarî ve iktisadî yapıdır. Bugünkü "baraj" anlamını da kapsayacak şekilde kullanıldığı düşünülse de kullanım amacı sedd ile barajın farklıdır. Günümüzde barajın suyun basıncına karşı duran gövde kısmına teknik olarak "baraj gövdesi" veya "sedde" de denilmektedir. Fakat sedd, suyu durdurmak veya yönlendirmek için yapılan her türlü engeli temsil ederken; baraj, bu seti temel alarak suyun yönetildiği, depolandığı ve ekonomik faydaya dönüştürüldüğü devasa bir tesisler bütünüdür. Baraj ise bir akarsu vadisini tamamen kapatarak arkasında devasa bir su kütlesi (rezervuar) depolayan karmaşık bir mühendislik sistemidir. Sadece bir engel olmanın ötesinde; enerji üretimi, tarımsal sulama, içme suyu temini ve su seviyesini kontrol eden dolusavak ve dipsavak gibi gelişmiş teknik donanımlara sahiptir. Kendine uygun enerji üretim sistemine ve teknolojisine sahiptir. Yani seddlerle başlayan süreç barajlara doğru tarihsel olarak evrilmiştir.

Sonuç olarak Cumhuriyet Dönemi’nde Bozdoğan’da Kemer Barajı’nın veya Söke’de Sarıçay Barajı’nın yapılması tesadüfî değildir. Bu seddlerden barajlara dönüşüm yüzyıllardan beri Büyük Menderes Havzası’nda çekilen sıkıntıların ortadan kaldırılması ve ortaya çıkan ihtiyacın (enerji gibi) karşılanmak istenmesidir. Hatta baraj yapımının hız kazanması DSİ Genel Müdürlüğü yapan ve “Barajlar Kralı” olarak ün kazanan Süleyman Demirel’in Türk siyasetine girmesine vesile olmuş ve onu cumhurbaşkanlığına kadar taşımıştır. O yüzden genelde Büyük Menderes Havzası özelde Aydın düşünülürse imparatorluktan kalma sosyo-ekonomik ve sosyo-politik sorunlar Cumhuriyet İdaresi’ne kalmıştır. Hangi hükümet gelirse gelsin, hangi iktidar yönetirse yönetsin bilinmesi gereken husus bahsi geçen coğrafyadaki ve şehirdeki sorunlar yapısal sorunlardır. Kökleri geçmişe kadar giden kronik sorunlardır. Master planı olmadan yani çerçevenin bütünü görülmeden yapılacak anakronik (zamana uymayan), senkronik (anlık) ve geçici olarak işe yarayan, geçiştirici palyatif çözümler bu vilayetin sorunlarını çözmez. Üstelik sorunlara çözüm olmadığı gibi daha da sorun yaratır. O yüzden Cumhuriyet’i İmparatorluğun bir hatimesi veya nihayeti (sonu) görmek kadar tarihsel süreklilik açısından imparatorluk cumhuriyetin mukaddimesidir yani önsözüdür. Merhum Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya, özellikle II. Meşrutiyet Dönemi'ni (1908-1918) Türk siyasal hayatının eşine rastlanmaz bir "siyasal laboratuvarı" olarak tanımlamıştır. Bu tespiti doğrudur ama sorunların çözümü açısından imparatorluk cumhuriyetin önsözüdür. Büyük Menderes Havzasında sorunların çözümünde yapılacak en önemli yaklaşım geçmişten günümüze uzanan (retrospective) ve kamunun yararına bir konumdan olayları değerlendirmektir. Ayrıca yapılacak projelerde kamunun yararı kadar ortak akıl ve sağ duyu (common sense) de önemlidir. Eskiler mahkeme kadıya mülk olmaz der. Yani makamlar, rütbeler geçici ve dünya fanidir. İnsanlar yaptıklarıyla anılır. O yüzden genelde Büyük Menderes Havzası özelde Aydın hepimizin. Bu memleket için iyi iş yaparsan iyi anılarsın. Kötü iş yaparsan kötü anılırsın. Burası bireysel yükümlülüktür. Fakat zarar verildi mi bir daha telafisi olmayabilir. Bir vilayet ve onu üzerinde yaşayanlar bunun faturasını ödeyebilir. Bunu dikkate almak her yurttaşın ve hem-şehrinin vazifesi olmalıdır. Bir dost…

DİPNOTLAR

[1] Engin Akdeniz, “Büyük Menderes Ovası’ndaki Prehistorik-Protohistorik Yerleşimler ve Bunların Ege Dünyası’ndaki Yeri”, Birinci Uluslararası Aşağı Menderes Havzası, Tarih, Arkeoloji ve Sanat Tarihi Sempozyumu Söke-Aydın, İzmir, 2002, ss. 158–175; Olcay Pullukçuoğlu Yapucu, Modernleşme Sürecinde Bir Sancak: Aydın, İstanbul; Kitap Yayınevi, 2007, sf. 20–24; Sabri Yetkin, Ege’de Eşkıyalık, İstanbul; Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 3. Baskı, 2003, 38–44; M. Lütfi Süzen-Bora Rojay “Active Shoreline Changes of Büyük Menderes River, Delta in Last 50 Year”, Proceedings of the Seventh International Conference on the Mediterranean Coastal Environment, MEDCOAST 05, E.Özhan (Editor), 25–29 October 2005 Kuşadası Turkey, 1319–1320; Süha Göney, Büyük Menderes Bölgesi – The Region of Büyük Menderes, İstanbul Üniversitesi Coğrafya Enstitüsü, Yayın No. 79, İstanbul; 1975.

[2] Casim Avcı, “Me’rib”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Ankara, 2004, c. 29, ss. 187-188.

Ömer Faruk Harman, “Arim”, TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul, 1991, c. 3, ss. 373-374.

[3] Alî Şîr Nevâyî, Sedd-i İskenderî, Haz. Hatice Tören, Ankara; TDK, 2001.

1Y

Resim 1: Bozdoğan ve Söke Seddleri

Sayı: 597, 24 Zilhicce 1313, 6 Haziran 1896, Cumartesi sf. 269.

2Y

Resim 2: Menderes Nehri Mecrasının Tanzimi ve Seddlerin İnşası, Sayı: 708, 11 Rebiü’l-Evvel 1316, 30 Temmuz 1898, Cumartesi sf. 245.

3Y

Resim 3

“Plan de la Déviation du Méandre à Aïdin”

“Aydın’da Menderes’in Islahı Planı” Aydın (İzmir) Vilayeti Mühendisi Maksud Kalistyan (Kalutsyan) İmzalı 1 Mayıs [1]306 [13 Mayıs 1890]

4Y

Resim 4 Aydın Ciheti Menderes Nehri Haritasıdır. Ma-i dıraz (Uzun Su) gibi yani yazılsa kastedilen telaffuz Menderez/Menderes’tir. Çine Şose Yolu ve Kanallar.

Aydın (İzmir) Vilayeti Mühendisi Maksud Kalistyan (Kalutsyan)

5Y

Resim 5: Aydın’da Menderes Nehri ve Kollarına Seddler İnşa Edilmesine Dair On Üç Maddelik Fransızca ve Osmanlı Türkçesi Olarak Düzenlenmiş Mukavelenamenin İmza Kısmı. Dönemin Ticaret ve Nafia Nazırı Hallaçyan Efendi ve Osmanlı Bankası Genel Direktörü Tarafından İmzalı.

13 Eylül 1326/25-26 Eylül 1910

Nafia Vekaleti Evrakı, 9-36-3, 09, 230-0-0-0, Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi