Pro-natalizm yani doğum yanlısı politikalar, İmparatorluktan Cumhuriyet’e zaman zaman gündeme gelen konulardan biridir. Hatta yakın zaman önce Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın üç çocuk söylemi Türkiye gündeminde tartışılan konulardan biri olmuştu. Ayrıca Millî Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu da İstanbul Fuar Merkezi'nde düzenlenen SAHA 2026 Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı'na katıldığını anımsatarak, "Orada basına şunu söyledim: 'Bunların hepsi gurur verici ancak nüfusunuz olmadığında bunlar bir hiç.'" ifadesini kullanmıştı. Türkiye'nin nüfusuyla ilgili tarihi sürece değinen Afyoncu, Avrupa'daki birçok devletten daha fazla nüfusa sahip olan Osmanlı İmparatorluğu'nun 10 milyon kilometrekarelik bir coğrafyaya hükmettiğini ancak 17. yüzyıldan itibaren nüfus dengesinin Osmanlı'nın aleyhine döndüğünü söyledi. Erhan Afyoncu, alanında uzman Osmanlı Tarihçisi olduğu için, Osmanlı İmparatorluğu'nun nüfusunun 17-18. yüzyıllarda fazla artmadığını, Avrupa'nın nüfusunun 100 milyondan 190 milyona ulaşarak yaklaşık 2 katına çıktığını belirtti. Osmanlı İmparatorluğu'nun son 2 asrında nüfusun hemen hemen aynı kaldığını, Rusya'nın nüfusunun 10 kat arttığını, Rus ordusunun Türk ordusunun 5 misline yakın büyüklüğe sahip olduğunu belirten Afyoncu, artmayan nüfusun milyonlarca kilometrekarelik bir imparatorluğu kaybettirdiğini anlattı. Cumhuriyet döneminde farklı nüfus politikaları uygulandığının altını çizen Afyoncu, Cumhuriyet'in ilanından itibaren izlenen politikalarla nüfusun her yıl arttığını dile getirdi. Afyoncu, Türkiye'nin son yıllarda Avrupa'dan Asya ve Afrika'ya artan jeopolitik etkisi ve gelişen savunma sanayisine rağmen gelecekteki konumu için büyük stratejik engel olan "hızlı ve derin demografik çöküş"le karşı karşıya olduğu değerlendirmesinde bulundu. Çözümü Afyoncu, insanların kasabalarda yaşamalarının teşvik edilmesini, evlenme kredilerinin miktarının ve kreş imkanlarının artırılmasını, bulundukları yerde varlığını sürdüremeyecek Türklerin ülkeye göçünün planlanmasını tavsiye ederek, "Annelere devlet tarafından en az 3 çocuğu olduğunda maaş bağlanmalıdır. 3 çocuğu olan anneye devlet memuru gibi maaş verilmesi kanaatindeyim, emekli olduğunda da emekli maaşı verilmelidir. Kazakistan bunu uyguladı ve çok başarılı oldu." ifadelerini kullandı. (Konuşma metni 09.05.2026 tarihli haberleri veren ulusal basına bakabilirsiniz.)
Kimseye çocuk yapın yapmayın demiyorum. Benim haddime değil. İnsanların aile mahremiyeti ve özel hayatları konusunda alacağı kararları bendenizi ilgilendirmez. İkincisi Türkiye'de siyasi tartışmalar da beni ilgilendirmiyor. Ben kendi işimi yapma taraftarıyım. Fakat Kazakistan’dan önce Osmanlı İmparatorluğu üç çocuğa maaş ödüyordu. Doktora uzmanlık alanım daha çok Osmanlı Sosyo-Ekonomik Tarihi olduğu için çalışmalarım sırasında karşılaştığım bir evrakı sizlerle paylaşmak istiyorum. Hicrî 06-11-1272 (6 Zilkade 1272), Rumî 27 Haziran 1272, Miladî Takvim 9 Temmuz 1856 tarihli bir evrak şu şekildedir:
Maliye Nezaret-i Celîlesine
Nefs-i Güzelhisar-ı Aydın Ahalisinden Kasab Çırağı Ahmed'in (Zevcesinin) Batn-ı Vahd/Vahid'den (Tek Karnından) Tevellüd İden Üç Nefer Zûkür (Üç Erkek Çocuğu) Evladına Emsali Misâllü Maaş Tahsisi Hakkında Aydın Meclisi'nden Gelen Mazbata-ı Manzur-ı Valaları Buyrulmak Üzere Leffen Gönderilmiş Olmağla Usûlune Tevfikân İktizasının İcrâsı Hususuna Himmet Buyrulması Siyakında Tezkere.
(Evrak Künye: A MKT MHM 00091 00020 001)
Birincisi evrakın genel özeti "Güzelhisar-ı Aydın Ahalisinden Kasab Çırağı Ahmed'in Üçüz Doğan Çocuklarına Maaş Tahsisi" olarak geçmektedir. Emsali Misâllü ibaresinin kelime anlamı buna benzer demektir. Metnin can alıcı nokta burasıdır. Böyle bir uygulama hangi durumlarda "usulüne tevfikan" yani “usulüne uygun” yapıldı? Burası önemlidir. Çevirisini (transkripsiyon) yaptığım evrak üzerinden Osmanlı pro-natalist yani doğum yanlısı bir politika izlemiştir denilebilir. Ayrıca imparatorluk olsa da sosyal bir devlet olduğunu göstermiştir. Bunun en iyi örneği Tev’em Maaşı uygulamasıdır. Arapça kökenli olan “Tev’em” kelimesi, “ikiz, çift doğan çocuklar, eş ve benzer” anlamlarına gelir. Osmanlı belgelerine de bu haliyle yansımış ve çoğul gebelikler neticesinde dünyaya gelen ikiz, üçüz ve dördüz gibi çocukların hepsini ifade etmek üzere kullanılmıştır. Tev’em maaşı, Osmanlı imparatorluğunda ikiz ya da üçüz çocukları olan ailelere yapılan aylık ödemeye verilen isimdir. Hangi bölgeden, hangi dinden, hangi milletten olursa olsun Osmanlı tebaası olan ve ikiz ya da üçüz doğan çocuklarına bakamayan muhtaç ailelere maddi yardım yapılıyordu. Üstelik imparatorluk sınırları içerisinde bulunan her aileye ikizleri veya üçüzleri olması durumunda bu maaş ödeniyordu. Örneğin o zamanlar Suriye Vilayeti’nin Havran Sancağına bağlı Dara kazasında küçük bir kasaba olan İrbid (اربد) nahiyesinde bir kadın üçüz çocuk doğurmuş olduğundan çocukların her birine günde onar akçe tevcih edilmiştir. [8 Recep 1233/14 Mayıs 1818 Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi, 85-4229, C.BLD.] Bununla ilgili farklı tarihlerde ve farklı coğrafyalarda birçok evrak vardır. Görüldüğü üzere Osmanlı İmparatorluğu’nda tev’em maaşıyla veya ikiz-üçüz çocuk maaşıyla ikiden fazla çocuğu olan ihtiyaç sahibi ailelere devlet maaş bağlıyordu. Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü’nün de Sosyal Yardım Programları kapsamında Yeni Doğum Yardımı veya Çoklu Doğum Yardımı yapması aslında İmparatorluktan Cumhuriyet’e uzanan devletin nüfus politikaları içerisinde değerlendirilmedir. Siyasi tartışmaların dışında sosyal faktörler, kültürel faktörler, ekonomik faktörler veya çevresel faktörler gibi birçok kıstas dikkate alınmalıdır. Fakat şunu belirtmekte fayda vardır. Kanuni Sultan Süleyman (Muhibbî) Halk içinde mu'teber bir nesne yok devlet gibi, Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi diye şiirinde yazmaktadır. Yani bu beyit halkın gözünde devlet (iktidâr) gibi değerli bir şey yok gibi görünür halbuki şu dünyada bir nefes sıhhat gibi devlet (güç) olamaz diye sadeleştirilebilir. Yine Şeyh Edebalî’ye ait olmasa da onunla anılan “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” felsefesi bu noktada önemlidir. Devletin gücünün ve devamlılığının insanın huzuruna, güvenliğine ve refahına bağlı olduğu bu sözle ortaya konulmaktadır. Gerçekten de devlet ilk önce bireylerin varlığını sürdürebileceği hem kendini hem toplumu geliştirebileceği biyolojik ve sosyal çevreyi inşa etmelidir. Devlet, bünyesindeki insanların niceliği kadar niteliğiyle de ilgilenmelidir. Bireyler de devleti Arapça kelime anlamı olan şans, talih, baht gibi görmemelidir. Zaten başına devlet kuşu konmak deyimi de bu yaklaşımın sonucudur. Batı’daysa devlet kavramı, durum veya mevcut olan anlamındaki Latince Status (quo) kelimesinden gelir. Devlet bürokrasisi ve çalışma mekanizmasıyla duruş, statüko ve varoluş biçimidir. Onu harekete geçirerek işlevsel hale getirecek olan bireydir. O yüzden devletle bireyin karşılıklı ilişkileri ve birbirine olması gereken sağlıklı yaklaşımları üzerinde durulması bir zorunluluktur. Sonuç olarak genelde devlet mekanizması, özelde devleti yöneten hükümetler, -amaçları ne olursa olsun- geçmişten günümüze kadar pro-natalist yani doğum yanlısı politikalar uygulamışlardır. Hatta çocuk parası söylemi hoş olmasa da çocuk yapılmasını devlet ekonomik olarak da desteklemiştir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşamış Güzelhisar-ı Aydın ahalisinden Kasap Çırağı Ahmed'in devletle olan hikayesi de böyle bir hikayedir.

"Güzelhisar-ı Aydın Ahalisinden Kasap Çırağı Ahmed'in Üçüz Doğan Çocuklarına Maaş Tahsisi"ne Dâir Devlet Arşivi Evrakıdır. Hicrî 06-11-1272 (6 Zilkade 1272), Rumî 27 Haziran 1272, Miladî Takvim 9 Temmuz 1856 A MKT MHM 00091 00020 001.