Yörük kelimesi “yörü-mek” fiilinden -k ekiyle yapılmış bir ad olup “yörüyen/yürüyen” demektir; sözlükte “göçebe, göçer-ev, göçer” mânasına gelir. Kelimenin kökeni 11. Yüzyılda kaleme alınan Kaşgarlı Mahmud'un Kitâbu Dîvânu Lugâti't-Türk adlı eserine kadar gitmektedir. Yörük kelimesinin 14. Yüzyılda yüzyıldan itibaren yaygın biçimde kullanılmış olması mümkündür. XV. yüzyılın birinci yarısında yaşayan Yazıcıoğlu Ali Efendi, efsanevî Türk Hükümdarı Olcay Han’dan söz ederken onun için “sahrânişin ve göçküncü idi, yani yaban yurtlu ve yörüktü” der. Yine aynı müellif eserinin başka bir yerinde, “Ol memleketin sahraları ve bîşeleri (meşe, orman) İğdir’den yörük eviyle doldu” diyerek yörüğün hangi anlama geldiğini ve Yazıcıoğlu Kara Osman’ın oğullarına, “Olmasın ki oturak olasız ki beylik, Türkmenlik ve yörüklük edenler de kalır” öğüdünde bulunduğunun rivayet edildiğini bildirir. Burada adı geçen Kara Osman, sanıldığı gibi Osman Gazi olmayıp Akkoyunlu Beyliği’nin kurucusu Karayülük Osman Bey’dir. Âşıkpaşazâde, Şah İsmâil’in dedesi Şeyh Cüneyd-i Safevî’nin Antakya ve Halep yörelerinde yaşayan Türkmen oymakları arasında dolaşmasını “yörük’te yörürken” şeklinde ifade etmiştir. Osmanlı kaynaklarından Düstûrnâme-i Enverî’de, Oruç Bey Târih’inde ve anonim Tevârîh-i Âl-i Osmân’larda yörük adı yine aynı anlamda kullanılmıştır. Meselâ Giese’nin yayımladığı Tevârîh-i Âl-i Osmân ile onu kaynak olarak kullanan eserlerde şöyle bir cümle yer alır: “Oğuz taifesi kim vardır itikadlı idi, göçmel yörüklerdi.” Karamanoğulları Tarihi müellifi Şikârî, Germiyan Hükümdarı Ali Şah’a (Şîr) Osman Gazi hakkında, “Aslı, cinsi yok bir yörük oğlu iken bey oldu” sözünü isnat ederek Osmanlı Devleti kurucusunu asil olmayan bir göçebenin oğlu şeklinde göstermek istemiştir. [Faruk Sümer, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 2013, 43. Cilt, ss.570-573] İbn Kemal Tevarih-i Al-i Osman’da “Aydın, Yörükler ulusu idi. Aydın İli’nde ulusiyle kışlak edinmişti. Galebe-i a’vân ve ensarla, ol diyârda serdar oldu” diye yazarak Aydınoğlularının soyu tartışmalarına farklı bir boyut katıyordu. [İbn Kemal, Tevârih-i Âl-i Osman, C. I, hzl: Ş. Turan, Ankara 1970, s. 137]

Dahiliye Vekâleti Vilayetler İdaresi Umum Müdürlüğü’nün 16/4/29 tarihli, İskân Müdiriyeti Umumiyesine hitap eden ve 2693 sayı numarasını taşıyan, hülâsası "Ahvali umumiye raporunun leffile" olarak belirtilen üst yazıda; Aydın vilâyetinden alınan 10/4/29 tarih ve 461/79 sayılı ahvali umumiye raporunun daire-i âliyelerine taalluk eden kısmı leffen takdim kılındı efendim denilerek, V.İ.U.M. (Vilayetler İdaresi Umum Müdürü) imzasıyla bilgi sunulmuştur. Aydın Valisi H. Hüsnü Berker’in imzalı evrakta geçen bilgi şu şekildedir:

“-4- AŞİRETLER, Vilâyet dahilinde seyyar aşiretler yoktur bu hususta bir nümerolu raporda tafsilen arzı malûmat edilmiştir. Vilâyet dahilinde hayvancılık ile müştegıl olan (uğraşan) yörüklerin büyük bir kısmı bütün bir seneyi hayvanları ile beraber meralar civarında hayma neşin (çadırda oturan) ve seyyar olarak geçirmektedirler. Bunlar sicilde müsceldirler. Seyyar olmaları hayvanlarını rai (çobanlık) içindir. Bu Yörükler Söke kazasında fazla miktarda olup bunların Söke kazasının Akköy nahiyesi dahilinde Milas hududuna yakın çok vasi ve ıssız sahil mıntıkasında iskânları muvafıktır. Halen seyyar bulunan bu Yörüklerin yedi sekiz senede ödemek üzere kendilerine arazi verilir ve mera gösterilirse mezkûr mahalde kendi paraları ile bir köy teşkiline taraftar oldukları kaymakamlıktan bildirilmektedir. Söke’yi devir ve teftişimde bu ciheti bilhassa tetkik ederek mutalâamı başkaca arz edeceğim.” 28/I/29 Aydın Valisi H. Hüsnü

Görüldüğü üzere Yörükleri Osmanlılardan beri devam eden yerleşik hayata geçirme ve iskân çalışmaları Cumhuriyet İdaresi döneminde de devam etmiştir. Zaten hayvancılıkla uğraşan Yörükler belli otlak ve mera alanları çevresinde bulunmaktalar. Hayme-nişin yani çadırda oturanları olduğu gibi seyyar yani gezgin olarak konar geçer halinde olanları da vardır. Özellikle Söke ve Milas arasında yoğun şekilde yaşadıkları belirtilmiştir. Fakat gerek Aydın Halkevi’nin çalışmaları gerek Hikmet Şölen’in Aydın İli ve Yürükler kitabından anlaşılmaktadır ki [Aydın Halkevi Neşriyatı, 1945] Aydın ve çevresinde Yörükler belli alanlarda yaşamlarını uzun yıllar sürdürmüşlerdir. Örneğin KARAÇAKAL Yörükleri, Karasakal oymağından bir bölüntüdür. Yazın Sandıklının Komalar dağında, kışın Yenipazar’ın üstündeki Madrandağı eteklerinde otururlardı, (M. 1876- H. 1294) tarihli bir fermanla Sandıklı taraflarına gitmeleri yasak edildi. Bunun üzerine yaz ve kış Yenipazar’da kaldılar. Yazın Madran dağının yukarısındaki sırtlarda, kışın, daha eteklerde, Hatun yaylasında oturmaktadırlar. Karaçakal Yörükleri dışında da Aydın bazı Yörük obaları ve yurtları bulunmaktadır. Karaçakal Yörükleri bu yörük obalarından ve yurtlarından sadece biridir. [Asaf Gökbel-Hikmet Şölen, Aydın İli Tarihi, Ahmed İhsan ve Basımevi, 1936, Halkevi Neşriyatı, c. I, ss.225-245]

Yörüklük, Oğuz kimliğinin Batı Anadolu'da ve Akdeniz'de dağ-ova arasında mekik dokuyan, hayvancılıkla yaşayan dinamik bir formudur. Yerleşik hayattan ziyade konar-göçer olan kesimidir. Uzun yıllar boyunca merkezi otorite vergi, asker veya asayiş gibi gerekçelerle Yörükleri yerleşik hayata geçirmek için uğraşmıştır. Fakat Yörükler yüzyıllardan beri alışmış oldukları ve kendi özgür ruhlarını yansıtan yaşam tarzlarını (habitus) değiştirmek istemediler. Hatta bu uğurda bedeller ödediler. Ayrıca bu yaşam tarzları onların geçim kapılarıydı. İhtiyaç ekonomisi dahilinde kendi kendine yetebilen bir özelliğe sahiplerdi. Devecilik dahil hayvancılığı ilgilendiren her işi rahatlıkla yaptılar. Yalnız bir hususu belirtmekte fayda var. "Her Yörük bir Türkmen’dir (Oğuz'dur), ancak her Türkmen yaşam tarzı ve coğrafya gereği Yörük değildir" yaklaşımı bu noktada önemlidir. Yörükler Aydın çevresinde önemli bir nüfuza ve nüfusa sahiptir. Aydın’daki Yörükler, diğer Yörükler gibi, Taife-i Yörügân/Yörükân veya Cemaat-ı Yörügan/Yörükan’ın ismiyle devlet arşivlerinde sayısal karşılığı az çok bellidir. Çünkü çeşitli resmî evraklara farklı şekillerde kaydedilmiştir. Bahsi geçen coğrafyada daha çok bulunduğu meskenlerin yerleri de bellidir. Fakat herkes Yörük değildir. Bu yüzden siyaseten ve iktisaden son zamanlarda sömürülen bir kültürel kimlik olduğu yolunda tartışmalar da vardır. Bu tartışmalara meydan vermeden ve istismar etmeden Yörüklüğün Aydın’ın kültürel kimliğini oluşturan en önemli unsurlardan biri olduğu unutulmamalıdır. Bir Yörük atasözü “Dekiş/Tekiş/Tekeş oğlakdan deke/teke olmaz” yani “Başkasından geçinmeyi huy edinenden adam olmaz” diye geçmektedir. Bu atasözünden anlaşıldığı üzere Yörük başkasından geçinen değil kendi başının çaresine bakan insandır. Tüm zorluklara rağmen Yörük olmak zordur. O yüzden herkes Yörük olmanın ağırlığını kaldıramaz. Zaten kahramanlığı ve cesaretiyle Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında Yörükler devletinin yanında yer alarak etkili olmuşlardır. Sessiz durmaları ve kendi işleriyle uğraşmaları gailesiz oldukları veya korktukları anlamına gelmez. Sadece konar-göçerlik refleksiyle (psiko-tarihi ve psiko-coğrafi faktör) hamle yapılacak anı beklerler. O yüzden onlar hakkında konuşurken kullanılan kelimeler seçilirse hem daha erdemli bir davranış sergilenmiş olunulur hem de kendinizi emniyete almış olursunuz. O yüzden eskiler boşuna Selametü’l-İnsan fî Hıfzü’l-Lisan dememiştir. Yani insanın kurtuluşu veya emniyette olması dilini tutmasındadır. Eğer birlikte yaşama kültürüne sahip olmak istiyorsak bu düstur bir mengüş/mengüç gibi kulağımızda küpe olmalıdır.

1 A A A

1 A A A-1

GÖRSEL: 1 Dahiliye Vekâleti (İçişleri Bakanlığı) Vilayetler İdaresi Umum Müdürlüğü’nün 16/4/29 tarihli, İskân Müdiriyeti Umumiyesine hitap eden ve 2693 sayı numarasını taşıyan, hülâsası "Ahvali umumiye raporunun leffile" olarak belirtilen üst yazıda; Aydın vilâyetinden alınan 10/4/29 tarih ve 461/79 sayılı ahvali umumiye raporunun dairei aliyelerine taalluk eden kısmı leffen takdim kılındı efendim denilerek, V.İ.U.M. (Vilayetler İdaresi Umum Müdürü) imzasıyla bilgi sunulmuştur.

E E