Bayram mı? Festival mi?
Giriş
İncir, Aydın-İzmir yöresi için geçmişten günümüze hem ticari açıdan hem de kültürel açıdan önemli olan meyvelerden biridir. Aynı zamanda incir; şölenlerde, törenlerde, ayinlerde kullanıldığı gibi adına bayramlar ve festivaller düzenlenen ender kültür bitkilerinden biridir. Günümüzde düzenlenen incir festivallerinden farklı olan ve XIX. yy. da incirin ticari değerinin artmasıyla önemli bir kutlama şölenine dönüşen “incir bayramları” yörenin kültür tarihinde ayrıcalıklı bir yer tutmaktadır. Kültür tarihinde ayrıcalıklı yer tutan incir bayramları ve kutlamaları hakkında dönem dönem çok şey yazılmıştır ve bir o kadar da şey söylenmiştir. Buna karşın incir bayramları tam manasıyla irdelenmemiştir. Bu tespite Geçmişten Günümüze İncir[i] adlı çalışma için yapılan araştırmalar sonucunda ulaşılmıştır. Bu çalışmada ise çeşitli zamanlarda kutlanan incir bayramlarının niçin, nasıl kutlandığı ortaya konularak, günümüzde bu bayrama nasıl yaklaşıldığı üzerinde durulacaktır. Ayrıca bu çalışmada bayram ve festival kavramları ile bu kavramların tarihsel seyri üzerinde ana hatlarıyla bilgi verilecektir. İlk olarak merhum Eren Akçiçek ve Pınar Dönmez Fedakâr editörlüğünde çıkan ve İzmir’de basılan Türk Kültüründe Üzüm ve İncir kitabında “Unutulan İncir Bayramları” olarak 2011 yılında basıldı. [124-134. sayfalar] İkinci olarak editörlüğünü Naim Özdamar tarafından yapılan ve İncirliova Ziraat Odası tarafından basılan Aydın’ın Balı İncir başlıklı kitapta “Bayram mı? Festival mi? “Unutulan İncir Festivalleri Üzerine” başlığıyla makale olarak basılmıştı. [118-127. sayfalar arası] Bu yaklaşımımı hem incir kitabımda hem de makale olarak yazdığımda şu anki belediye başkanlarının çoğu makamına seçilmemişti. O yüzden yazılanlardan siyasal bir hisse veya ahbap çavuş savunusu çıkarmamanızı daha çok kültürel bir hisse çıkarmanızı tavsiye ederim.
“Bayram” ve “Festival” Üzerine
Bayram ve festival kavramlarını kullanmak herhangi bir sorun yaratmıyor gibi gözükse de bu iki kavram arasında bazı farklılıklar vardır. Bu farklıların ortaya çıkmasında dil, sosyo-ekonomik durum, tarihsel şartlar, coğrafya, kültür, gelenek ve görenekler, alışkanlıklar ve eğlence kültürü gibi koşullar belirleyicidir. Çünkü kişilerin, sosyal grupların, organizasyonların ve kurumların incir bayramını adlandırmalarında veya bu bayrama yaklaşımlarında bahsi geçen koşulların doğrudan veya dolaylı bir etkisi vardır. O yüzdendir ki İncir Bayramları ile ilgili yapılacak olan bir çalışmaya -hiç değilse bu çalışmaya- başlamadan önce bayram ve festival kavramlarını ana hatlarıyla irdelemek gerekmektedir.
Toplumsal belleğin, hafıza inşasının ve kültürel sürekliliğin en temel yapı taşları olan bayram, festival, şenlik, karnaval ve toy kavramları; yalnızca birer takvim işareti ya da masum neşe anı olmayıp, derin dilsel kökleri ve karmaşık teo-politik arka planlarıyla insanlık tarihi boyunca iktidarın, inancın, toplumsal hiyerarşinin ve ekonomik düzenin yeniden üretildiği kritik sahneler olmuştur. Bu kavramların her biri, doğdukları medeniyet havzalarının teolojik kabullerini ve siyasal iktidar pratiklerini üzerlerinde taşır. Kavramsal çerçevenin en keskin teo-politik kırılma hatlarından birini barındıran karnaval, Latince "et tüketimine veda etmek" anlamına gelen carnelevarium kelimesine ya da antik deniz geçit törenlerini simgeleyen carrus navalis kökenlerine dayanır. Özellikle Hristiyanlık teolojisinde, Paskalya öncesi kırk günlük çile ve oruç dönemi (Lent) başlamadan hemen önce halkın tüm dünyevi zevkleri sınırsızca tüketebildiği yasal bir taşkınlık ve günah çıkarma aralığı sunar. Mikhail Bakhtin’in Bakhtin'in çözümlemelerinde karnaval, gündelik toplumsal ve hiyerarşik düzenin geçici olarak tersine çevrildiği bir alan olarak ele alınır. Bu yaklaşım daha sonraki çalışmalarda iktidar, toplumsal denetim ve rıza üretimi bağlamlarında farklı biçimlerde yorumlanmıştır. (Karnavalesk) Birkaç günlük sınırsız serbestlik, ardından gelen uzun ve sıkı bir itaatin psikolojik hazırlığıdır.
Karnavalın ardından, dilsel kökenleri ne olursa olsun, özellikle festival kavramı tarih boyunca çok daha geniş ve katmanlı bir teo-politik (dinî-siyasal) arka plana sahip olmuştur. Festival kavramı, Latince mukaddes, kutsal, kutsanmış anlamlarına da gelen festus (sollemnis) sözcüğüyle memnuniyet, hoşluk, güzellik, masumiyet, gülünçlük, mizah gibi birçok anlamı içeren festivus sözcüğüyle ilişkilendirilmektedir. Sözcüğün Batı dillerine Latince üzerinden girdiği anlaşılmaktadır.[ii] Hem İngilizce’de hem de Fransızca’da festival kavramı kullanılmaktadır. İngilizce’de bayram, yortu, şenlik anlamına gelmektedir.[iii] Fransızca’da da aynı anlama gelecek şekilde bayram, yortu, resmi gün, isim günü anlamına gelmektedir. Türkçe’ye de giren bu sözcük birkaç gün süren şenlik ve sanat gösterisi anlamına gelmektedir.[iv] Ayrıca yapıldığı dönemlerde çevre, katılanların sayısı veya niteliği, programda yer alan eserler bakımından özel önemi olan konser dizisi ve sanat gösterisi anlamına da gelmektedir.[v] Festival kavramının kullanımı daha geç tarihlerde ortaya çıkmakla beraber festivalin ortaya çıkışında Ortaçağ kültürünün ciddi etkisi vardır. Ayrıca bu sözcük bazı dinsel cemaatlerde bazı ayinleri ifade etmek içinde kullanılmıştır. Fakat daha sonra özellikle tiyatro, müzik ve sinema gibi sanatsal alanlarla festival sözcüğü ilişkilendirilmiştir. Bu durum ise aydınlanma olarak tanımlanan süreçle de yakından ilişkilidir. Özellikle festival kavramı XVI. Yüzyıldan sonraki kayıtlarda, Batı ülkelerindeki (özellikle İngiltere’de) müzikli açık hava eğlenceleri, tiyatro ve dans gösterileri için kullanılmaya başladı. O yüzden festival, sözcüğü bugünlere yaklaştıkça anlam ve kapsam olarak genişledi. Ayrıca kapitalizmin gelişmesiyle beraber festival kavramı ticari amaçlarla da birleştirildi. Bu kavramın zamanla daha geniş kesimlere ve kitlelere ulaşması söz konusu oldu. Yani iktisadi altyapının da eklemlenmesiyle festival sözcüğü, çok kültürlü ve çok çeşitli cemiyetleri anlamca karşılamaya başladı. O yüzden festival sözcüğü kullanımı daha cazip hale geldi. Festival sözcüğüne yerel olmasından ziyade (Batı için) küresel bir anlam kazandırıldı. Ayrıca dünyadaki sosyo-ekonomik dengelerin değişmesi, politik güç dengelerinin değişimi ve popüler-eğlence kültüründeki değişimler festival sözcüğünün kullanımını dünyada daha da ön plana çıkardı.
Antik çağlardan modern ulus-devletlere ve kapitalist pazarlara uzanan süreçte festivaller, iktidarın ve inancın konsolidasyon aracı olarak işlev görmüştür. Bu süreç üç temel boyutta şekillenir: Teolojik (dinsel) temel ve döngüsel zaman ilişkisi vardır. Geleneksel toplumlarda zaman çizgisel değil, kozmik ve döngüdür. Hasat mevsimleri, ekinokslar veya tarımsal dönüm noktaları (örneğin stratejik ürünlerin derlenme dönemleri), normal günlük hayatın (profan) askıya alınıp kutsal zamana (sakral) geçildiği anlardır. Siyasal ve dinî otorite, bu kozmik döngüyü kontrol ederek kendisini ilahî iradenin yeryüzündeki temsilcisi ve koruyucusu olarak konumlandırmıştır. İkincisi politik hegemonya ve rıza üretimi boyutu vardır. Antik Roma’daki panem et circenses (ekmek ve sirk/Iuvenalis circus/at yarışları için yazar.) politikası, kitlelerin siyasi taleplerini geçici bir coşku dalgasıyla yönetmenin en eski yoludur. Derin etimolojik döküm, "festival" kavramının kökensel olarak Antik Roma'nın kutsal alanlarına (fanum, fasno-) uzanan dinsel temellerinden sıyrılarak Orta Çağ'da bizzat kilisenin litürjik takvimi ve otoritesi etrafında nasıl yeniden biçimlendirildiğini çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermektedir. Latincede festus ve festa (kutsal ziyafetler, bayramlar) formlarıyla anılan bu kavram, milattan sonra 1200'lü yıllardan itibaren genellikle kilise yortularında düzenlenen seküler kutlamaları ve eğlenceleri karşılamaya başlamış; 13. yüzyıla gelindiğinde ise oruç tutulmaksızın neşeyle idrak edilen "dinî yıl dönümü ve kutsal gün" anlamını kazanmıştır. Eski Fransızcadaki feste ve Orta Çağ Latincesindeki "bir kilise tatiline/yortusuna ait" anlamına gelen festivalis tanımıyla tahkim edilen kelime; 1580'lerde festival day ifadesinden kısalarak bugünkü formuna evrilmiştir. Bu tarihsel evrim, festivalin hiçbir zaman masum ya da seküler bir eğlenceden ibaret olmadığını, aksine Orta Çağ kilisesinin zamanı, toplumsal ritüelleri ve insan iradesini kendi ruhanî dogmaları çerçevesinde denetim altına almasının, kitleleri ortak bir inanç etrafında konsolide etmesinin ve manevi otoritesini mekânsal-zamansal düzlemde yeniden üretmesinin en somut dilsel ve teolojik kanıtı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Hristiyanlık terminolojisinde ve Orta Çağ kilise takviminde Latince festus / festum kökünden gelen "festival", doğrudan yortuya (aziz günlerine, kutsal kutlama günlerine ve kilise takvimindeki dinî bayramlara) karşılık gelir. Kilise, pagan dönemindeki bu kavramı ve kökenini kendi dinî takvimine uyarlayarak, İsa'nın, Meryem'in veya azizlerin hayatındaki önemli olayların anıldığı kutsal günleri (dies festi) tanımlamak için kullanmıştır. Festivaller, toplumsal hiyerarşinin geçici olarak tersine döndüğü (Karnaval mantığı) sahneler sunsa da, bu durum aslına bakılırsa mevcut sistemin sürdürülebilirliğini sağlayan birer emniyet supabıdır. Gerilimler bu alanlarda boşaltılır ve düzen yeniden üretilir. Buna somut bir örnek, Orta Çağ Avrupa’sındaki "Aptallar Yortusu" (Feast of Fools) veya "Çocuk Piskopos Seçimi" (Boy Bishop) gelenekleridir; bu kutlamalarda alt tabakadan din adamları veya sıradan insanlar geçici olarak en üst düzey kilise makamlarını taklit eder, papaz giysileri giyer ve otoriteyle alay ederlerdi. Görünüşte toplumsal hiyerarşinin tamamen altüst olduğu bu anlar, aslında bu geçici nefes alma alanı sayesinde halkın yıl boyunca biriken hıncını dindirerek feodal ve dinsel düzenin sarsılmadan devam etmesini sağlardı.
Antik çağların kozmik döngülerinden ve Orta Çağ kilisesinin teolojik yortularından modern ulus-devletlerin kimlik inşa araçlarına evrilen festivaller, kapitalist modernleşme sürecinde özündeki teo-politik ve toplumsal anlamlardan tamamen arındırılarak küresel pazarın, sermayenin ve tüketim kültürünün en kilit pratik araçlarına dönüşmüştür. Bu dönüşüm, kutsalın veya kamusal coşkunun meta haline gelmesinin, bir diğer ifadeyle "nefsin ve ruhun arınması" vaadinin yerini "pazarın ve sermayenin büyümesi" gayesinin almasının somut bir göstergesidir. Bu bağlamda, teo-politik kökenli kutlamaların kapitalist piyasa düzeninde tüketim etkinliklerine ve halkla ilişkiler (PR) faaliyetlerine dönüşmesi kritik dinamiklerle okunabilir. Örneğin kutsaldan meta üretimine (Emtialaşma) geçiş orijinalinde toplumsal bağları tazeleyen, hiyerarşiyi geçici olarak askıya alan ya da ilahî olanla bağ kuran ritüeller; kapitalizmde biletli etkinliklere, turistik paket turlara ve tüketim çılgınlığına indirgenir. Festival alanı, bireyin toplumsal bir özne olarak yer aldığı kamusal bir meydan olmaktan çıkıp, çarkların döndüğü, markaların logolarıyla donatılmış bir "açık hava tüketim tapınağına" dönüşür. Yine sermayenin mekânsal kontrolü ve soylulaştırma (Gentrification) çabasıdır. Küresel sermaye, tarihi ve kültürel festivalleri kentlerin çöküntü bölgelerini dönüştürmek, soylulaştırmak ve mekânsal rant elde etmek için stratejik birer kaldıraç olarak kullanır. Eskiden yerel halkın kendi dinamikleriyle ürettiği şenlikler, sermayenin ve turizm endüstrisinin mekânı yeniden ürettiği, yerli halkı dışlayan soylulaştırma projelerinin maskesi haline gelir. İktidar ve PR (Piar) aracı olarak "Denetimli Mutluluk" anlamına gelir. Antik dönemdeki panem et circenses (ekmek ve sirk) mantığı, modern piyasada halkla ilişkiler (PR) kampanyaları ve imaj yönetimiyle yeniden üretilir. Şirketler, devletler veya belediyeler düzenledikleri devasa festival ve karnaval benzeri organizasyonlarla hem toplumsal gerilimleri ve krizleri "eğlence maskesi" altında görünmez kılar hem de kitlelere yapay bir aidiyet ve mutluluk pompalar.
Kitle endüstrisi yaklaşımı, Frankfurt Okulu teorisyenleri Theodor Adorno ve Max Horkheimer tarafından geliştirilen bir kavram olup, sanatın, eğlencenin ve geleneksel kültürel pratiklerin kapitalist sistem içinde nasıl endüstriyel birer meta haline getirildiğini açıklar. Bu perspektiften bakıldığında festival olgusu, halkın kendi özgün yaratıcılığından doğan spontane ve otonom bir kutlama olmaktan çıkarak, sermaye birikiminin ve ideolojik yeniden üretimin standart bir aracı haline gelir. Kitle endüstrisi ile festival arasındaki ilişki dört temel dinamik etrafında şekillenir; ilk olarak kitle endüstrisi, tıpkı fabrikada üretilen mallar gibi eğlenceyi de standartlaştırarak festivalleri yerel ve özgün formlarından koparır ve birbirinin aynısı olan şablonlara indirger, böylece bireylere eşsiz bir deneyim vadedilirken aslında tüm dünyaya aynı paketlenmiş eğlence biçimi pazarlanır. Halkın istediği veya geleneklerin getirdiği ritüellerin kutlanması değil de organizatörlerin istediği olur. İkinci olarak kitle endüstrisi, bireylere aslında ihtiyaç duymadıkları şeyleri arzu ettirir ve festivaller de bu bağlamda biletler, festival ürünleri, yiyecek-içecek stantları ve turizm paketleri aracılığıyla doğrudan ticari bir metaya çevrilen birer tüketim tapınağına dönüştürülür. Üçüncü olarak endüstriyel toplumda boş zaman, çalışmanın bir devamı ve onunla uyumlu bir sektördür; festivaller yıl boyunca sömürülen kitlelere geçici bir özgürlük alanı sunar gibi görünse de bu eğlence denetimlidir, kitleler eğlenerek tükenir ve ertesi gün yeniden sisteme itaat etmeye hazırdır. Son olarak kültür endüstrisi ürünleri toplumsal çelişkileri ve eşitsizlikleri örtbas etme işlevi görür, dolayısıyla devasa festivaller halkın siyasal ve ekonomik krizleri sorgulamasını engelleyen, bireyleri sistemle barıştıran devasa birer halkla ilişkiler ve rıza üretimi mekanizması olarak işlev görür. Kapitalizm, teo-politik ve kültürel kökleri ne kadar derin olursa olsun her kutsalı ve toplumsal hafıza alanını sekülerleştirerek bir tüketim nesnesine çevirmiştir. Halkın ortak coşkusunu temsil eden şenlik ve bayram ruhu piyasa tarafından yutulurken, festivaller artık kitleleri özgürleştiren değil, küresel sermayenin kurallarına itaat ettiren ve tükettiren birer modern ayine dönüştürülmüştür. Kısacası festival kavramının tarihsel gelişimi, dinî/yortu bağlamlarından seküler kültürel ve sanatsal etkinliklere doğru genişleyen bir anlam değişimi göstermektedir.
Teo-politik ve hegemonik yapıların ötesinde, insan topluluklarının öz benliğini, dayanışmasını ve kültürel köklerini yaşatan en hayati unsurlar şenlik, bayram ve Türk kültürünün en köklü kurumsal boyutu olan toydur. Türkçe kökenli olan şenlik, "şen" sözcüğünden türetilmiş olup tarihsel süreçte halkın kendi iç dinamikleriyle ürettiği kamusal coşkuyu, panayırları ve bir arada yaşama iradesini karşılar; Türk-İslam devlet geleneğinde zaman zaman merkezi iktidarın bir propaganda vitrinine dönüştürülmek istense de özünde halkın kendi neşesini ve ortak coşkusunu temsil eder. Bayram kelimesi, Eski Soğdca ptrʾm (patrām, "sakinlik, huzur") kelimesiyle akraba olan eski bir bileşiktir; kelimenin ilk kısmı Orta Farsça pʿn / PWN (pad, "içinde, üzerine") kökünden gelmekte olup Proto-Hint-Avrupa dilindeki *per-, *próti, *préti köklerine dayanır ve Avesta dilinde paiti, Sanskritçede ise prati ("karşı, -e doğru") kelimeleriyle karşılaştırılırken, ikinci kısmı Proto-Hint-Avrupa dilindeki *h₁rem- kökünden türemiştir ve Avesta dilindeki ramaiti ile Sanskritçedeki ramate ("dinlenmek, sakinleşmek, zevk almak") fiilleriyle paralellik gösterir. Tarihsel süreçte Türk lehçe gruplarında ve komşu dillerde geniş bir coğrafi yayılım bulan bu kelime Oğuz grubunda Eski Anadolu Türkçesinde بَیْرَامْ (bayram), Azericede bayram, Gagauzcada bayram (yortu), Osmanlı Türkçesinde بیرام (bayram) ve Türkiye Türkçesinde bayram olarak yer alırken, Doğu Oğuz grubunda Türkmencede baýram şeklini almıştır; Karluk grubunda Karahanlı Türkçesinde بَذْرَمْ (baδram, "ziyafet, hoş, Kurban Bayramı") biçiminde geçerken Uygurcada بايرام (bayram) ve Özbekçede bayram olarak kullanılmaktadır. Kıpçak grubunun Kuzey kolunda Başkircede байрам (bayram) ve Tatarcada бәйрәм (bäyräm), Batı kolunda Kırım Tatarında bayram, Karaçay-Balkarda байрам (bayram), Kumukçada байрам (bayram) ve Karaimde bayram olarak yaşayan kelime, Güney Kıpçak (Hazar, Kırgız-Kıpçak ve Güney Altay) kollarında Kazakçada мейрам (meyram), Kırgızcada майрам (mayram) ve Güney Altaycada байрам (payram / bayram) formlarında kendini gösterir; ayrıca Sibirya grubunun Güney Sibirya kollarında Yenisey koluna bağlı Hakasçada pay ve Şorca ile Kuzey Altay kollarında payram olarak kullanılmaya devam etmektedir. Eski Türkçe döneminde badrām halini alan ve Kâşgarlı Mahmud’un Dîvânü Lûgâti't-Türk eserinde Oğuz boylarına atfedilen bu kavram, toplumsal çatışmaların dindirildiği, kırgınlıkların unutulduğu ve ortak aidiyet duygusunun en saf düzeyde pekiştiği en mukaddes uzlaşı anıdır. Bahsi geçen eserde “(بذرم) Bedhrem/Bezrem/badram: Bayram, halk arasında gülme ve sevinme. Bir yer ışıklarla ve çiçeklerle bezendiği zaman bedhrem/bezrem yir (بذرم ییر) denir ki "gönül açan yer" demektir. Bu kelimenin aslının ne olduğunu bilmiyorum; çünkü bu kelimeyi Farslardan dahi işittim. Bununla beraber Oğuzlar bayram gününe (بیرم) “beyrem" derler, Bu, sevinç ve eğlence günüdür. Oğuzlar ذ harfini ی çevirmişlerdir; buna göre bu kelime ayrıca bir lügat olabilir” diye geçer. [Kaşgarlı Mahmud, Dîvânü Lûgâti't-Türk, çev. Besim Atalay, Ankara; TTK Basımevi, 1985, I, sf. 484] Bu iki kavramın Türk tarihindeki en eski ve yapısal karşılığı olan Türkçe toy ise, hem "ziyafet, şölen" hem de boyların bir araya gelerek siyasi, hukuki ve kültürel kararlar aldığı kamusal kurultay/toplantı anlamlarını aynı anda taşır; yani köken itibarıyla hem karnı doyuran maddi bir paylaşımı hem de toplumsal iradenin ortaklaşa kurulduğu politik ve kültürel bir zemin olmayı ifade eder. Merkezi iktidarlar veya sistemler bu kavramları ne kadar kendi ihtişamlarına veya kontrol mekanizmalarına alet etmeye çalışırsa çalışsın, şenlik, bayram ve toy özünde halkın topyekûn kucaklaşmasını, tarımsal ve toplumsal döngülerin bereketini paylaşmasını ve insanî bağların en saf haliyle yenilenmesini sağlayan vazgeçilmez toplumsal direniş, karar ve dayanışma kaleleridir.
İncir bayramlarının kökeni, Orta Doğu'daki tarım bayramlarına ve hasat festivallerine dayanmaktadır. Tarih boyunca bereket ve refahın sembolü olan bu gelenek, özellikle Aydın ve çevresinde büyük önem kazanmıştır. İlk olarak tarım toplumlarının doğa ile ilişkilerini kutladıkları, tanrılara ve tanrıçalara teşekkür ettikleri festivallerden ortaya çıkan bu kutlamalar, meyve ağaçlarının bol ürün verdiği hasat dönemlerinde düzenlenmiştir. Özellikle Orta Doğu'da bereket tanrıçalarına adanan bu tür bayramlar, toplumun sosyal ve ekonomik yaşamının temel bir parçası haline gelmiştir. Kutsal kitaplarda da geçen incir, Adem'in cennetten çıkarılması (aslında düşüş) hikayesiyle doğrudan bağlantılıdır; incir yaprağı, asa, gözyaşı ve yüzük gibi simgelerle birlikte anılan, insanlık kadar eski bir meyvedir. İncir bayramlarının tarihsel süreci Mısır'daki, Mezopotamya’daki ve Anadolu’daki tarım bayramlarının bir uzantısıdır. İncir bayramları, Orta Doğu'nun bereket ve hasat kutlamalarıyla ilişkilidir. Mezopotamya (Aram Naharaim İbranice) ve Anadolu'da hasat, bereket demektir. Bu bayramlar, tanrıya ve tanrıçaya şükretme mantığıyla ortaya çıkmıştır. Örneğin Sukot Bayramı, Yahudi takvimindeki hac bayramlarından biri olarak hem tarımsal hasat döngüsünü kutlamak hem de İsrailoğullarının Mısır'dan çıkış sonrasında çölde kırk yıl boyunca çadırlarda yaşayarak ilahî koruma altında barınmalarını anmak amacıyla yedi gün boyunca idrak edilen kutsal bir dönemdir; tıpkı Anadolu ve Orta Doğu'daki antik tarım bayramlarında olduğu gibi yılın son ürünlerinin toplanmasının ardından tanrıya şükretme ve bereket döngüsünü tamamlama amacı taşır. Bayramın en somut ve geleneksel örneği, evlerin balkonlarında veya bahçelerinde bitki örtüsü ve dallarla çatısı yıldızların görünmesine izin verecek şekilde örülen geçici suka adı verilen kulübelerdir; aileler yemeklerini bu çardaklarda yiyerek insanın dünyadaki varlığının geçiciliğini ve maddi mülkün kırılganlığını hatırlar. Bunun yanı sıra bayramın bir diğer temel ritüeli, İbranicede Arbaat ha-Minim (Dört Tür) olarak adlandırılan ve sırasıyla kalbi simgeleyen kusursuz turunçgil etrog, omurgayı simgeleyen hurma ağacının taze dalı lulav, gözleri temsil eden mersin ağacı dalı hadas ve dudakları simgeleyen söğüt dalı arava olmak üzere dört bitkisel sembolün bir araya getirilerek sinagogdaki dualar sırasında Tanrı'nın evrensel egemenliğini ve doğanın bereketini selamlamak üzere dört bir yöne sallanmasıdır. Sukot, bu yönleriyle hem antik Yakın Doğu'nun hasat şölenlerinin sembolik izleri hem de teolojik birer hatıra ve şükür ritüelini bünyesinde barındıran en köklü geleneklerden biridir. İncirin ne alakası vardır diye sorulursa bu tarımsal ve sembolik çerçeve içerisinde incir (İbranice: te'enah, תְּאֵנָה) de Yahudi kültüründe önemli bir yere sahiptir. Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: İncir, Sukot'un dört türünden biri değildir. Sukot'un doğrudan ritüel bitkileri etrog, hurma, mersin ve söğüttür. Daha sonraki rabbanî ve mistik yorumlarda bu dört unsur insan bedeninin çeşitli organları, duyular ve toplumsal/ahlaki niteliklerle sembolik olarak ilişkilendirilmiştir. İncirin Sukot'la ilişkisi bu nedenle doğrudan bir ritüel ilişkisi değil, İsrail toprağının bereketi ve tarımsal üretim düşüncesi üzerinden kurulabilecek daha geniş ve dolaylı bir ilişkidir. İncirin Yahudi kültüründeki öneminin temel kaynaklarından biri Şivat Ha-Minim (שבעת המינים), yani "Yedi Tür" geleneğidir. Tesniye 8:8'de İsrail ülkesi; buğday, arpa, asma, incir, nar, zeytin ve hurma ile ilişkilendirilir. Buradaki "yedi tür", İsrail topraklarının tarımsal verimliliğini ve bereketini ifade eden ürünlerdir. Dolayısıyla incir, Yahudi düşüncesinde yalnızca sıradan bir meyve değil, İsrail toprağının bereketini ve tarımsal refahını temsil eden ürünlerden biri olarak yer alır. İncirin bu konumu, onu Yahudi tarım kültürünün daha geniş sembolik dünyasında önemli bir unsur hâline getirir. Şivat Ha-Minim ile Sukot arasında doğrudan bir ritüel özdeşlik bulunmamakla birlikte, her iki gelenek de İsrail toprağı, ürün, hasat, bereket ve ilahî lütuf kavramları etrafında birleşen daha geniş bir tarımsal-dinî düşünce dünyasının parçalarıdır. Bu nedenle incirin Sukot bağlamında ele alınması, onu Sukot'un bir ritüel unsuru olarak göstermekten ziyade, Sukot'un tarımsal ve bereket merkezli anlam dünyasının arka planındaki sembolik ürünlerden biri olarak değerlendirmek açısından daha isabetlidir. İncir ayrıca Şavuot ve Tu Bişvat gibi Yahudi tarım ve bitki kültürüyle ilişkili geleneklerle de bağlantılıdır; ancak bu bayramların işlevlerini birbirine karıştırmamak gerekir. Şavuot, Tevrat'ta "Haftalar Bayramı" olarak yer alır ve tarımsal bağlamda ilk ürünlerle ilişkilidir. Tu Bişvat ise rabbanî gelenekte "ağaçların yeni yılı" olarak belirlenmiştir. Mişna, Rosh Hashanah 1:1'de bu tarih konusunda Beyt Şammai'nin Şevat ayının birinci gününü, Beyt Hillel'in ise 15 Şevat'ı esas aldığını kaydeder; günümüzde Tu Bişvat olarak bilinen tarih Beyt Hillel'in görüşüne dayanır. Dolayısıyla Tu Bişvat, Sukot gibi bir hasat bayramı olmaktan ziyade, ağaçların ve meyvelerin yıllık döngüsüyle bağlantılı bir tarihtir. Ayrıca incir, Yahudi kutsal metinlerinde Âdem ve Havva anlatısıyla da ilişkilidir. Tekvin 3. bölümde Âdem ile Havva'nın çıplak olduklarını fark ettikten sonra incir yapraklarından kendilerine örtüler yaptıkları anlatılır. Bu nedenle incir yaprağı, sonraki Yahudi yorum geleneklerinde insanın çıplaklığının farkına varması, mahcubiyet, bilgi ve insanın kendi varoluş durumuyla yüzleşmesi gibi kavramlarla ilişkilendirilebilmiştir. Ancak bu sembolik anlamların tamamını doğrudan Tora'nın verdiği anlamlar olarak değil, sonraki yorum ve mistik geleneklerin geliştirdiği anlam katmanları olarak değerlendirmek gerekir.
Hasat ve bereket bayramları sadece Yahudi bayramlarıyla birlikte düşünülmemelidir. Onun öncesinde Mısır, Mezopotamya ve Anadolu'daki tarım bayramlarının bir uzantısı olan tanrıya ve tanrıçaya şükretme mantığıyla şekillenmiştir. Anadolu ve Orta Doğu'da Magna Mater gibi ana tanrıça kültleri, kadının doğurganlığını ve cömertliğini simgelerken, cennette günah işleyen Âdem ve Havva'ya örtünmeleri için yaprağını veren tek ağaç olan incir, bu cömertliğin merkezinde yer almıştır. Kadın tanrıçaların ritüellerinde incir, doğurganlık ve yaratma özelliğiyle bağdaştırılmış, halk arasında cennetten gelen dört şeyden biri olarak cennet meyvesi kabul edilmiştir. Dionysos şenliklerinde Priapos gibi bereket tanrılarıyla ilişkilendirilmesinin ötesinde incir, Batı ve Doğu dillerinde dişil sembollerle ve kadının genital bölgesiyle kökensel bağlar taşımaktadır. Nitekim Yunancada sykon/syke, İtalyancada fica ve Farsçada ancir olarak anılır. (Unutulmaması gerekir ki Aydın bölgesinde incirin adının doğrudan söylenmesi geleneksel olarak sakıncalı görüldüğü için yemiş veya kaba tabirleri tercih edilmiştir.) Kybele ve Demeter’in meyvesi olan incir, bölgedeki Rum kültürü ve geleneklerinde de Hz. Meryem’le ilişkilendirilmiştir. İncirin olgunlaşma ve hasat döneminin ağustos ayındaki Meryem yortuları ile aynı döneme rastlaması, özellikle bölgedeki Rum-Ortodoks kültürel çevrede incir ile Meryem kültü arasında sembolik ilişkilerin kurulmasına zemin hazırlamışa benzemektedir.
Bayram dinî ve millî bakımdan özel önemi olan ve milletçe kutlanan gün veya günlerdir. Bu yüzden maddi ve manevi olarak hem ilahî (dinî) bir yaşama hem de dünyevi hayata atıf yapan bayramlar söz konusudur. Ayrıca bayram kelimesine karşılık gelen sözcüklerin de birçok milletin kullandıkları dillere girmesi, bayramın birçok millet ve kavim için bir kültür olduğunun göstergesidir. Sümerler, Mısırlılar, Hititler, Yunanlılar gibi kadim kültürler de bayram kültürü olduğu gibi modernleşen ve kapitalistleşen Batı toplumlarında da kendi perspektiflerinden geliştirdikleri bayram kültürü söz konusudur.[vi] Üzerinde farklı kavimlerin ve milletlerin yaşadığı Anadolu coğrafyası ayrı olarak düşünüldüğünde, bu coğrafya geçmiş zamanlardan bugünlere kadar bayram kültürünün canlı olduğu coğrafyalardan biridir. Anadolu üzerinde yaşayan kavimlerden ve milletlerden biri olan Türkler örnek olarak bu çalışmada incelenirse görülecektir ki Türklerde de ciddi bir bayram kültürü vardır. Bayram kelimesi için Türkçe sözlüklerde badram, toy, iyd, şenlik, şölen, sûr gibi yakın anlamlı kelimeler verilmektedir. Bu yüzden bayram kelimesinin hem etimolojik hem de ontolojik durumunun İslam’ın kabulünden daha öncelere gittiği bilim çevreleri tarafından ortaya konan bir yaklaşımdır. Türklerin bayram anlayışında kişisel olarak, topluma bağlı olarak, siyasi yapıya bağlı olarak gelişen bazı bayram anlayışları ve kutlamaları söz konusudur. İncir bayramları gibi bayramlar, toplumun genelini ilgilendiren bayramlardır. Bu toplumsal bayramların hem takvime bağlı olarak gelişen mevsim bayramlarıyla hem de mahsulün hasadıyla ilgili tarım bayramlarıyla yakın bir ilişkisi vardır. Bu bayramın birçok benzeri bayramda olduğu gibi geleneksel tarım kültürüyle de yakın ilişkisi vardır. Yine bu bayramların çok eski dönemlerden beri var olan eğlence kültürüyle de ilişkisi bulunmaktadır.[vii] O yüzden incir bayramları gibi bayramlar, kökenleri geleneksel döneme kadar giden ve modern (hatta post-modern) dönemlere kadar uzanan köklü bayramlardır. Bundan dolayıdır ki toplumların kültürel değerlerinden ve sosyo-ekonomik durumlarından ayrı olarak düşünülemez. Bayram anlayışları ve kutlamaları kişisel olarak (doğum, sünnet, düğün vb.), topluma bağlı olarak (mevsim, kültürel ve dinî, tarım bayramları) siyasi yapıya bağlı olarak (zafer, kuruluş vb.) değişir. Örneğin bayramın yapıldığı yerler bahsi verilen niteliklere göre değişmektedir. Aile bayramı evde, toplum bayramları ise halka açık yerlerde ve meydanlarda yapılırdı. O yüzden Aydın-İzmir yöresinde bazı yerleşim merkezlerinin en işlek yerlerinin “bayramyeri”, “şenlik” gibi adlarla adlandırılmasında bayramların çok eski tarihlerden itibaren umumi alanlarda yapılması önemli bir etkendir.[viii] Bundan dolayıdır ki bayram, çeşitli semboller ve söylemlerle toplumda kendini var eden önemli kültürel temsillerdir. Ayrıca incir bayramlarının bir bayram olarak kutlanması, incirin toplum nazarında hem tarihsel hem de kültürel hem de iktisadi değerini göstermesi bakımından önemlidir.
Modern dönemde geleneksel dönemin bir uzantısı olarak düşünülen İncir Bayramı tamlamasının dil kullanımı açısından kabul görmüştü. XIX. ve XX. Yüzyılda bu tamlamanın kullanımı, incir ürünü temel alınarak ve yerel kültürü ön plana çıkartarak uzun süre devam etmişti. Yani merkez-çevre ilişkisi kapsamında gelişen kapitalist sistem, incir bayramını daha da ön plana çıkarmıştı. Yani geleneksel sistemde ve ihtiyaç fazlasına dayalı yerel ekonomide, kültürel eksende kutlanan incir bayramları, incirin kapitalist sistemde emtia olarak değerlenmesiyle daha da ön plana çıkmıştı. Üreticilerin, alıcıların, satıcıların ve halkın buluştuğu bu bayramlar kapitalist sistemin değer verdiği oranda değerlenmişti. Aslında bu durum kısa süren bir ilüzyon olarak kendini göstermişti. Doğal olarak başka ihtiyaçların ve emtiaların ortaya çıkması, gıda teknolojisindeki değişimler, iletişim ve ulaşım teknolojilerinin gelişmesi, reklam ve pazarlama stratejilerindeki değişimler bu tip bayramları sıradanlaştırdı. Artık üreticinin, alıcının ve satıcının bir bayram etrafında toplanmasına gerek kalmamıştı. Çünkü gelişmekte olan koşullar, ticaretin bahsi geçen unsurlarına oturdukları mahalden daha uzak alanlara ulaşarak, bu ticareti daha fazla gerçekleştirebilmesine imkân tanımıştı. O yüzden gıda teknolojisinin gelişmesi ve kapitalist değer taşıyan başka ürünlerin de ortaya çıkması (çikolata, meşrubat vb.) bazı ürünlere olan ilgiyi azalttı. O oranda bu bayramlara olan ilgi de azaldı. Bu bayramların kutlama şekli ve cazibesi de dikkat edilen bir husus olmaktan çıktı. Daha sonra bayram yerine festival söylemi kaotik bir ortamda çözüm olarak ifade edilmeye başlandı. Özellikle böyle söylemlerin, modern anlamdaki kitle kültürüne uygun olduğu ve bu şekilde yapılırsa daha fazla insana ulaşılabileceği düşünülmüştü. Dünya eğlence kültüründe festival sözcüğünün artık daha geniş çapta bir karşılığı olduğundan bayram yerine festival sözcüğünün kullanımı yine kapitalist sistemin araçlarıyla ön plana çıkarıldı. O yüzden bayram ve festival gibi sözcükler bundan sonraki süreçte kültürel görecelikle ifade edilen sözcükler olmaktan çıktı. Çünkü bu bayramlar temsillerini yitirmeye başladı. (Yani bir Türk’ün bayram dediğine bir Fransız la fête, bir İngiliz festival diyebilirdi.) Aslında buradaki durum bir sözcüğün çeşitli gerekçelerle çok sık kullanılmaya başlanmasıyla bir gücün retoriğini ifade (hizmet) edecek şekilde dönüştürülmesiydi. O yüzden bayramdan festivale geçiş süreci, kültürel değişimlerin bir sonucu olduğu gibi dünyada son yüzyıldaki politikaya dayalı sosyo-ekonomik güç değişiminin de bir sonucuydu. Çünkü yerelliği ifade eden bayram kavramının, (iç-dış dinamiklerin de etkisiyle) festival sözcüğüne dönüştürülmesiyle küresel olunabileceğine inanılmıştı. El-hükmü limen galebe yani galip olan hükmü koyar mantığından hareketle galibin kültürü kabul edilerek gücün retoriğine uyuldu.
Osmanlı Dönemi’nde İncir Bayramları
İncirin en önemli üretim merkezi Büyük Menderes Havzasıdır ve geçmişten günümüze incir İzmir limanından veya zaman zaman koşullar gereği çevre limanlardan ihraç edilmektedir. Bu yüzden üretici, işçi ve tüccarın kazancına aracı olan incir adına bölgede bazı törenler veya bayramlar yapılmaktadır. Ayrıca incir bayramı da “Mısırlıların Nil ve diğer memleketlerin kutladığı çeşitli mahsul bayramlarına mukâbildir (denk düşmektedir).”[ix] Bereketli geçen bir incir sezonu yörede bulunan birçok insanı mutlu eder. Bu yüzden incir bayramı bu insanların mutluluğunun da bir ifadesidir. Aslında incir bayramları hem maddi bir rahatlamanın hem de manevi bir rahatlamanın önemli bir göstergesidir. Ayrıca Aydın yöresinde (Ortaklardan Buharkent’e) üretilen ve İzmir limanından dünya pazarlarına giden incirler için ise güzel bir gövde gösterisidir.
19. yüzyılda dünya hızlı bir kapitalistleşme sürecine girmişti ve piyasa için önemli bir tarımsal ürün olan incirin ticareti de artmıştı. Osmanlı İmparatorluğu’nun ihracatında siyasi ve iktisadi gelişmelerden dolayı pamuk yerini kuru üzüm ve incire bırakmıştı. İncir ise sürekli bir gelişme gösterdi ve 1873’te ihracatta %4 olan payı, 1887’de %15’e ulaştı.[x] Özellikle 19.yy’ın ikinci yarısında demiryollarının da kullanılmaya başlamasıyla incirin ulaşım maliyetinde bir azalma sağladığı gibi malın çabuk taşınmasında da avantajlar elde edilmiştir.[xi] Bu yüzden Aydın ve çevresinde üretimi yapılan incirin ticareti, önemli bir seviyeye ulaştı. İncirin kâr getirmesi Aydın’dan gelen incirin İzmir’de taliplileri tarafından yollarına bakılmasına neden oldu. İncirin mevsiminde ilk olarak Aydın’dan İzmir’e taşınması bazı kutlamaları ortaya çıkardı. İşte bu sembolik olarak incirin ilk kez taşınması olayı için yapılan kutlama etkinlikleri de incir bayramı olarak kabul edilmiştir.
1888 yılının Eylül ayının ilk günlerinde Dersaadet (İstanbul) Ticaret Odası Gazetesi “İzmir’de İncir Ticareti” başlıklı haber özetle şu şekildedir: “Mahsul-ı cedidden [yeni mahsulden] birinci kuru incirler temmuzun otuz birinci pazar günü üç ve Ağustos’un birinci pazartesi günü altı yük olarak İzmir’e gelub (gelip) Aydın timur yolu (demiryolu) muvakkıfında alkışlar ve merasim-i mutade [adet olan kutlama] ile istikbal olunmuşdur (karşılanmıştır). Birçok amele ve işçinin takib itmekde olduğu müzeyyen (süslenmiş) develere yüklenmiş bulunan bu incirler vurud ittikleri gün meyve pazarına[xii] nakl olunmuş ve orada zuhurları avaze-i meserret ile selamlanmışdır (selamlanmıştır.) Bu halde tüccar ile İzmir ahalisinden bir sınıf halk içun (için) iş mevsimi olan “incir mevsimi” İzmir’de geçen hafta başlamış oldu. Fi’l-vakî bu mevsim birçok fukara aileleri geçindiren ve bunların iki üç ay zarfında 100.000 Lira-yi Osmanîden noksan olmamak üzere bir meblağ kazanmalarına sebeb olan bir iş mevsimidir.” [Dersaadet Ticaret Odası Gazetesi, 20-21 Ağustos 1304/25 Zilhicce 1305/2 Eylül 1888, Cumartesi, Sayı: 192, sf. 419] Görüldüğü üzere haberde Aydın’dan İzmir’e gelen incirlerin karşılanması bayram havasında kutlandığı ve bu mahsul sayesinde birçok ailenin para kazanacağı yazmaktadır. Burada anlatılan aslında İncir Bayramlarıdır. Mevcut gazete, konsolosluk raporları ve görsel kaynaklar, İncir Bayramı kutlamalarının 1880'lerden Cumhuriyet'in ilk yıllarına kadar farklı biçimlerde sürdüğünü göstermektedir.[xiii] İncir Bayramı kutlamaları iki temel eksende ele alınmalıdır. Birincisi incirin Aydın’da tarım alanlarında hasadı yapıldıktan sonra İzmir’deki ticari merkezlere deve, tren vb. vasıtalarla gidişinin temsil edilmesidir. İkincisi ise İzmir’den özellikle ticari kurumlar, müesseseler ve liman aracılığıyla dünya pazarlarına gidişinin temsil edilmesidir. İşte bu iki temsil incir bayramlarının kutlama gereksinimlerinde belirleyici rol oynamaktadır. (Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması ve Cumhuriyet’in ilan edilmesinden sonra bu iki bayram temsiline ulusal bir temsil de eklenecektir. Çalışma içinde ileride bu hususa değinilecektir.) Bayramın günü hakkında çeşitli görüşler olsa da bu konu hakkında genel bir değerlendirme yapılırsa, incir bayramları imparatorluğun erken dönemlerinde 15 ila 25 Ağustos arasında ve zamansal olarak değişik günlerde kutlanmaktadır. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde (1900-25) incir bayramları yine aynı zaman aralığında yapılmaktadır. İngiltere Konsolos yardımcısı Hamson’un yazdığı 1900 yılına ait İzmir Ticaret Raporunda, incirin nakliyat işinde kullanıldığı süreçte ilk devenin İzmir’e gelmesi her yıl bir festivalle kutlanmaktadır; çünkü meyvenin kurutulması ve paketlenmesi binlerce aileye iş yaratmaktadır diye belirtmiştir.[xiv] Ayrıca Konsolosluk raporlarından başka dönemin gazete ve dergilerinde incir bayramı ile ilgili haberler ve resimler vardır. 1906 yılında Petıt Journal’da kullanılan illüstrasyonda (resim) incir bayramı kutlamaları görülmektedir. Bu tasvirin altında ise “La fête des figues a Smyrne” yani İzmir’de İncir Bayramları (İzmir’de İncirlerin Bayramı) olarak yazılmıştır. Bu resme dikkatli bakılınca, Aydın’dan İzmir’e gelen bir trenin getirdiği “ilk incirler” ile demiryollarının ortadan kaldırdığı deve kervanlarını ve dönemin Egeli insanları bir arada görebilmek mümkündür.[xv] Yüzlerindeki mutluluk ile neşe okunmakta ve bu insanlar sevinçlerini göstermek için çeşitli şekillerde eğlenmektedirler. Ayrıca İngiliz raportör incir bayramı için kendi dilinde bayrama denk gelen festival sözcüğünü kullanırken, Fransız yayın organının ise bu organizasyon için la fête yani Fransızca bayram tabirini kullanmaktadır. Her ne kadar yabancı kaynaklar festival yazsa da Mehmet Ziya Bey, İncir Bayramı’nı anlattığı bölümde “İncir Amele Bayramı” diye başlık atmıştır. Çünkü incir işçileri; kendilerine ait örgütleri olan, iktisadi yaşamda önem verilen ve Batı Anadolu’da hatırı sayılır bir çoğunluğa sahip emekçi sosyal gruplardı. (İmparatorluktan beri sendikal örgütlenmeleri bile vardı.)[xvi] Bu emekçi grubunu hem tarımsal faaliyetler kapsamında çalışan işçiler hem de ticarî faaliyetler kapsamında çalışan işçiler olarak düşünmek gerekir. Bu işçileri sadece kendileri olarak düşünmek hata olur. Bu emekçilerin geçindirmek zorunda oldukları aileleri de vardı. Bu yüzden incir bayramı, incir sezonunun başladığını bildiren ve ceplerin dolu yüzlerin mutlu olacağını işçiye ve onların ailelerine anımsatan önemli bir merasimdir. O yüzden sıradan bir merasim değil önemli bir merasimdir.

GÖRSEL 1 İncir Üreticileri/İşçileri (1895)

İzmir’de İncir Bayramları, Petit Journal, 1906
SONNOTLAR
[i] Hilmi Anaç, Geçmişten Günümüze İncir ve İncir Kültürü, Danışman Yrd. Doç. Dr. Günver Güneş, Adnan Menderes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Lisans Tezi, Aydın, 2009; Hilmi Anaç, Geçmişten Günümüze İncir, Aydın Ticaret Odası Kültür Yayınları: 06, 1. Baskı, 2012.
[ii] R.V. Marchant (Revised), Cassell’s Latin Dictionary (Latin-Englısh and Englısh-Latin), Cassell and Company Lımıted, 1907, sf. 223, sf. 694; Leverett’s Latın-Englısh Lexicon, Boston; J. H. Wilkins and R. B. Carter and Charles C. Little Company, 1837, sf. 126, sf. 102.
[iii] “Festival”, İngilizce-Türkçe Redhouse Sözlüğü, İstanbul; Sev Matbaacılık, 36. Baskı, 2003, sf. 357.
[iv] Şemseddin Sami, Kamus-ı Fransevi (Resimli), Fransızca’dan Türkçe’ye Lügat Kitabı, İstanbul; Mihran Matbaası, 3. Baskı, 1318 (1901), sf. 1046; İsmail Hami Danışmend, Fransızca-Türkçe Resimli Büyük Dil Kılavuzu, İstanbul Kanaat Matbaası, sf. 524-525.
[v] “Festival”, Büyük Lügat ve Ansiklopedi, İstanbul; Meydan Yayınevi, 1987, c. 4, sf. 612; “Festival”, İlhan Ayverdi, Misalli Büyük Türkçe Sözlük, İstanbul; Kubbealtı, 2. Baskı, 2011, sf. 379.
[vi] “Bayram”, Büyük Lügat ve Ansiklopedi, İstanbul; Meydan Yayınevi, 1987, c. 2, sf. 223-225; “Bayram”, İlhan Ayverdi, Misalli Büyük Türkçe Sözlük, İstanbul; Kubbealtı, 2. Baskı, 2011, sf. 124; Bayramın inançlar açısından da bir değeri vardır. Orhan Hançerlioğlu, İnanç Sözlüğü Dinler-Mezhepler-Tarikatlar-Efsaneler, İstanbul; Remzi Kitabevi, 23, Birinci Basım, 1975, sf. 98.
[vii] Tuncer Baykara, Türk Kültür Tarihine Bakışlar, Ankara; Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, 252, 2001, sf. 205-209; Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları II, İstanbul; Milli Eğitim Basımevi, 1000 Temel Eser, 50, 1971, sf. 151-152; İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, İstanbul; Boğaziçi Yayınları, 5. Baskı, 1988, sf. 314-315; İncir Bayramlarının ortaya çıkışında bu bayramın ana unsuru olan incirin Türk kültürüyle yakın ilgisi de dikkate alınmalıdır. Pervin Ergun, Türk Kültüründe Ağaç Kültü, Ankara; Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı Yayınları, 2004; Mehmet Aça, “Türk Halk İnanışlarında İncir ve Üzüm”, Türk Kültüründe Üzüm ve İncir, Edi. Eren Akçiçek-Pınar Dönmez Fedakâr, İzmir, 2011, sf. 135-148.
[viii] “Bayram”, Büyük Lügat ve Ansiklopedi, İstanbul; Meydan Yayınevi, 1987, c. 2, sf. 223-225; “Bayram”, İlhan Ayverdi, Misalli Büyük Türkçe Sözlük, İstanbul; Kubbealtı, 2. Baskı, 2011, sf. 124.
[ix] İhracat Maddelerimiz, Ticaret Matbaası, İzmir, 1928, sf. 32.
[x] Ed. Zeki Arıkan, Tariş Tarihi, İzmir, 1993, sf. 15; Günver Güneş, “XIX. Yüzyıldan XX. Yüzyıla Aydın’da İncir”, Aydın! Aydın… Eski Eserleri Sevenler Derneği Aylık Tarih ve Kültür Bülteni, Yıl: 3, Sayı: 26, Nisan–2006, sf. 4–5.
[xi] A. Nedim Atilla, İzmir Demiryolları, İzmir; İzmir BBB Kent Kitaplığı, 2002, sf. 139.
[xii] Yemiş Çarşısı kastedilen.
[xiii] A. g. e. , sf. 105.
[xiv] İngiliz Konsolosluk Raporlarına Göre İzmir Ticareti (1864–1914), İzmir Ticaret Odası, Yayın No: 55, İzmir, 1998, sf. 168.
[xv]A. Nedim Atilla, İzmir Demiryolları, İzmir; İzmir BBB Kent Kitaplığı, 2002, sf. 104.
[xvi] Hüseyin Avni Şanda, Yarı Müstemleke Oluş–1908 İşçi Hareketleri, İstanbul; Gözlem Yayınları, Bilimsel Araştırma–6, sf 35–36; Cihan Özgün, Tanzimat’tan Cumhuriyet’(1923) Aydın İlinde İktisadi Değişim, Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlke ve İnkılâpları Tarihi Enstitüsü, İzmir, 2006, sf. 130Bülent Varlık, “1930’lu Yıllarda İzmir’de İncir İşçileri ve “Baladur Hakkı” , Mülkiyeliler Birliği Dergisi, ss. 27-32; Bülent Varlık, “İzmir İşçi ve Esnaf Kurumları Birliği Üzerine Bir Belge” , Mülkiyeliler Birliği Dergisi, Cilt: XVIII, Sayı: 167, ss. 14–17; Bülent Varlık, “İzmir Emek Tarihi Üzerine Kaynaklar–1 İzmir19341En Notlar”, Mülkiyeliler Birliği Dergisi, Cilt: XXIII, Sayı: 216, ss. 313–322.