Hayatımızı değiştirmek istediğimizde önce bir karar alırız.
Daha sağlıklı besleneceğiz.
Düzenli spor yapacağız.
Daha erken yatacağız.
Telefonu daha az kullanacağız.
Ertelemeyi bırakacağız.
Karar verdiğimiz anda her şey kolay görünür. Çünkü henüz eski alışkanlığımızla karşı karşıya değilizdir. Asıl sınav, kararın ertesi günü başlar.
Çünkü alışkanlıklar yalnızca yaptığımız davranışlardan ibaret değildir. Onlara eşlik eden duygular, rutinler ve küçük ödüller de vardır. Bir süre sonra yaptığımız şeyden çok, o şeyi yaparken nasıl hissettiğimize bağlanırız.
Bir alışkanlığı değiştirmek bu nedenle yalnızca davranışı değiştirmek değildir.
Örneğin akşam yemeğini düşünelim.
Bazıları için akşam yemeği yalnızca beslenmek değildir. Aileyle bir araya gelmek, günün yorgunluğunu atmak, sohbet etmek, dinlenmek ya da kendini ödüllendirmek anlamına gelebilir. Yemeğin ardından gelen çay, kahve, tatlı veya kuruyemiş de bu küçük ritüelin devamıdır.
Dolayısıyla böyle bir alışkanlıktan vazgeçmek, yalnızca bir öğünü değiştirmek anlamına gelmez. O davranışın etrafında biriktirilmiş bütün güzel duygulardan da vazgeçmek gibi hissedilebilir.
İşte bu yüzden bazı alışkanlıkları değiştirmeyi istediğimiz hâlde bir türlü başaramayız.
Çünkü alışkanlıklarımızın arkasında yalnızca ne yaptığımız değil, neden yaptığımız da vardır.
Bir insan her akşam televizyon karşısında tatlı yiyorsa, belki de asıl ihtiyacı tatlı değildir.
Belki günün yorgunluğunu atmak istiyordur.
Belki kendisini ödüllendiriyordur.
Belki yalnızlığını bastırıyordur.
Belki de gün içinde kendisine ayıramadığı zamanı, gecenin küçük keyifleriyle telafi ediyordur.
Bu nedenle değiştirmek istediğimiz bir alışkanlıkla karşılaştığımızda önce kendimize şu soruyu sorabiliriz:
“Bunu yaparak aslında ne elde ediyorum?”
Ardından bir soru daha:
“Aynı ihtiyacı başka bir yoldan karşılayabilir miyim?”
Sürekli bir şeyler atıştırmak günün stresini azaltıyorsa, belki çözmemiz gereken şey açlığımızdan çok stresimizdir.
Telefonu sürekli kontrol etmek bizi oyalıyor ve yalnızlık hissimizi azaltıyorsa, belki ihtiyacımız telefondan çok bağlantı kurmaktır.
Alışkanlıklarımız bazen bize hizmet eden eski çözümlerdir.
Sorun, şartlar değiştiğinde onların hâlâ aynı işe yarayıp yaramadığını sorgulamamamızdır.
Bu nedenle kendimize kızmadan, irademizi sorgulamadan önce alışkanlıklarımızı biraz merak edebiliriz.
Bu alışkanlık bana ne veriyor?
Bana hangi duyguyu yaşatıyor?
Bu ihtiyacı başka bir şekilde karşılayabilir miyim?
Belki de değişimin ilk adımı, kendimizle savaşmak değil, kendimizi daha iyi anlamaktır.
Çünkü hiçbir alışkanlık kaderimiz değildir.
Değişmek, bir gecede bambaşka bir insan olmak anlamına gelmez. Bazen yalnızca her gün yaptığımız küçük bir şeyi farklı yapmayı seçmekle başlar.
Ve belki de yeniden doğmak tam olarak budur:
Eski hayatımızı bütünüyle reddetmeden, bize artık iyi gelmeyen taraflarını değiştirmeye cesaret etmek.
Yaşam coşkunuz daim olsun…