Bazen hayatımızda bir şeyleri değiştirmek isteriz. Hatta ne yapmamız gerektiğini de çoğu zaman biliriz. Ama yapmayız.

“Biraz daha zamanım olsun.”

“Şu yoğunluk geçsin.”

“Doğru zamanı bekliyorum.”

“Yeni yılda başlarım.”

Derken günler haftalara, haftalar aylara dönüşür.

İşte burada atalet dediğimiz durumla karşılaşırız.

Atalet yalnızca tembellik değildir. Bazen insanı yerinde tutan şey korkudur. Bazen alışkanlık, bazen başarısız olma ihtimali, bazen de bulunduğumuz yerden memnun olmasak bile oranın bize tanıdık gelmesidir. Tanıdık olan her zaman iyi değildir ama belirsiz olana göre daha güvenli hissettirebilir. Bu yüzden insan bazen mutsuz olduğu bir hayatı, neyle karşılaşacağını bilmediği yeni bir hayata tercih edebilir.

Asıl ilginç olan ise şudur:

Bizi yerimizde tutan şey çoğu zaman dışarıdaki engellerden çok, kendi zihnimizde kurduğumuz cümlelerdir.

“Yapamam.”

“Hazır değilim.”

“Şimdi sırası değil.”

“Biraz daha araştırayım.”

“Önce şartlar düzelsin.”

Böyle anlarda kendimize şu soruyu sormamız gerekir:

“Gerçekten yapamıyor muyum, yoksa yapmaya başlamaktan mı korkuyorum?”

Bu cevabı kolay bir soru değildir. Çünkü cevabı bizi harekete geçmeye ya da kendimizle yüzleşmeye zorlayabilir.

Harekete geçmenin önündeki bir başka tuzak da mükemmeli beklemektir.

Yeni bir işe başlamak isteriz ama önce her şeyi öğrenmemiz gerektiğini düşünürüz. Spor yapmak isteriz ama kusursuz bir program hazırlamayı bekleriz. Bir kitap yazmak isteriz ama ilk cümlenin mükemmel olmasını isteriz.

Bu yüzden bir türlü başlayamayız.

Oysa başlangıçların çoğu zaten kusurludur.

İlk adımın görevi mükemmel olmak değil, hareketi başlatmaktır.

Bir hedef belirlemek önemlidir. Ne istediğimizi bilmek önemlidir. Bir plan yapmak da önemlidir.

Ama bütün bunların bir noktada davranışa dönüşmesi gerekir.

Bazen bir telefon açmak…

Bir başvuru yapmak…

Yarım saat çalışmak…

Uzun zamandır ertelediğimiz bir konuşmayı yapmak…

Sabah biraz daha erken kalkmak…

Ya da sadece bir kâğıda gerçekten ne istediğimizi yazmak.

Çünkü harekete geçmek için her zaman bütün yolu görmek gerekmez.

İlk adımı görmek yeterlidir. Biz adım attıkça sisler dağılır ve yolu görmeye devam ederiz.

Yeniden Doğmak isimli kitabımdaki Burak karakteri de, hayatında tam da böyle bir yerde duruyordu.

Ne istediğini düşünmeye başlamıştı. Hedefini belirlemiş, ona ulaşmak için neler yapabileceğini yazmıştı. Fakat sonra, “Yeni yıla yeni bir başlangıç yaparım,” diyerek başlamayı ertelemişti.

Aslında hepimizin zaman zaman yaptığı bir şey bu.

Bir karar veririz ve kendimizi iyi hissederiz. Çünkü karar vermek, değişimin başladığı duygusunu yaratır.

Fakat kararın ardından hiçbir şey yapmazsak, o ilk heyecan zamanla kaybolabilir

Atalet durumuna verilecek en güçlü cevap büyük sözler değil, küçük ama gerçek bir harekettir.

Kendimize şu soruyu sorarak başlayabiliriz:

“Uzun zamandır ertelediğim ve aslında benim için önemli olan ne var?”

Ardından bir soru daha:

“Bunun için bugün atabileceğim en küçük adım ne?”

Belki cevap sandığımız kadar büyük değildir.

Ama önemli olan da bu olabilir.

Çünkü bazen yeniden başlamak, hayatımızı baştan sona değiştirmek değildir.

Sadece yerimizden kalkıp ilk adımı atmaktır.

Yaşam coşkunuz daim olsun…