“Avrasya, Petrol ve Petro-politik”
Petrol (Neft) çok eski zamanlarda ısınmada, aydınlatmada, yol yapımında ve inşaat işlerinde özellikle Mezopotamya, Mısır, İran ve Çin’de kullanılmıştır. Modern zamanların petrol endüstrisinin kökeni 1859’da Pennsylvania’nın Titusville yakınında başarılı bir keşif yapan Edwin L. Drake’e kadar uzanır ve aynı yılın ağustos ayının 27’sinde 69,5 feet derinliğindeki bir yerde ilk petrol çıkmıştır. Bununla birlikte Rusya’da ancak 1864’te (Bakü/Bibiheybət veya Kuban) ve Romanya’da 1857’de tarihi belgelere göre petrol çıkarılıp üretilecekti.[1] 1940’lardan beri dünya petrol piyasalarının büyük bir kısmına da birkaç büyük petrol şirketi hâkim pozisyondaydı: Exxon, Mobil, Texaco, Chevron, Gulf, British Petroleum ve Royal Dutch/Shell. Chevron 1984’te Gulf’ı aldı. Petrol uzmanları uluslararası büyük petrol şirketleri arasına özellikle Amoco ve Total (Compagnie Française des Pétroles) gibi şirketleri de genellikle dâhil etmektedirler. Ayrıca Avrupa ve Japonya’da devletin sahibi olduğu veya devlet destekli petrol şirketleri de vardı. Bu şirketler ve onları takip eden devletler büyük petrol şirketlerine olan bağımlılıklarını ekonomik ve ulusal güvenlik sebeplerinden dolayı azaltmanın yollarını arıyorlardı. Bu devlete ait/destekli yapılar arasında Fransa'dan Total ve Elf-Aquitaine, İtalya'dan ENI, Batı Almanya'dan Veba Oel ve Japonya'dan Japan National Oil Corporation öne çıkıyordu. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ise kendi petrollerini kendisi işletiyordu.[2] Günümüzde Rusya enerji sektörüne yön veren en önemli devlet kontrolündeki (ya da devletle doğrudan bağlantılı) petrol ve doğalgaz şirketleri olarak Rosneft, Gazprom Neft, Transneft, Bashneft/Başneft öne çıkmaktadır. Öte yandan kâğıt üzerinde özel veya yarı özel olarak sınıflandırılan Lukoil (ülkenin ikinci büyük petrol üreticisi) ve Surgutneftegaz gibi diğer Rus devleri de Kremlin politikalarıyla tam uyum içinde ve devlet denetiminin gölgesinde faaliyet göstermektedir. Günümüzde 1930'larda kurulan (SOCAL ilişkisiyle) ve 1970-1980'lerde kamulaştırılan Suudi Arabistan’ın ARAMCO şirketi de dünyadaki bu enerji şirketlerine eklenmişti. Çin'in küresel enerji piyasasındaki hegemonyası ise devlet kontrolündeki "Üç Büyük" petrol devi üzerinden yürütülmektedir: Gelir büyüklüğü, devasa rafinaj kapasitesi ve akaryakıt dağıtım ağıyla ülkenin en geniş pazar payına sahip şirketi Sinopec iken; ham petrol arama, sondaj ve çıkarma faaliyetlerinde yurt içi ile uluslararası kuyuların çoğunu işleten PetroChina (CNPC) en büyük üretici konumundadır. Bu iki devi tamamlayan üçüncü ana aktör CNOOC (China National Offshore Oil Corporation) ise özellikle deniz üstü (offshore) arama, sondaj ve derin deniz petrol projelerine odaklanarak Çin'in kritik enerji ihtiyacını karşılamaktadır. Bu şirketler (Sinopec, PetroChina/CNPC ve CNOOC), Çin Bakanlar Kurulu'na bağlı olan Devlet Varlıklarını Denetleme ve Yönetim Komisyonu (SASAC) tarafından doğrudan yönetilen merkezi KİT'ler (Devlet İşletmeleri) statüsündedir. Çin devleti, şirketlerin yönetim kurullarına üst düzey yöneticileri doğrudan atar, jeopolitik büyüme stratejilerini finanse eder ve uluslararası enerji projelerinde bu şirketlere tam devlet güvencesi sunar. Bu kadar özel ve devlete ait petrol şirketi olmasına rağmen bu işletmelerin kâr beklentileri bazı koşullardan etkileniyordu. Bir petrol şirketi her zaman kendini ayakta tutacak kârı elde edemiyordu. Bir petrol şirketini kâr açısından geleceğini belirleyen koşullar şunlardı: Enerji talebindeki değişimler, üretim maliyetleri, fazla üretim kapasitesi ya da üretim darlığı, OPEC’in de aralarında bulunduğu büyük enerji üreticilerinin davranışları (uygulamaları), politik olaylar ve afetlerdir.[3] İşte bu koşullar söz konusu oldukça, Avrasya her zaman özel ve devlete ait petrol şirketlerinin gündeminde olacaktır. Sadece petrol rezervi konusunda değil, pazar ve nakil hatları açısından da Avrasya büyük güçlerin çekişme sahası olacaktır.
Petro-politik (Petropolitics), petrol ve doğalgaz gibi stratejik enerji kaynaklarının üretimi, dağıtımı, kontrolü ve tüketimi etrafında şekillenen uluslararası ilişkileri, jeopolitik stratejileri ve devlet politikalarını inceleyen kavramdır. Sadece bir uluslararası ilişkiler terimi olmanın ötesinde, iç siyaset ile küresel finans dengelerinin kesiştiği noktayı ifade eder. Petro-politiğin temel boyutları enerjinin silah olarak kullanılmasıdır. Petrol ihracatçısı ülkelerin, vanaları kapatma veya üretimi kısma tehdidiyle diğer ülkelere siyasi veya diplomatik baskı uygulamasıdır. Örneğin 1973 Arap-İsrail Savaşı sırasında OPEC ülkelerinin Batı'ya uyguladığı petrol ambargosu, petro-politiğin tarihteki en somut örneklerindendir. Boru hatları ve güvenlik jeopolitiği de bu noktada önemlidir. Petrolün nereden çıkarıldığı kadar, pazarlara hangi güzergahtan taşındığı (petro-lojistik) da kritiktir. Hürmüz Boğazı, Süveyş Kanalı ve Malakka Boğazı gibi kritik deniz geçitlerinin denetimi ile Bakü-Tiflis-Ceyhan gibi uluslararası boru hatlarının geçtiği coğrafyalar petro-politik rekabetin merkezinde yer alır.
Petro-para/Petrokuru (Petro-currency) hem uluslararası ham petrol ticaretinde ödeme aracı olarak yaygın şekilde kullanılan para birimlerini hem de ekonomisi büyük oranda petrol ihracatından elde edilen döviz gelirlerine dayanan ulusal para birimlerini tanımlayan iki farklı anlamlı finansal ve ekonomik bir kavramdır. Kavramın ilk ve en bilinen boyutu olan uluslararası sözleşme anlamı, ABD Doları'nın küresel petrol piyasasındaki hakimiyetini ifade eden Petrodolar sistemine dayanır; 1970'lerin başında Bretton Woods sisteminin çökmesi ve doların altına endeksli olmaktan çıkması üzerine ABD yönetimi (özellikle Henry Kissinger diplomasisiyle) 1974 yılında Suudi Arabistan ile stratejik bir anlaşma yapmış, bu doğrultuda Suudi Arabistan ve ardından diğer OPEC ülkeleri ihraç ettikleri ham petrolü yalnızca ABD Doları üzerinden fiyatlandırmayı ve satmayı kabul ederken karşılığında ABD bu ülkelere askeri koruma, güvenlik ve silah satışı garantisi vermiştir. Dünyanın en çok ticareti yapılan emtiası olan petrolü almak isteyen her ülkenin elinde ABD Doları bulundurma zorunluluğu küresel ölçekte dolara kesintisiz ve devasa bir talep yaratmış, ABD'nin karşılıksız para basabilme ve yüksek dış ticaret açıklarını rahatça finanse edebilme gücünü (senyoraj hakkı) pekiştirmiş ve petrol ihracatçısı ülkelerin elde ettikleri trilyonlarca dolarlık geliri yeniden ABD tahvillerine, bankalarına ve gayrimenkullerine yatırmasına (Petrodolar Geri Dönüşümü / Petrodollar Recycling) yol açmıştır. Kavramın ikinci boyutu olan ekonomik yapı anlamı ise Kanada Doları (CAD), Norveç Kronu (NOK), Rus Rublesi (RUB), Suudi Arabistan Riyali (SAR) veya Nijerya Nairası (NGN) gibi ulusal ekonomisi ve ihracatı ağırlıklı olarak ham petrole dayalı ülkelerin yerel para birimlerini yani emtia para birimlerini (commodity currencies) kapsamakta olup bu para birimlerinin değeri küresel petrol fiyatlarıyla doğrudan korelasyon içerisindedir; nitekim ham petrol fiyatları yükseldiğinde ilgili ülkelere döviz girişi artarak yerel para birimleri değer kazanırken, petrol fiyatları düştüğünde gelirlerin azalması sebebiyle para birimleri değer kaybetmektedir. Günümüzdeki duruma bakıldığında ise petro-dolar (petrocurrency) ve petrodolar kavramları etrafında önemli jeopolitik dönüşümler yaşanmakta; dünyanın en büyük petrol ithalatçısı olan Çin ve Rusya başta olmak üzere BRICS ülkelerinin petrol ticaretinde Yuan, Ruble ve Rupi gibi yerel para birimlerini kullanarak çok kutuplu bir ticarete yönelmesi ve Çin'in Şanghay Petrol ve Doğalgaz Borsası üzerinden Yuan bazlı petrol sözleşmelerini yaygınlaştırma çabalarını içeren Petroyuan hamlesi, dolarsızlaşma (de-dollarization) sürecini hızlandırarak Petrodolar sisteminin tekelini kademeli olarak zayıflatmaktadır. Yine Iran Crude Oil Exchange (İran Ham Petrol Borsası) veya günümüzdeki adıyla IRENEX (Iran Energy Exchange- İran Enerji Borsası) bünyesindeki petrol işlem platformu, İran’ın ürettiği ham petrol ve petrol türevlerinin alım-satımının yapıldığı emtia borsası olup petro-politik ve finansal açıdan son derece kritik rollere sahiptir. Sistem öncelikle ABD Doları yerine Avro, Yuan, BAE Dirhemi ve İran Riyali gibi alternatif para birimleriyle petrol ticareti yapmayı amaçlayarak Petrodolar hegemonyasını aşma çabası yürütmekte ve bu yönüyle küresel dolarsızlaşma (de-dollarization) hamlelerinin somut bir örneğini sunmaktadır; aynı zamanda ABD yaptırımları ve SWIFT kısıtlamaları nedeniyle devlet kanalıyla (NIOC - İran Ulusal Petrol Şirketi) petrol satmakta zorlanan Tahran yönetiminin IRENEX üzerinden yerli ve yabancı özel sektöre ham petrol satışını açması sayesinde yaptırımları baypas etme ve ihracatı çeşitlendirme imkanı sağlamakta, böylece petrol ticaretini devlet tekelinden çıkarıp özel tüccarların ve aracıların piyasaya girmesine imkan tanıyan bir özel sektör katılımı mekanizması oluşturmaktadır.
Petro-borsa (Petro-bourse) ham petrol, doğalgaz ve petrokimya ürünlerinin vadeli işlem (futures) veya spot piyasalarda alınıp satıldığı uluslararası enerji borsalarına verilen genel terim olup terminolojik olarak Fransızca pétrole (petrol) ve bourse (borsa) kelimelerinin birleşiminden türetilmiştir. Temel özellikleri ve işlevleri incelendiğinde petro-borsa; küresel veya bölgesel ölçekte arz-talep dengesine göre varil başına petrol fiyatlarının şeffaf bir şekilde belirlenmesini sağlayan fiyat oluşumu (price discovery) mekanizmasını yürütür, petrol üreticileri, havayolu şirketleri ve sanayicilerin gelecekteki fiyat dalgalanmalarından korunmak amacıyla vadeli kontratlar satın alıp satmasına imkan tanıyan risk yönetimi (hedging) işlevini üstlenir ve dünyadaki farklı petrol türlerinin (Brent, WTI, Dubai vb.) işlem görmesiyle küresel ticaret için gösterge fiyat oluşturan referans fiyat (benchmark) niteliği taşır. Küresel siyasetteki yeri ve önemli örnekleri açısından dünyada öne çıkan iki ana finansal petro-borsa bulunmakta olup bunlar küresel petrolün referans fiyatı olan Brent petrolün işlem gördüğü Londra merkezli ICE (Intercontinental Exchange) ile ABD menşeili WTI (West Texas Intermediate) petrolünün işlem gördüğü New York merkezli NYMEX'tir (New York Mercantile Exchange). Olayın jeopolitik boyutu ve petrodolar mücadelesine bakıldığında ise geleneksel petro-borsaların tüm işlemleri ABD Doları üzerinden yürütmesine karşın bağımsız veya bölgesel bir petro-borsa kurma girişimleri genelde petrodolar hegemonyasına meydan okuma amacı taşımakta; nitekim ABD yaptırımlarına karşı Euro, Yuan ve Dirhem gibi Dolar dışı para birimleriyle petrol satmak amacıyla kurulan İran Petrobourse (IRENEX) ile Çin'in Petroyuan sistemini hayata geçirmek ve Asya pazarında Dolar bazlı NYMEX ve ICE'ye alternatif yaratmak amacıyla başlattığı Şanghay Uluslararası Enerji Borsası (INE) bu hamlelerin somut örneklerini oluşturmaktadır.
Petrol fiyatlarının yükselmesi, petrolün sadece bir enerji kaynağı değil, aynı zamanda sanayi, tarım ve lojistiğin temel girdisi olması sebebiyle hem enflasyon hem de borsalar üzerinde doğrudan ve güçlü dalga etkileri yaratmaktadır. İlk olarak enflasyon üzerindeki etkileri incelendiğinde, yükselişin fiyatlar genel düzeyini iki ana kanal üzerinden yukarı ittiği görülür: Doğrudan (manşet) enflasyon etkisinde benzin, motorin, otogaz ve konut ısınma yakıtı fiyatları anında artarak tüketici fiyat endeksine (TÜFE) doğrudan ve hızlı bir yükseliş olarak yansırken; dolaylı (çekirdek) maliyet enflasyonu etkisinde ise lojistik ve tedarik kanalıyla üretilen her gıda ve sanayi ürününün nakliye maliyeti artmakta, rafındaki elmadan fabrikadaki çeliğe kadar her ürünün son satış fiyatına navlun zammı eklenmekte ve aynı zamanda plastik, petrokimya, gübre ile ilaç gibi petrol türevi ham madde kullanan tüm sektörlerde üretim maliyetleri fırlamaktadır; bu durum karşısında oluşan kalıcı petrol şokları enflasyon beklentilerini bozduğu için FED ve ECB gibi ana merkez bankalarını faiz artırmaya veya faizleri daha uzun süre yüksek tutmaya zorlamaktadır. İkinci olarak borsalar (hisse senetleri piyasası) üzerindeki etkilerine bakıldığında ise piyasa tepkisi sektörel bazda belirgin bir şekilde farklılaşmakta, genel endeks üzerinde bir baskı oluşsa da bazı sektörler bu süreçten kazançlı çıkmaktadır. Bu doğrultuda olumsuz etkilenen ve baskı altında kalan sektörlerin başında, en büyük gider kalemi %30-40 oranında akaryakıt olan ve artan bilet fiyatları nedeniyle talebi düşerken marjları daralan havacılık ve ulaşım sektörü, artan yakıt maliyetleri sebebiyle araç satın alma ve işletme iştahı düşen otomotiv sektörü, enflasyon artışının tüketicinin alım gücünü düşürmesi ve yüksek enerji maliyetlerinin kâr marjlarını törpülemesi nedeniyle tüketici ürünleri ile perakende sektörü ve son olarak yükselen petrolün enflasyona, enflasyonun da yüksek faizlere yol açması sonucu risk iştahının kapanmasıyla satış yiyen yüksek borçlu büyüme ve teknoloji (start-up) şirketleri gelmektedir. Buna karşılık olumlu etkilenen ve kazanan tarafta yer alan sektörlerde ise ExxonMobil, Shell ve Tüpraş gibi petrol arama, çıkarma ve rafinaj faaliyeti yürüten enerji ve petrol şirketlerinin ciro ile kârlılık beklentileri doğrudan artmakta, yüksek petrol ve doğalgaz fiyatları rüzgâr, güneş ve nükleer gibi alternatif enerji yatırımlarını ile bu alandaki şirketlerin cazibesini güçlendirmekte ve son olarak yüksek emtia fiyatları genel madencilik sektörüne olumlu yansımaktadır.
Petro-Devlet (Petro-state) oluşumuyla petropolitikanın ve petro-borsanın/petro-paranın ilişkisi vardır. Ekonomisi ve devlet bütçesi ezici oranda petrol gelirlerine dayanan ülkelerde özel bir siyasi yapı gelişir. Bu ülkelerde hükümetler genelde halktan vergi almak yerine petrol gelirini dağıttığı için iç siyasi denetim mekanizmaları zayıflayabilir ve rejimler otoriterleşme eğilimi gösterebilir (Rantiyer Devlet / Rentier State teorisi). Hiç hoş olmasa da petro-borsa, petro-para, petro dolar ve petro-devlet kavramlarının ortaya çıktığı tarihsel bir süreçte, eko-politik ve jeo-politik bir bağlamda, petrol ve İslam kavramları da yan yana getirilmiştir. Petro-İslam (Petro-Islam), 1970'lerdeki petrol krizleriyle birlikte büyük bir finansal güce ulaşan Basra Körfezi’nin muhafazakâr petrol krallıklarının (özellikle Suudi Arabistan'ın), bu petrodolar gücünü kullanarak kendi dini yorumlarını (başta Vehhabilik/Selefilik olmak üzere) küresel ölçekte yayma ve İslam dünyasındaki liderliği ele geçirme çabasını tanımlayan sosyo-politik bir kavramdır. Kavramı akademik literatürde yaygınlaştıran isim Gilles Kepel'dir (Le Prophète et le Pharaon, 1984). Ancak terimin ilk kullanımı bazı kaynaklarda Mısırlı sosyolog Fouad Ajami (1980) olarak da geçmektedir. Kavramın temel dinamiklerine bakıldığında; 1973 Petrol Ambargosu'nun ardından elde edilen devasa sermaye birikiminin cami, medrese, İslam merkezleri, vakıflar, üniversiteler ve küresel yayın organları aracılığıyla fonlanması sonucu petrodoların dini siyasete dönüşmesi süreci yaşanmış; Afrika'dan Güneydoğu Asya'ya, Balkanlar'dan Batı Avrupa'daki Müslüman azınlıklara uzanan bu finansman ağı yerel, geleneksel veya tasavvufi anlayışların yerine Suudi Arabistan merkezli daha katı, şekilci ve puritan dini yorumların baskın hale gelmesiyle dini yorumun standartlaşmasına (Selefileşmeye) yol açmıştır. Jeopolitik rekabet boyutunda ise Soğuk Savaş döneminde ABD ve Batı blokunun zımni desteğiyle Yeşil Kuşak projesi çerçevesinde komünizmle mücadelede bir araç olarak kullanılan (örneğin Afganistan-Sovyet Savaşı'nda mücahitlerin finansmanı) Petro-İslam diplomasisi, 1979 İran İslam Devrimi sonrasında ortaya çıkan Şii ve anti-emperyalist söyleme karşı Sünni Körfez monarşileri tarafından kendi rejim güvenliklerini koruma kalkanına dönüştürülmüştür. Şii-Ekseni bu şekilde ortaya çıkmıştır. Bu sürece ek olarak Mısır, Pakistan, Bangladeş ve Yemen gibi ülkelerden Körfez'e giden milyonlarca işçinin ülkelerine dönerken hem kazandıkları petrodolarları hem de benimsedikleri muhafazakâr yaşam tarzını taşımaları göç ve iş gücü etkisini de doğurmuştur. Kavramsal bağlantılar açısından petro-politik enerji kaynaklarının bir jeopolitik güç ve diplomasi aracı olarak kullanılmasını, petrocurrency/petrodolar bu operasyonları finanse eden küresel likiditeyi temsil ederken; Petro-İslam ise bu mali ve siyasi gücün küresel ölçekte dini ve kültürel bir etki alanına (yumuşak güce) dönüştürülmüş halini ifade etmekte, günümüzde ise Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez ülkelerinin 'Vizyon 2030' gibi stratejilerle radikal dini söylemlerden uzaklaşıp sekülerleşme ve sosyo-ekonomik çeşitlenmeye yönelmesiyle Petro-İslam'ın etkisi nitelik değiştirmektedir. 2012 yılında Tahran'da kurulan IRENEX ve 2018'de Şanghay'da faaliyete geçen INE gibi bağımsız borsaların Petrodolar hegemonyasına karşı Petroyuan ve alternatif para birimleriyle başlattığı finansal "dolarsızlaşma" hamleleri, Petro-Devlet yapısı, Rantiyer sistem ve Petro-İslam dinamikleriyle şekillenen küresel enerji jeopolitiğinde tarihi bir kırılma yaratmaktadır. Nitekim 2026 yılındaki İsrail’in de müdahil olduğu İran savaşı ve Basra Körfezi'ndeki (Hürmüz Boğazı’ndaki çekişmeden doğan) kriz ortamında Suudi Arabistan'ın ulusal petrol şirketi Aramco, üretimi %25 düşmesine rağmen varil fiyatlarının %60'tan fazla fırlamasıyla net kârını %44 büyüterek 33 milyar doların üzerine çıkarmış ve ihracatının %70'ini Hürmüz Boğazı yerine Doğu-Batı Boru Hattı üzerinden Kızıldeniz'e yönlendirmiş olsa da; bütçeye aktarılan 22 milyar dolarlık devasa temettüye rağmen fahiş lojistik ve sigorta maliyetleri ile Husi saldırıları sebebiyle Suudi ekonomisinin %5 küçülmesi, kısa vadeli yüksek fiyat kârlarının aksine ülkenin petrol dışı büyüme hedefleyen Vizyon 2030 stratejisinin uzun vadeli bölgesel istikrara muhtaç olduğunu kanıtlamıştır. Bu jeo-ekonomik ve lojistik sıkışmanın zirveye ulaştığı noktada jeopolitik bir senaryo analizi yapmak gerekirse; 7 Ağustos 2026 tarihinde Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Antlaşması; Suudi Arabistan’ın petrodolar finansmanını, Türkiye’nin gelişmiş savunma sanayisi ve askeri kapasitesini, Pakistan’ın ise nükleer caydırıcılığını NATO’nun 5. maddesine benzer bir kolektif savunma mimarisi anlayışı altında birleştirmektedir. Bu pakt; yalnızca İran tehdidine değil, Husi saldırılarına, İsrail’in bölgesel yayılmacılığına ve seyrüsefer güvenliğini tehdit eden asimetrik risklere karşı Doğu-Batı Boru Hattı, Yenbu Limanı ve Aramco tesisleri gibi kritik enerji altyapılarını bütüncül bir askeri koruma şemsiyesine alan en somut petro-politik savunma mekanizması haline gelmiştir.
Amerika Birleşik Devletleri Enerji Enformasyon Dairesi’nin 1 Ocak 2011 itibariyle ortaya koyduğu rakamlara göre dünyada 1,471 milyar varillik petrol rezervi bulunmaktadır. Bu petrolün ülkelere göre hem miktar hem de yüzde dağılımı şöyledir: Suudi Arabistan 260.1 Milyar varil (%17.68), Venezuela 211.2 Milyar varil (%14.35), Kanada 175.2 Milyar varil (%11.91), İran 137 Milyar varil (%9.31), Irak 115 Milyar varil (%7.82), Kuveyt 101.5 Milyar varil (%6.90), Birleşik Arap Emirlikleri 97.8 Milyar varil (%6.65), Rusya Federasyonu 60 Milyar varil (%4.08), Libya 46.4 Milyar varil (%3.16), Nijerya 37.2 Milyar varil (%2.53), Kazakistan 30 Milyar varil (%2.04), Katar 25.4 Milyar varil (%1.73), ABD 20.7 Milyar varil (%1.41), Çin 20.4 Milyar varil (%1.38), Brezilya 12.9 milyar varil (%0.87), Cezayir 12.2 Milyar varil (%0.83), Meksika 10.4 Milyar varil (%0.71), Angola 9.5 Milyar varil (%0.65), Azerbaycan 7 Milyar varil (%0.48), Ekvador 6.5 Milyar varil (%0.441) ve dünyanın geri kalanı ise 74.9 Milyar varil (%5.09)’dir. Ayrıca dünya petrol rezervini coğrafi bölgelere göre ele alırsak şöyle bir tablo ortaya çıkmaktadır: 753 milyar varili Ortadoğu, 206 milyar varili OECD’ye üye olan Amerika kıtası devletleri, 237 milyar varili diğer Amerika kıtası ülkeleri, 124 milyar varil Afrika ülkeleri, 100 Milyar varil OECD üyesi olmayan ve Avrasya ülkeleri, 40 milyar varil Asya ülkeleri ve 11 milyar varil OECD’ye üye olan Avrupa bölgeleri.[4] Görüldüğü üzere hem Avrasya ülkeleri hem de Avrasya’ya komşu olan bölgeler ve ülkeler dünya petrol rezervinin önemli bir kısmına sahiptir. Diğer bir konu ise dünyanın günlük petrol tüketimini dikkate alma zorunluluğudur. 1980 ile 2010 yılları arasındaki günlük petrol tüketimine bakarsak durum şöyledir: 23 Milyon varil ile Kuzey Amerika, 15 Milyon varil ile Avrupa, Asya 25 Milyon varil, Rusya 4 Milyon varil, Ortadoğu 7 Milyon varil, Afrika 3 Milyon varil, Orta ve Güney Amerika 6 Milyon varil ve Okyanusya 1 Milyon varildir. [5] Bu tabloya göre ise ABD’nin içinde bulunduğu Kuzey Amerika bir günde en fazla petrol tüketen coğrafya olurken; dünyanın en çok petrol üretilen Ortadoğu ise bir günde yaklaşık üç kat daha az petrol tüketmektedir. Ayrıca Rusya Federasyonu ile Asya ise günde 29 Milyon varil petrol tüketmektedir. Avrupa ise tek başına günde 15 milyon varil petrol tüketmektedir. Buradan şu sonuç çıkacaktır: Ürettiğinden fazla tüketen ülkeler ile tükettiğinden fazla üretemeyen ülkeler arasında ya uluslararası ticaret veya sözleşmeler aracılığıyla petrol alımı konusunda bir uzlaşma sağlanacak ya da bu iki grup arasında petrol elde etme konusunda, petrol ihraç eden ülkelerin petrol rezervi olan ülkelere siyasi ya da askeri baskı yapması kaçınılmaz olacaktır. Bu baskı yöntemi ise genelde savaş ve çatışma ile bitmektedir. İşte bu yüzdendir ki Avrasya hem petrol rezervleri hem petrol pazarı hem de petrolün nakli konusunda, geçmişte ve bugün olduğu gibi gelecekte de büyük güçlerin çekişme alanı olacaktır.
Avrasya bölgesinin enerji açısından durumunu ortaya koymanın en iyi yolu eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği üzerinden konuyu anlatmaktır. Çünkü SSCB dağılana kadar günümüz Avrasyası’nda mevcut olan devletlerin önemli kısmı bu devletin sınırları içindeydi. Buradan birçok yönü ile bütünsel bir çıkarıma ulaşmak daha kolay olacaktır. Bu çıkarımdan hem Hazar çevresi, tabi ki İran hariç, hem de Orta Asya (Türkistan) konusunda tarihe dayalı net bir fotoğraf ortaya çıkacaktır.
SSCB 22,4 milyon kilometre karedir ve bu toprakların 5 milyon kilometre karesi Avrupa kıtasında; 17,4 milyon kilometre karesi Asya kıtasında yer almaktadır. 15 ila 17 federe cumhuriyetten oluşmaktadır. Ayrıca kendi içinde üç idare taksimata ayrılan ülke dünyanın en geniş ülkelerin biriydi. SSCB ekonomi organizasyonu ise 17 büyük ekonomik bölge üzerine kuruluydu. Bu ekonomik bölgeler ise şunlardır: Uzak Doğu, Doğu Sibirya, Batı Sibirya, Ural, Volga, Kuzey Kafkasya, Merkez Bölge, Merkez Chernozyum, Volga ve Viatka, Kuzey Batı Bölgesi, Kuzey, Batı, Güney ve Güneybatı Bölgesi, Donetsk-Dinyepropetrovsk, Trans-Kafkasya, Kazakistan, Orta Asya. SSCB Ekonomisi’nin dayandığı belli başlı bazı enerji kaynakları vardı. Bunlar kömür, petrol, elektrik, çelik, alüminyum ve çimentodur. 1913’den 1959’a kadar petrol üretiminin SSCB’deki durumu aşağıdaki gibidir. SSCB’nin kendi topraklarında çıkmakta olan petrol üretimine göre 12 büyük petrol bölgesi bulunmaktadır. Bu petrol bölgeleri de kendi içinde 27 daha küçük alt bölgeye ayrılmaktadır. Bu petrol bölgeleri şunlardır: Ural’ın Batı Sınırı (Oukhta-Petchora Havzası, Kama Havzası, Ufa Havzası), Ukrayna ve Beyaz Rusya (Batı Ukrayna ve Doğu Ukrayna), Ön-Hazar Çukuru (Emba Bölgesi ve Batı Kazakistan), Ön-Kafkasya Platosu (Azov-Kuban Havzası, Sivastopol Bölgesi, Terek-Kuma Havzası), Kafkasya (Maykop Havzası, Grozni Havzası, Dağıstan Havzası, Gürcistan Havzası, Bakü Havzası), Batı Türkmenistan (Çeleken Bölgesi), Özbekistan Batısı (Buhara Bölgesi), Orta Asya Havzası (Fergana Bölgesi, Tacikistan Çukuru), Sibirya (Batı: Berezovo-Chaim Bölgesi, Yenisey Çukuru; Doğu: Nordvik Bölgesi, Yakutistan Bölgesi), Uzakdoğu-Sakhalin (Okha-Ekhabi Bölgesi, Katangli Bölgesi), Uzakdoğu Kamtchatka (Bogatchevka Bölgesi).[6] SSCB’nin petrol sektörünün önemli bir kısmını da petrol arıtma ve işleme tesisleri yani Petro-kimya sanayi oluşturmaktadır. Petrolün çıkarılması kadar işlenmesi de önemlidir. İşlenmiş bir petrolden yapılan ürünler piyasada daha fazla kâr getirmektedir. Bunun için rafineri sisteminin kurulması önemlidir. SSCB’nin 12 petrol bölgesine karşılık 9 büyük petrol rafinerisi ile petro-kimya sanayi bölgesi vardır. Bu petrol rafinerisi bölgeleri şunlardır: Merkez Moskova (6 rafineri), Ural’ın Batı Sınırı (15), Ukrayna ve Beyaz Rusya (7), Emba ve Kazakistan Bölgesi (1), Kafkasya (13), Batı Türkmenistan (2), Orta Asya (3), Sibirya (4), Uzakdoğu ve Sakhalin (4). SSCB’deki 1960’lardaki Petrol Boru hatları konusunu ele alan ciddi çalışmalar ve raporlar bulunmaktadır. Fakat o günden bu günlere petrol boru hatlarının güzergâhlarında, birim olarak uzaklığı ve boru hattı sayısında bazı değişimler olmuştur.[7] SSCB’nin kömür ve doğalgaz havzalarının bölgesel dağılımı ile petrol havzalarının dağılımı aynı şekilde tasnif edilmiştir. 12 büyük bölge ve bu 12 büyük bölgenin içinde 27 küçük bölge yer almaktadır. Bu bölgelerin içinde maden rezervlerinin sayısı bu madenlerin varlığına göre bölgeden bölgeye değişmektedir. Bazı rezervlerde sadece gaz ya da kömür bulunurken; bazı bölgelerde ise hem kömür hem gaz bulunmaktadır. Ayrıca SSCB, soğuk savaş döneminde politik çıkarları gereği petrol yardımı sistemini bir yöntem olarak kullanmıştır. Örneğin Nasır’ın idaresindeki Mısır ile siyasal ve ekonomik ilişkilerinde bu ülkeye SSCB’nin petrol yardımlarını ve bu konudaki endüstriyel desteğini görmekteyiz.[8] Sonuç olarak Rusya, hem petrol hem doğal gaz hem de kömür bakımından zengin bir coğrafyadır. SSCB’nin dağılmasından günümüze kadar bu önemini ve zenginliğini halen sürdürmektedir. Fakat bu zenginlikler siyasal olarak SSCB’den ayrılan cumhuriyetlerin sınırları içinde yer alsa da Rusya Federasyonu’nun bölgedeki hâkimiyeti halen sürdürmektedir. İşte bu yüzdendir ki Batılı Devletler bölgedeki Rus hegemonyasını kırmak için bölgede siyasal ve ekonomik faaliyetlerini sürdürmektedir. Yakın zaman önce Gürcistan, Kırgızistan ve Ukrayna’da meydana gelen siyasal ve toplumsal olaylar Batı (ABD)-Rusya çekişmesinin en iyi göstergesidir. Bu çekişmeye zaman zaman Çin de katılmaktadır.
Son zamanlarda Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti, dünya üzerinde Atlantik merkezli Tek Kutuplu Dünya algısını kırmak için bazı oluşumlar içine girmişlerdir. Özellikle 11 Eylül 2001’den sonra ABD’nin hegemonik bir güç olarak dünya üzerinde bazı siyasal ve askeri bazı teşebbüslere girişmesi Rusya ve Çin’de bir savunma refleksini ortaya çıkardı. Bu savunma refleksi dünya gündemini ilgilendiren bazı kararlarda ortak hareket etme eğilimini de sürekli gündemde tuttu. Aslında ortak hareket etmeseler bile Atlantik karşıtı olan ve doğal olarak kendi menfaatlerine uygun olarak aldıkları iradi kararlarında kolektif anlayışın var olduğu izlenimini dünya kamuoyunda ortaya çıkarmıştır. Fakat ortak hareket etme eğilimi gösterdikleri durumlarda vardı. Örneğin 2011 ve 2012 yıllarına damgasını vuran Libya ve Suriye Meselesi’nde Birleşmiş Milletler ve kendi politik eksenlerinde birlikte aldıkları kararlar ve ortaya koydukları tavırlar bunun göstergesidir. Fakat başka oluşumlar var ki burada da ortak eğilimler kendini göstermektedir. Örneğin Asia Times muhabiri Pepe Escobar, Russia Today (RT) adlı bir sitede 16-17 Haziran 2011 tarihinde yayınlanan bir mülakatta Rusya'nın ilgisini doğuya kaydırdığını ve bir dizi nedenden ötürü Çin ile işbirliğini artırdığını belirtiyor. "Birincisi boru hatları. Bu büyük bir satranç tahtası ve tüm Avrasya genelinde büyük enerji oyunları oynanıyor" diyor. "İkincisi, Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin'den oluşan BRIC ilişkileri gittikçe yakınlaşıyor ve artık Güney Afrika da BRIC'in bir parçası. Üçüncüsü ise Avrasya'nın kendi içindeki yeni 'Büyük Oyun'. Bu durum, örneğin Afganistan bataklığının nasıl çözüleceğini de kapsıyor; Rusya ve Çin bu çözümün bir parçası olmak zorunda. Bu süreç Pentagon'un eline bırakılamaz." Escobar, Çin'in ulusal güvenliği açısından Rusya ve Orta Asya'nın, Orta Doğu ve Basra Körfezi'ne kıyasla her geçen gün çok daha fazla önem kazandığını ifade ediyor: “Çinliler için stratejik olarak bu iki anlama geliyor: Malakka Boğazı'ndan kaçış ve Hürmüz Boğazı'ndan kaçış. Aşağı yukarı ABD Deniz Kuvvetleri'nin kontrolünde olan bu iki darboğazdan ne kadar kaçınabilirlerse, enerji ihtiyaçları için Orta Asya ve Rusya'ya o kadar daha fazla güvenebilirler. Bu, uzun vadeli bir stratejidir." Escobar, Rusya ve Çin'in birçok uluslararası konuda ortak bir tutum sergilediğini, ancak Şanghay İşbirliği Örgütü'ne (ŞİÖ) yaklaşımlarının farklı olduğunu da sözlerine ekliyor: “Rusya, ŞİÖ'yü yalnızca NATO'nun gücüne karşı koymakla kalmayıp, bir bütün olarak ABD'nin Avrasya'daki nüfuzunu dengelemek açısından da çok önemli, yeni bir stratejik yapı olarak görüyor. Çin ise ŞİÖ'yü hâlâ bir ticaret ve ekonomik işbirliği mekanizması olarak değerlendiriyor. ABD'yi doğrudan karşılarına alacak bir yapı oluşturma konusunda oldukça çekimser davranıyorlar," diyerek sözlerini tamamlıyor. Sonuç olarak “Russia and China Can Build New World Order” yani “Rusya ve Çin Yeni Dünya Düzenini Kurabilir” başlıklı bir mülakatta, bir gazeteci bu ülkelerin politikaları için 2011 yılında bu cümleleri sarf ediyordu. Aslında bu düşünceler Atlantik karşıtı strateji arayışları içine giren insanların da beklentilerinin ifadesidir. Şu an Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler ve Tukidides (Thucydides) Tuzağı gibi söylemler de bu tespitleri doğrulamaktadır. Gerçekten dünyada halen Rusya ve Çin’e süper güç Amerika karşısında bu tip roller verilmektedir. Bir zamanlar Rusya, Çin, Hindistan ve Brezilya’ya (BRİC ülkelerine) Hugo Chavez’in liderliğindeki Venezuela ile Mahmud Ahmedinejad’ın liderliğindeki İran’da eklenmişti. Böylece ABD ve Avrupa Birliği’nin bulunduğu Batı İttifakına karşı ismi geçen ülkelerden oluşan başka bir ittifakla çözüm aranmaktaydı. Bu durumda sadece stratejik düşüncelerde/teorilerde değil büyük güçler Avrasya üzerinde eylemsel/pratik olarak da çatışmaktaydı ve çatıştırılmaktaydı. Zaten böyle mücadeleler gerçek (reel) dünyada bazı olaylar vasıtasıyla kendini belli aralıklarla göstermektedir. Bazen bu mücadeleler ve arayışlardan sonuç elde edilirken bazen istenilen sonuç elde edilememektedir. Sadece bölge değil dünya bir krize sürüklenmektedir. En basit örneği bir dönem aktör olarak gösterilen Hugo Chavez yakın zaman (2013) ölse de ve Mahmud Ahmedinejad gibi önemli bir isim kızağa çekilerek şu an tüm tartışmaların ortasında kalsa da bahsi geçen isimler ileride tarih yazımında Avrasya için muhakkak anılacaktır. Fakat Avrasya’da büyük güçler arasındaki mücadeleler menfaatler devam ettikçe zaman zaman çeşitli şekillerde devam edeceğe benzemektedir.

HARİTA BAŞLIĞI: Küresel Deniz Petrol Transit Darboğazları Hacim Haritası ABD Enerji Bilgi İdaresi (U.S. Energy Information Administration- EIA) veri seti ve analizleri esas alınmıştır. EIA verileri temel alınarak, yapay zeka destekli görsel araçlar ve grafik tasarım teknikleriyle dinamik bir infografik formatına yazar tarafından dönüştürülmüştür.
SONNOTLAR
[1] Zuhayr Mıkdashi, Transnational Oil İssues, Policies And Perspectives, Studies in İnternational Political Economy, Newyork: St. Martin’s Press, 1986, sf. 1; Daniel Yergin, Petrol –Para ve Güç Çatışmasının Epik Öyküsü-, çev. Kamuran Tuncay, İstanbul; Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 6. Baskı, 2011, ss. 17-32; Fevzi Altuğ, Petrol Sorununun Tarihsel Gelişimi ve Türkiye, Bursa; Akademi Kitabevi Yayınları, Yayın No: 6, 1983, sf. 23.
[2] Anthony Sampson, The Seven Sisters; The Great Oil Companies and World They Shapped, Newyork; The Viking Press, 1975; Zuhayr Mıkdashi, Transnational Oil İssues, Policies And Perspectives, Studies in İnternational Political Economy, Newyork: St. Martin’s Press, 1986, sf. 6-7; Daniel Yergin, Petrol –Para ve Güç Çatışmasının Epik Öyküsü-, çev. Kamuran Tuncay, İstanbul; Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 6. Baskı, 2011, ss. 112-131; Fevzi Altuğ, Petrol Sorununun Tarihsel Gelişimi ve Türkiye, Bursa; Akademi Kitabevi Yayınları, Yayın No: 6, 1983, sf. 23.
[3] Zuhayr Mıkdashi, Transnational Oil İssues, Policies And Perspectives, Studies inİnternational Political Economy, Newyork: St. Martin’s Press, 1986, sf. 29.
[4] U. S Energy İnformation Administration , İnternational Outlook 2011, , September 2011, sf. 38-39.
[5] www.eia.gov Amerikan Enerji İdaresi Resmi İnternet Sitesi
[6] J. Chapelle-S. Ketchian, USSR Second Producteur de Pétrole du Monde, Paris; Publications de’l İnstitut Français Du Petrole, 4, 1963, sf. 9-25.
[7] A. g. e. , sf. 54-235; Alâeddin Yalçınkaya (Der.), Türk Cumhuriyetleri ve Petrol Boru Hatları, Ankara; Bağlam Yayıncılık, Yayın No: 123, 1. Baskı, 1998. Son çalışmada Avrasya bölgesinin hem geçmişteki hem de günümüzdeki enerji açısından durumunu bulabilirsiniz.
[8] Chapelle-S. Ketchian, USSR Second Producteur de Pétrole du Monde, Paris; Publications de’l İnstitut Français Du Petrole, 4, 1963, sf. 269-271.
“Russia and China Can Build New World Order”, http://rt.com/news/russian-chinese-relations-expert/, Edited: 17 June, 2011, 03:08
https://www.bbc.com/turkce/articles/ckgez2z1pqno