Güneş her doğduğunda hayat da bizim için yeniden başlar.
Önümüzde henüz yaşanmamış bir gün, söylenmemiş sözler, tanışılmamış insanlar ve yaşayacağımız nice an vardır.
Ama biz çoğu zaman yüzümüzü geleceğe çevirmek yerine geçmişe dönüp dururuz.
Pişmanlıklarımızı, kırgınlıklarımızı, yaşadığımız hayal kırıklıklarını tekrar tekrar düşünür; yıllar önce kapanmış defterleri yeniden açarız.
Bazen de bunun tam tersini yaparız.
Geçmişteki güzel günlere tutunur, “O zamanlar ne kadar mutluydum” diyerek bugünün güzelliklerini görmezden geliriz.
Aslında her iki durumda da yaptığımız aynıdır:
Bugünü, geçmişin gölgesinde yaşamaya başlarız.
Geçmişe tutunanların bir kısmı yaşadığı hataları, bir kısmı ise güzel anları referans alır.
Eski Hatalara Takılıp Kalanlar:
Bazen bir tartışmanın ortasında yıllar önce yaşanmış bir olayı yeniden gündeme getiririz.
“Sen zaten o zaman da böyle yapmıştın.”
“Geçen yıl söylediğin şeyi unutmadım.”
“Bana bunu nasıl yaptığını hâlâ hatırlıyorum.”
Bir tartışma böyle başladığında artık konu, o gün yaşanan olay olmaktan çıkar. Eski defterler birer birer açılır.
Haklı çıkmak uğruna geçmişten deliller toplamaya başlarız.
Oysa geçmişte yaşananları değiştiremeyiz. Ama onları bugün yeniden yaşayıp yaşamamayı seçebiliriz.
Affetmek de biraz bununla ilgilidir.
Affetmek, yapılanı doğru bulmak ya da yaşananları unutmak değildir. Bazen yalnızca geçmişte yaşanan bir olayın bugünümüz üzerindeki etkisini sona erdirmektir.
Çünkü bazı insanlar geçmişte yapılan bir hatanın cezasını, kendilerine yıllarca yeniden yaşatarak ödetmeye devam ederler.
Eski Güzel Günlere Takılıp Kalanlar:
Bir de geçmişin güzel günlerinde yaşayanlar vardır.
“Eskiden her şey daha güzeldi.”
“Eskiden çok daha mutluydum.”
“Keşke yine o günlere dönebilsem…”
Geçmişte güzel şeyler yaşamış olmak elbette kıymetlidir.
Ama güzel bir anının değerli olması, bugünün değersiz olduğu anlamına gelmez.
Hayat sürekli değişir.
Çocuklar büyür. İnsanlar hayatımıza girer ve çıkar. İşler değişir. Şehirler değişir. İlişkiler biter. Yeni ilişkiler başlar. Bazen kayıplar yaşar, bazen yeniden başlarız.
Değişimin önüne geçemeyiz.
Buna rağmen bazı insanlar hayatın değişen hâlini kabul etmek yerine, zihnen geçmişte kalmayı seçer.
Özellikle büyük kayıplardan sonra bunu daha sık görürüz.
Bir yakınımızı kaybettiğimizde yas tutmak hayatın doğal bir parçasıdır. Acımızı yaşamamız, özlememiz, zaman zaman geçmişe dönmemiz son derece insani.
Fakat yasın hayatımızın tamamına dönüşmesi başka bir şeydir.
Çünkü hayat, kaybettiğimiz insanlarla birlikte bizim için de sona ermez.
Onların bıraktığı sevgi, anılar ve hayatımıza kattıkları değer bizimle kalabilir.
Ama biz yaşamaya devam ederiz.
Bazen bir insanın ardından, bazen biten bir ilişkinin ardından, bazen kaybedilen bir işin ya da değişen bir hayatın ardından aynı şeyi yapmamız gerekir:
Yaşananı kabul etmek ve önümüzdeki hayata yeniden bakabilmek.
Geçmişi değiştiremeyiz.
Ama geçmişin bugünümüzü ne kadar yöneteceğine karar verebiliriz.
İyi ya da kötü, acı ya da tatlı, doğru ya da yanlış…
Hepsi hayatımızın bir parçası oldu.
Onlardan ders alabilir, güzel olanları hatırlayabilir, acı verenlerden güçlenerek çıkabiliriz.
Ama onları her gün yeniden yaşamamız gerekmiyor.
Çünkü hayatın bize sunduğu tek zaman dilimi şimdidir.
Dün artık yaşandı.
Yarın henüz gelmedi.
Elimizde olan ise bugün.
Belki de bazı eski defterleri kapatmanın zamanı gelmiştir.
Sayfaları yırtmak için değil.
Onlarda yazanları inkâr etmek için değil.
Sadece artık aynı sayfayı tekrar tekrar okumak zorunda olmadığımızı hatırlamak için.
Mevlânâ’nın sözleriyle:
“Dünle beraber gitti cancağızım,
Ne kadar söz varsa düne ait.
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”
Hayat her sabah önümüze tertemiz bir sayfa koyuyor.
Belki artık eski defterleri karıştırmak yerine, yeni sayfaya ne yazacağımızı düşünmenin zamanı.
Yaşam coşkunuz daim olsun…