Bir an için gözlerimizi kapatalım ve hayatımızı düzlüklerden, çukurlardan ve tepelerden oluşan kabartmalı bir harita; kendimizi de bu haritanın üzerinde yuvarlanan küçük bir top olarak hayal edelim.

Bu harita bizim düşünsel ve duygusal dünyamız olsun.

Yuvarlandıkça arkamızda izler bırakıyoruz. Bunlar alışkanlıklarımız ve davranış kalıplarımız olsun. Karşımıza çıkan çukurlar hayatın zorluklarını, tepeler aşmamız gereken engelleri, eğimler ve yön değişiklikleri ise hayatın bizi başka yollara taşıyan gelişmelerini temsil etsin.

Bazen bir tepenin önünde durup nasıl aşacağımızı, bazen de bir çukura düşüp nasıl çıkacağımızı düşünürüz.

Ve bazen, hiç fark etmeden bir yerde durup kalırız.

Hayatımızdaki bazı duraklara gerçekten ihtiyaç duyarız. Yeni bir işe başladığımızda, bir ilişkiye girdiğimizde, yeni bir eve taşındığımızda, bir hedef belirlediğimizde ya da hayatımızda önemli bir değişiklik yaptığımızda bir süre orada kalmak bize iyi gelebilir.

Dinleniriz.

Denge buluruz.

Güç toplarız.

Ancak bu durakların bir amacı olduğunu ve zamanı geldiğinde yeniden yola çıkmamız gerektiğini unutmamamız gerekir. Çünkü bazen bizi dinlendiren bir durak, zamanla bizi bağlayıp tutan bir yere dönüşebilir.

Bir yerde durduğumuzda, ağırlığımız zamanla zeminde küçük bir oyuk oluşturur. Başlangıçta bu oyuk yalnızca bir dinlenme alanıdır. Fakat biz hareket etmek yerine aynı yerde dönüp durdukça o oyuk derinleşmeye başlar.nVe bir süre sonra, ordan çıkmak için daha fazla güç gerekir.

Bir ilişkiye başladığımızı düşünelim. Hayatımızda yeni bir dönem açılır. Birlikte geçirilen zamanlar, yapılan planlar, paylaşılan hayaller artar. İlişki hayatımızın doğal bir parçasına dönüşür.

Sonra bir gün o ilişki de biter. Bazen birlikte karar verilir, bazen karşı taraf gider, bazen de hiç istemediğimiz bir şekilde hayat bizi ayrılığa zorlar.

İşte o anda önümüzde bir seçim belirir.

Oyuktan çıkıp yeniden yuvarlanarak hayatımıza devam mı edeceğiz, yoksa olduğumuz yerde kalıp geçmişe mi tutunacağız?

İlk seçenek her zaman kolay değildir. Çünkü biten bir ilişkinin ardından insanın aklına aynı sorular tekrar tekrar gelebilir:

“Nerede yanlış yaptım?”

“Acaba geri döner mi?”

“Şöyle yapsaydım ne olurdu?”

“Beni neden bıraktı?”

Eski mesajlara bakabilir, fotoğrafları tekrar tekrar inceleyebilir, sosyal medyada ne yaptığını kontrol edebiliriz.

Bunların hiçbiri yaşananı değiştirmez. Gideni de geri getirmez. Ama biz aynı yerde ısrarla dönmeye devam ederiz. Biz döndükçe, başlangıçta küçük olan o oyuk, zamanla derinleşir.

Bu durum yalnızca ilişkiler için geçerli değildir.

Bir zamanlar severek yaptığımız ama artık bizi tüketen bir işte kalabiliriz.

Geçmişteki başarılarımızı sürekli bugünkü hayatımızla karşılaştırabiliriz.

Çocuklarımız büyüdüğü hâlde onların geçmişteki hâllerine tutunabiliriz.

Yıllar önce yaşadığımız bir kırgınlığı hâlâ aynı öfkeyle taşıyabiliriz.

Bazen de değişmesi gerektiğini bildiğimiz bir hayatın içinde, sırf alıştığımız için kalmaya devam ederiz.

Bütün bunlarda ortak olan şey şudur:

Hayat değişmiştir ama biz eski yerde takılı kalmışızdır. Bir süre sonra bulunduğumuz yeri savunmaya başlarız.

“Böyle olmak zorunda.”

“Başka seçeneğim yok.”

“Bir gün düzelecek.”

“Şimdi bırakırsam bunca yıl boşa gider.”

Belki de asıl mesele, bunların doğru olup olmadığından önce kendimize başka bir soru sorabilmektir:

“Ben burada gerçekten kalmak mı istiyorum, yoksa yalnızca kalmaya mı alıştım?”

Çünkü “alışmak” ile “istemek” aynı şey değildir.

Öyleyse yola devam etmeyi öğrenmek gerekir.

Yola devam etmek, geçmişi silmek değildir.

Yaşadıklarımızı inkâr etmek, hiç sevmemişiz gibi davranmak ya da acımızı yok saymak da değildir.

Bazen bırakmak, yaşananları değersizleştirmek değil; onların hayatımızdaki yerini değiştirmektir.

Bir durak, sonsuza kadar yaşanacak bir yer değildir.

Bazı insanlar hayatımıza bizimle birlikte yürümek için girer.

Bazıları ise belli bir yere kadar eşlik eder.

Bazı işler bizi başka bir yere taşımak için vardır.

Bazı deneyimler bize bir şey öğretir ve sonra tamamlanır.

Bunu kabul etmek her zaman kolay değildir.

Çünkü insan bildiği yerde kalmayı, bilmediği bir yola çıkmaya tercih edebilir.

Yıllar önce yazdığım bu düşünceyi, daha sonra Yeniden Doğmak kitabımda Burak’ın hikâyesi üzerinden yeniden ele aldım. Harita, yuvarlanan top, oyuk ve kuyu metaforları kitapta daha derin bir hikâyenin parçasına dönüştü.

Bugün o satırlara yeniden baktığımda, anlatmak istediğim şeyin aslında çok sade olduğunu düşünüyorum:

Hayatımızda bazı şeyler biter.

Bazı yollar değişir.

Bazı duraklardan ayrılmamız gerekir.

Ve bazen yeniden doğmak, bambaşka bir insan olmak değil; kaldığımız yerden çıkıp yolumuza devam edebilmektir.

Yaşam coşkunuz daim olsun…