Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı yakın zaman önce Türkiye İstatistik Kurumu’yla ortaklaşa hazırladıkları Mayıs 2026 Dış Ticaret verilerini açıkladı Güvenilirlik testi tartışmalarına girmeden Ticaret Bakanlığı Ticaret Araştırmaları ve Risk Değerlendirme Genel Müdürlüğü bünyesinden bu istatistiki bilgiler resmî olarak yayınlandığı için bu rakamları temel almaktayım. 2026 yılı Mayıs ayında geçen yılın aynı ayına göre 24 milyar 816 milyon dolar olan ihracat %9,3 oranında azalışla 22 milyar 504 milyon dolar; ithalat ise (31 milyar 458 milyon dolar iken,) %10,7 oranında azalışla 28 milyar 103 milyon dolar oldu. 2026 yılı Ocak-Mayıs döneminde ise, ihracat %0,3 oranında artışla 111 milyar 169 milyon dolar, ithalat %1,2 oranında artışla 153 milyar 905 milyon dolar olarak gerçekleşti. Dış ticaret hacmi geçen yıla göre azalırken (56 milyar 274 milyon dolardan 50 milyar 607 milyon dolara); dış ticaret dengesi ise geçen yıla göre azalsa da dış ticaret açığı eksi değerde seyretmiştir. (-5 milyar 599 milyon dolar) Aslında dış ticaret açığı devam etmiştir. Buna rağmen ihracatın ithalatı karşılama oranı geçen yılın mayıs ayına göre artmıştır. (%78,9’dan %80,1’e yükseldi.)
İhracat Durumu
İhracat yaptığımız üç ülke bu resmî istatistiklerde şu şekilde açıklandı: Almanya (1 milyar 713 milyon dolar), ABD (1 milyar 532 milyon dolar) ve İtalya (1 milyar 160 milyon dolar). Mayıs ayında ihracatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ihracat içerisindeki payı %46,0 oldu. İhracat yapılan ilk beş ülke dikkate alınırsa 1 milyar 117 milyon dolar ile İngiltere dördüncü ve 1 milyar 44 milyon dolar ile İspanya beşinci sıradadır. Avrupa Birliği’yle ihracat yapıldığı varsayılırsa 9 milyar 396 milyon dolar; Avrupa Birliği dışındaki ülkelerde bu ihracata eklenirse 12 milyar 990 milyon dolara ulaşmaktadır. Bu ihracatta sadece Avrupa Birliği ülkeleri dikkate alınırsa %18,23’ü; diğer Avrupa ülkeleri dahil edilirse %13,19’u Almanya’yla yapılmaktadır. Yakın Doğu ve Orta Doğu’yla 2026 Mayıs ayında 3 milyar 392 milyon dolarlık ihracat yapılırken Irak, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Suudi Arabistan ön plana çıkmaktadır. Suriye’de yeni bir yönetim kurulması, Suriye’yi tekrar mal ve hizmet sektörü açısından pazar haline getirmiştir. Ayrıca Türkiye ile İran arasındaki ticari ilişkiler, köklü geçmişe ve 30 milyar dolarlık ortak ticaret hacmi hedefine rağmen, uluslararası yaptırımlar ve yapısal engeller nedeniyle bir türlü istenen seviyeye ulaşamamaktadır. Bu tıkanıklığın en büyük sebebi, ABD’nin tek taraflı ikincil yaptırımları sonucunda İran bankalarının uluslararası para transfer sistemi olan SWIFT’ten çıkarılması ve Türk bankalarının ceza alma korkusuyla bu ülke ile doğrudan finansal işlem gerçekleştirememesidir. Finansman ve akreditif kanalları tıkanan ticaret, kurumsal büyük firmalar yerine risk alabilen KOBİ'lerin gayr-i resmî takas veya sarraflık mekanizmalarına kalmaktadır. Bunun yanı sıra İran'ın, döviz rezervlerini korumak amacıyla ve yerli üretimi korumak adına "Direnç Ekonomisi [Eqteṣād-e Moqāvematī]" modeline geçerek Türkiye'nin en güçlü olduğu tekstil, otomotiv ve gıda gibi sektörlerdeki binlerce ürüne diğer ülkelere uyguladığı gibi katı ithalat yasakları uygulaması, Tercihli Ticaret Anlaşması'nı fiilen işlevsiz hale getirmektedir. Türkiye'nin yaptırımlar nedeniyle İran'dan petrol alımını tamamen durdurması ve doğalgaz tedarikinde yaşanan teknik altyapı kesintileri ile İran Riyali'nin aşırı değer kaybı, iki komşu ülkenin ticaret hacmini yapısal bir dar boğaza hapsetmektedir. Türkiye İran gibi bir pazar noktasını ve geçiş güzergahını kullanamamaktadır. Yoksa Türkiye’nin Yakın Doğu pazarı Afganistan, Tacikistan ve oradan Pakistan’a kadar genişleme imkânı vardır. Avrupa Birliği’nin yaptığı değerlendirmelere göre, halihazırdaki konjonktür dışında bir gelişme olmazsa, Ermenistan’da Nikol Paşinyan’ın seçimleri kazanmasıyla ve Kars-Gümrü demiryolu bağlantısının faaliyete geçmesiyle bölgesel bağlantısallığı güçlenecek ve Güney Kafkasya'daki tüm halklar için somut kazanımlar sağlanacaktır. AB Bölgeler Ötesi Bağlantısallık Gündemimiz, Küresel Geçit stratejisi ve Trans-Hazar Ulaştırma Koridoru doğrultusunda Güney Kafkasya'daki bağlantısallığı ilerletmeye kararlıdır ve bu süreçte Ermenistan ile Türkiye önemli roller üstlenmektedir diye açıklama yapsa da bitmeyen Rusya-Ukrayna savaşı gösteriyor ki Rusya Federasyonu’nun böyle bir normalleşmeye nasıl bakacağı olası olumsuz senaryoları da gündemde tutmaktadır. Bu yüzden Avrupa pazarı dışında Yakın Doğu ve Orta Doğu pazarı Türkiye için tüm olumsuzluklara rağmen (ABD-İsrail-İran gerginliği, Hürmüz ablukası vb) dikkate alınması ve hatta üzerinde çalışılması gereken bir pazardır. Kuzey Amerika’yla 2026 Mayıs ayında yapılan ihracat 1 milyar 648 milyon dolardır. Bunun 1 milyar 532 milyon doları ABD ile yapılmaktadır. ABD ile yapılan ihracat bu ticaretin yaklaşık %93’ünü oluşturmaktadır. Güney Amerika ile Orta Amerika ve Karayipler eklenirse 2 Milyar 109 milyon dolar olmaktadır. ABD ile yapılan ihracat bu sefer bu ticaretin %73’nü oluşturmaktadır. Bu durumda ABD dışında Güney Amerika Türkiye için bir pazar olduğu gibi Afrika, Uzak Doğu Asya ve Okyanusya’da ihracatın yapılması gereken pazarlar olarak ortaya çıkmaktadır. Bu noktada Kuzey Amerika’da ABD dışında Kanada’yla Serbest Ticaret Anlaşması’nın imzalanmasının gündeme gelmesi önemli bir gelişmedir. Mayıs ayında Geniş Ekonomik Grupların (BEC) sınıflamasına göre, en çok ihracat 11 milyar 735 milyon dolarla (%4,2 azalış) “Hammadde (Ara malları)” grubunda yapılırken, bu grubu sırasıyla 6 milyar 956 milyon dolarla (%18,8 azalış) “Tüketim Malları” ve 2 milyar 954 milyon dolarla (%18,7 azalış) “Yatırım (Sermaye) Malları” grupları takip etti. Fakat ithalat da düşünülürse dış ticaret hacmi makul oranda arttırılarak ihracat miktarı da stratejik bir planlamayla (dış ticaret açığını belli dengede tutmak gibi) ülke gruplarına ve ihracatı yapılan malın satılabilirliğine göre arttırılabilir. Bunun için para getirecek kaliteli mamul malların üretilmesi, dış ticareti kolaylaştıran finans sisteminin düzenlenmesi ve malın ulaşımını hızlı ve sorunsuz sağlayan lojistik ağlarının kurulması gerekmektedir. Ayrıca ARGE ve üretim teknolojilerine yapılacak yatırım dahi ciddi önem arz etmektedir.
İthalat Durumu
Mayıs ayında en fazla ithalat yaptığımız ülkeler sırasıyla; Çin (3 milyar 430 milyon dolar), Rusya (2 milyar 483 milyon dolar) ve Almanya (2 milyar 42 milyon dolar) oldu. Mayıs ayında ithalatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ithalat içerisindeki payı %48,8 oldu. İthalattaki ilk beş sırayı dikkate alınırsa 1 milyar 209 milyon dolar ile ABD dördüncü ve 1 milyar 54 milyon dolar ile İtalya beşincidir. Mayıs ayı içerisinde sadece Avrupa Birliği’yle yapılan ithalat 8 milyar 76 milyon dolardır. Avrupa Birliği dışındaki Avrupa ülkeleri eklenirse 12 milyar 419 milyon dolar olmaktadır. Bu ithalatta Almanya en önemli paya sahibidir. Toplam ithalatın yaklaşık %7,3’ü, Avrupa Birliği’yle yapılan ithalatın %25,3’ü Almanya ile yapılırken tüm Avrupa ülkeleriyle yapılan ticarette Almanya’nın oranı %16,4’tür. Asya kıtası coğrafi ülke grupları içerisinde Yakın ve Ortadoğu ile Diğer Asya olarak ikiye ayrılır. Diğer Asya’dan kasıt Uzak Doğu ve Güney ve Güney Doğu Asya’dır. Diğer Asya ile yapılan ithalatın toplamı 6 milyar 810 milyon dolardır. Bu ithalatın 3 milyar 430 milyon doları Çin Halk Cumhuriyeti’yle yapılmaktadır ve bu ithalatın %50,37’sine denk gelmektedir. Yakın Doğu ve Orta Doğu’yla yapılan ithalatın miktarı 1 milyar 576 milyon dolardır. Üçüncü sırada Diğer Ülkeler ve Bölgelerle yapılan ithalat vardır. Bu ithalat 4 milyar 2 milyon dolardır. Mayıs ayında Geniş Ekonomik Grupların (BEC) sınıflamasına göre, en çok ithalat 20 milyar 430 milyon dolarla (%3,9 azalış) “Hammadde (Ara malları)” grubunda yapılırken, bu grubu sırasıyla 3 milyar 891 milyon dolarla (%30,1 azalış) “Tüketim Malları” ve 3 milyar 757 milyon dolarla (%18,4 azalış) “Yatırım (Sermaye) Malları” grupları takip etti.
Tarihsel Bir Bakış
1911 yılında Osmanlı Devleti'nin dış ticareti incelendiğinde, toplam ithalatın 45.062.798 altın lira, toplam ihracatın ise 24.918.588 altın lira olduğu görülmektedir. Buna göre ülkenin toplam dış ticaret hacmi 69.981.386 altın liraya ulaşmıştır. Ancak ithalatın ihracattan yüksek olması nedeniyle Osmanlı Devleti bu yıl 20.144.210 altın lira dış ticaret açığı vermiştir. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise %55,3 olarak gerçekleşmiştir. Bu durum, ithalat harcamalarının ancak yarısından biraz fazlasının ihracat gelirleriyle karşılanabildiğini ve dış ticaret dengesinin Osmanlı Devleti aleyhine işlediğini göstermektedir. 1911 yılında Osmanlı Devleti'nin ihracatı büyük ölçüde birkaç Avrupa ülkesinde yoğunlaşmıştır. En fazla ihracat yapılan ülke, 5.992.061 altın lira ve %24,0'lık pay ile İngiltere olmuştur. İngiltere'yi, 4.700.492 altın lira ve %18,9'luk pay ile Fransa takip etmiş, üçüncü sırada ise 3.466.027 altın lira ve %13,9'luk pay ile Avusturya yer almıştır. Bu üç ülkeye yapılan ihracatın toplamı 14.158.580 altın lira olup, Osmanlı Devleti'nin toplam ihracatının %56,82'sini oluşturmuştur. Bu oran, Osmanlı ihracatının yarısından fazlasının yalnızca üç ülkeye yöneldiğini göstermektedir. İthalatta da benzer bir yoğunlaşma söz konusudur. En fazla ithalat yapılan ülke, 9.945.941 altın lira ve %22,1'lik pay ile İngiltere'dir. İkinci sırada 6.838.110 altın lira ve %15,2'lik pay ile Avusturya, üçüncü sırada ise 5.162.684 altın lira ve %11,5'lik pay ile Almanya bulunmaktadır. Bu üç ülkeden yapılan toplam ithalat 21.946.735 altın lira olup, Osmanlı Devleti'nin toplam ithalatının %48,71'ini meydana getirmiştir. Dolayısıyla 1911 yılında Osmanlı dış ticareti özellikle İngiltere merkezli bir yapı sergilemiş; ihracatta İngiltere, Fransa ve Avusturya, ithalatta ise İngiltere, Avusturya ve Almanya en önemli ticaret ortakları olarak öne çıkmıştır. Bu veriler, Osmanlı ekonomisinin dış ticarette Avrupa ülkelerine yüksek derecede bağımlı olduğunu ve ticari ilişkilerin belirli ülkeler üzerinde yoğunlaştığını ortaya koymaktadır. 115 Yıl önce de siyasi birliğini yakın zaman önce tamamlamış Almanya ve İtalya’yla dış ticaret çok iyiydi ve genelde Avrupa ülkeleriyle ticaret yapılıyordu. Özetle dış ticaret hacmi açısından (İthalat ve ihracatın toplamı) Avrupa olmazsa olmazdı. 2026 Mayıs dış ticaret verileri Avrupa’nın özellikle Almanya’nın önemini dış ticaret açısından ortaya koymaktadır. İtalya da hem ihracat hem ithalat yaptığımız başka bir ülkeydi. ABD ihracat yapılan ikinci ülke olması ve imparatorluk geçmişi olan Avusturya’nın yerini aldığı verilerden anlaşılmaktadır. ABD’de ise ihracat ve ithalat yaptığımız başka bir Batılı ülke olmuştur. İthalattaysa Çin faktörü önemlidir. Halbuki Çin sarayını basan Kürşad (Chieh-she-shuai) anlatılarıyla büyüyen bir toplumun en büyük ithalat partneri Çin olması dikkate değerdir. Fakat Çin Halk Cumhuriyeti Mayıs 2026 dış ticaret verilerinde ihracatta ilk yirmi ülke arasında yoktur. Bu istatistik Çin’e mal satamadığımızı göstermektedir. Bu durum Asya’nın yükselişiyle dahi ilişkilendirilmektedir. Rusya Federasyonu ise enerji ithal ettiğimiz bir ülkedir. İhracat yaptığımız 13. Ülkedir. Kısacası bu iki istisna dışında genel dış ticaret eksenimiz halen Batı’dır.
Hürmüz Boğazı, Gordion Düğümü mü?
Son zamanlarda ekonomideki bütün aksaklıklar hatta yapısal sorunlar bile Hürmüz Boğazı’ndaki karışıklıklara yüklendi. Salı pazarından alınan en ufak sebze meyvenin bile maliyet hesabı gözetilerek Hürmüz Boğazı üzerinden okuma yapılmaktadır. Evet, petrol fiyatları bir malın pazara geliş maliyetini etkiler. Bunu görmezden gelemeyiz. Fakat her şeyi Hürmüz Boğazı üzerinden okumak mevcut sistemden para kazananların ve işi fırsata çevirenlerin istediği bir şey. Bu siyaseten de böyle. Gordion Düğümü, çözülmesi imkânsız görünen karmaşık sorunların, alışılagelmiş yöntemlerin dışına çıkılarak radikal ve pratik hamlelerle çözülmesini simgeleyen tarihi bir metafordur. Efsaneye göre, Frigya’nın başkenti Gordion’daki tapınakta bulunan ve uçları gizlenmiş bu kördüğümü çözen kişinin Asya’nın hâkimi olacağına inanılırdı. Çünkü bunu Frigyalı bir kâhin söylemişti. Nitekim MÖ 333 yılında şehre gelen Büyük İskender, düğümü elleriyle açamayacağını anlayınca kılıcıyla tek bir darbede keserek bu kehaneti kendi lehine çevirmiştir. Günümüzde bu deyim, detaylarda boğulmak yerine kuralları esnetip doğrudan sonuca odaklanarak krizi bitiren yaratıcı ve cesur liderlik kararlarını ifade etmek için kullanılır. Yakın zaman önce bu senaryo Suriye ve Ukrayna’da kurgulandı ve sonuçları halen devam etmektedir. Donald Trump da kendini Büyük İskender yerine koyup, genelde İran özelde Hürmüz Boğazı diye bir sorun yaratıp işi düğüm haline getirip kendi çözerek kahraman olmak istiyor. Sadece İskender olsa iyi. Bu arada bir Alman göçmeni olmasına rağmen Evanjelist Beyaz Amerikalı edasıyla (Redneck seçmeni olduğu düşünülürse) ve Yahudi-Hristiyan teolojisinde önemli yer tutan Ester Kitabı’na atıf yaparcasına Kraliçe Ester’i aslında İsrail’i kurtarmak istiyor. Ester Kitabı, Pers İmparatorluğu'nda yaşayan yetim bir Yahudi kızı olan Ester’in kraliçe olmasını ve halkını büyük bir katliamdan kurtarmasını konu alır. Kralın veziri Haman, Yahudileri yok etmek için haince bir plan yapıp kura çeker; ancak Ester, canı pahasına kralın huzuruna çıkarak bu tuzağı bozar. Olayların sonunda Haman cezalandırılır, Yahudi halkı kurtulur ve bu zafer günümüzdeki Purim Bayramı'nın kökenini oluşturur. İçinde "Tanrı" kelimesi doğrudan geçmese de hikâye, arka plandaki ilahi adaleti ve cesareti etkileyici bir dille anlatılır. İşte Trump da böyle bir teo-politik mesiyanik bir misyon biçiyor kendine. Yoksa Yahudi milletinin 2400 yıl evvel Pers Ülkesi sürgününde mutlak bir yok oluştan kurtuluşunu anlatan Purim Bayramı duası; Megilat Ester, Donald Trump’ın en yakını Jared Kushner tarafından 21 Mart 2019’da Beyaz Saray’da neden okunsun? Fakat bunlar Türkiye Cumhuriyeti’nin dışında gelişen rol, model ve olay örgüleridir. Küresel eko-politik çıkarlara küçük teopolitik kurgusal argümanlardır.
Hürmüz Boğazı her zaman problemliydi. Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı İmparatorluğu’ndan beri bir Hürmüz Boğazı stratejisi vardır ve olmalıdır. Çünkü Hürmüz Boğazı ismi Basra Körfezi ağzındaki bir adadan gelmektedir. Osmanlı-İmparatorluğu bu coğrafya için Portekizliler (Lusitanyalılar), İranlılar ve İngilizlerle mücadele etmiştir. Hatta Venedik Sıhhıye Konferansı kararları gereğince Hürmüz adasında açılacak bir tahaffuzhane (karantina evi) yüzünden Osmanlı İmparatorluğu ve İran karşı karşıya gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu bu konuda ayrıntılı bir rapor istemiş ve gerekli hamleleri yapmaya çalışmıştır. [Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi, BEO, 1437107-727, H. 05-10-1317/6 Şubat 1900] Yine o zamanlarda gemilerin geçmesi sıkıntı olmuş ve uluslararası soruna dönüşmüştür. Yine Halîc-i Farsî’deki, Osmanlı Basra Körfezi der, gemilere taarruz meselesi cihan harpleri öncesi sürekli gündemdedir. Yakın zaman önce de Hürmüz Boğazı’nda ABD ve SSCB çekişiyordu. Şimdi de ABD-Çin ve Rusya çekişmektedir. Sonuç olarak Türkiye Hürmüz Boğazı (Aden Körfezi, Babü’l-Mendeb Boğazı ve Süveyş Kanalı dahil) sorunlarına ve bu sorunların çözümüne alışık bir ülke olmalıdır. Bununla ilgili makro ve mikro stratejileri olmalıdır. Çünkü Türkiye’nin bu coğrafyayla geçmişten gelen güçlü bağları vardır. Bu coğrafyadan kaynaklanan siyasal ve iktisadi sorunlara karşı bağışıklık sistemi hazır olması lazımdır. Böylece Türkiye Cumhuriyeti bazı ekonomik kırılganlıklarla daha rahat mücadele etme imkanına kavuşur.
Sonuç
"Haricî ticaret vesile-i saadet-i ümemdir", günümüz Türkçesiyle "Dış ticaret, milletlerin refah ve mutluluk vesilesidir" anlamına gelen tarihi ve iktisadi bir Osmanlı Türkçesi bir ifadedir. Özellikle devlet destekli, himayeci millî iktisadî söylemlerin yükseldiği II. Meşrutiyet döneminde, 1330/1914 yılında yayımlanan Sebilürreşâd (Sırat-ı Müstakim) dergisi yazarlarından Ahmed Münir gibi dönemin aydınları tarafından sıkça kullanılan bu kavram, uluslararası ekonomik ilişkilerin toplumların kalkınmasındaki hayati rolünü savunmuştur. Aslında o dönem iktisadî kalkınma her görüşten olan Türk aydınının cevap aradığı genel bir sorunsaldır. Bu sorunsalın çözüm yollarından biri de dış ticarettir. Osmanlı'nın son dönemindeki yerli üretimi ve sanayiyi geliştirme çabalarını yansıtan bu düşünce, dışa açılan ve ticareti aktif kullanan toplumların refaha ereceğini vurgulayarak ekonomik bağımsızlığın anahtarını dış ticarette görmüştür. Bu durum bugünün perspektifinde düşünülürse halen geçerlidir. İktisadî kalkınmada dış ticaret olmazsa olmazlardan biridir. Dünyanın bir ucunda üretilen her ürün, diğer ucundaki bir ihtiyacın cevabı olabilir. Bunun makro ihracat için stratejisi farklıdır mikro ihracat için stratejisi farklıdır. Eski Asur dilinde "liman", "rıhtım", “kapan”, “pazar” anlamına gelen karum, İlk Çağ'da yerel krallıkların veya büyük kentlerin yakınlarında kurulan uluslararası ticaret merkezlerine verilen isimdi. Buralarda ticaret yapmak için Asurlar karadan Fenike ve Yunan kolonileri denizden kilometrelerce yol gittiler. Günümüzde ticarî değer taşıyan bir mal, bulunulan yerden, pazara getirmeden ve depodayken sanal bir e-ticaret sistemi üzerinden mikro ihracat bile yaparak satılabilmektedir. Kısacası kadim bir Çin felsefesindeki söz gibidir durum ve kapalı himayeci sosyalist ekonomiden piyasaya dayalı kapitalist ekonomiye geçen Çin’in (Deng Xiaoping’in sözü) iktisadi yükselişinde bu söz önemlidir: “Taşları hissederek nehri geçmek”. Köprü veya karşıya geçirecek vasıta yoksa taşlara basmadan nehri geçemeyiz. Merkez-çevre ilişkisi bağlamında dünya iktisadi sistemi de bu şekildedir. Yani jeopolitik ve-jeoekonomik alanları (zone), bu alanlardaki aktörleri varoluşlarıyla ve artı-eksi oluşlarıyla bilmek durumundayız. O yüzden atalarımız dereyi görmeden paçaları sıvamayın demiştir. Yani deredeki taşları görmemiz için ilk önce dereyi görmemiz gerekmektedir.

GÖRSEL: Osmanlı Devleti-Güneydoğu, Memalik-i Mahruse-i Şahane'den Asya Kıtası'nda Beriyetü'ş-şam sevahili ile İskenderiye ve Bahr-ı Muhit-i Hind tarafında Ceziretü'l-Arab sevahili ve Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezi ve Şattül Arab ve Havali-i Bağdad ile Memalik-i İraniye'yi havi haritadır. Hazırlayan: Tophane-i Amire'de kain Mekteb-i Feyziye Resim Muallimi Yüzbaşı Hüsnü Efendi marifetiyle mekteb-i mezkurde tersim olunmuştur. Yerleşim yerleri ve yerşekilleri gösterilmiştir. Bez üzerine yapıştırılmış 6 paftadan oluşmaktadır. EHT (Ölçek 1/3500000) [Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi, HRT.h., 149-, H. 29 Zilhicce 1287/M. 22 Mart 1871