Kader midir tesadüf müdür bilemem, son on senedir yine tren yolunun dibinde ikamet ettiğimi fark ediyorum. Aynen çocukluk ve gençlik günlerimdeki gibi… Ne hazin ki ilk yirmi yedi senemin uzun kısa çoğu yolculuk anısını kuşatan o tren hattı yok artık.

Bir zamanlar Doğu Ekspresi'nin iki kıta arasında zorunlu olarak soluklanıp yolcularını Haydarpaşa'ya aktardığı Sirkeci Garı, 2013 yılından bu yana yok…

1890'dan beri işleyen ve taa Londra'lardan kalkıp Bağdat'a uzanan; nice filme, nice şiire, nice kitaba konu olan o istasyon,

İçinde uygun fiyatlı bin bir adet yayın bulabileceğiniz kitap tezgahlarını içeren o mekan,

Öğrencilerin vakti zamanında 'interrail' yolculuğuna başlangıç noktası, fıkır fıkır kaynayan buluşma merkezi,

Anadolu yakasına geçmeden önceki ilk durak noktamız…

Yok artık...

Kumkapı ve Cankurtaran'da hiç inmezdik. O yüzden pek tanımam oraları.

Yenikapı istasyonu da açıkçası pek güvenilir bölgelerden değildi gözümüzde. Yani kendi durağımıza gelene kadar o 'ara sahil bölgesi' tekinsiz koridordu çocuk beynimde.

Kocamustafapaşa, vatanım, sılam kendimce… Ama o istasyonun adı yanlış konmuştu. Orası Samatya'ydı çünkü, benim 'Samatyam'. Balık Pazarı'nın ortasına düşüverirsiniz iner inmez istasyon merdivenlerini. Kızarmış veya dolma midye kokar karış karış, sağ tarafta iki üç kişilik akşamcı mekanları. Hiç bakmam o taraflara doğru, kız çocuğuyum ben doğuştan tembihli. Yolunuz benim evime doğruysa soldaki küçük eğreti yokuştan, samimi ve neşeli kalabalıklar eşlik eder size yer yer; sıkmayacak boğmayacak şekilde. Ha sahile inmek istiyorsanız, burnunuzu tıkayıp ellerinizle (keskin sidik kokusundan korunmak amaçlı) merdivenlerden önce sağa sonra sola kıvrılır ve mecburi alt geçitten geçersiniz. Geceleri falan da hiç geçmemek daha iyidir oradan. Sonra bir toprak ve bakımsız yol karşılar sizi ve arkasında dar bir sahil caddesi ve hemen arkasında mavi Marmara. Benim yetişemediğim ama bir üst kuşağın kıyısında balıklarla beraber yüzdüğü Samatya Sahili…

Samatya'ya girdiğim zaman oralardan çıkamam kolay kolay, bir sonraki istasyona gelelim biz: Yedikule. Bizimkine çok yakın olduğundan orada indiğimizi bilmiyorum hiç dolayısıyla yerini yurdunu da... Yedikule yolu yürünerek aşılırdı gerektiğinde, Merhaba Durağı'ndan Yedikule Kapısı'na doğru İmrahor Caddesi üzerinden, içeriden kıyıya paralel...

Bir sonraki ise Kazlıçeşme idi. Yıllar boyu 'Gazlıçeşme' olarak algıladım orayı nedense ve çeşmesinden gaz aktığını hayal ettim hep. Orası dericiler diyarıydı ve çok pis kokardı her geçtiğimizde. İnilecek istasyon değildi kısacası.

Zeytinburnu sık ziyaret yerlerimizdendi. İstanbul'un içinden yeni yeni yeşeren gelecek İstanbul'du. Belki Avcılar, Merter; belki Tarabya sırtları gibi. Ben bunu pek bilmiyordum tabii… Avrupa tarafının taşradan göçenlere bağrını açtığı, henüz ranta açılmamış bakir alanlarından yani. Dedemin ilk karısından oğlu ve ailesi yaşıyordu orada, rahmetli üvey dayım yani. Kastamonu'dan göçmüşlerdi ve yaşamaya çalışıyorlardı zar zor bir gece kondurdukları müstakil evlerinde… Tesettür ve dini müeyyidelerle ilk tanışmam onlar sayesindedir. Hatta annem bir yazın on on beş gün orada bıraktı beni. İyice öğrenmem için, belki de biraz nefes almak amaçlı, günahı boynuna… Ama ben de pek bir meraklıyım öğrenmeye, hemen öğreniyorum Arapçayı, iş sadece okumakta tabii. Üç beş sayfa ilerlenir Kuran'dan. Bir gün de örterler beni, beraber misafirliğe gideriz trenle yine, aynı hatla :)) Onaylanırım, kutsanırım bir şekilde. Ama eve döner dönmez gavur kanı var ya içimde, filizleniverir anında. Yaz zaten sıcak nemli, şortlar askılılar giyilir, doğru sokağa kudurmaya dışarıda, dizler hep yara bere içinde… Kuran'dır, namazdır hak getire. Yıllar sonra Kuran'ın Türkçesini okumak istedim, ama sekizinci onuncu sayfalarda zannederim, kadın erkek tanımlaması caydırdı beni muhtemelen pozitif bilimlere eğilimimden dolayı.

Gelelim Yenimahalle, Bakırköy, Yeşilyurt ve Yeşilköy İstasyonları'na. Bunlardan biri, ikisi, üçü, dördü bazen, aylık rutin ziyaret noktalarıdır. Anneannem'in Samatya'dan göçmüş veya başından beri oralara yerleşik dostları, arkadaşları ve akrabalarıdır konumlanan bu bölgelere. Hepsi de pek bir dost canlısıdır, pek bir sevecendir rahmetli gibi. Sıcak kurabiyeler, çikolatalar, atıştırmalık her şey kısacası bekler beni bu istasyonların arkasından. Ha bir de yazları 'Yeşilköy Plajı' ilk kulaçlarımın şahidi olan kıyıdır, tombul anneannemin tombul ve güvenli kollarında…

Florya, Atatürk Köşkü diye duymuşluğum var, bir de fotoğraflarda pek bir ünlüdür Atatürk resimlerinde. Ben ise, bir tek plajından hatırlarım o istasyonu. Yeşilköy'ün Sahili'nden giremedik önce kirlilikten mütevellit; Florya'ya gitmeye başladık, orada da dışkılar vurunca sahile Kumburgaz'a kaçtık Tekirdağ'a doğru. Yine kirlendi ama yine, aynen hayat gibi tüm dünya gibi belki; Kınalı Ada'nın çakıllı kumsalında oyalandık biraz, sonra Heybeli, Büyük Ada, Sedef derken… Ben şahsen Ege Sahilleri'nde buldum kendimi… Buradan nerelere gitmek gerekir bilemiyorum…


Sıkıldım en az sizin kadar, pek bir uzadı bu tren hattı… Ancak bitiriyorum rahat olun çünkü son duraklara kadar seyahatimiz sürmezdi çoğunlukla: Menekşe, Küçükçekmece, Soğuksu, Kanarya ve Halkalı…

Halkalı'dan Edirne'ye veya Sirkeci'den direkt Edirne'ye de vurabilirdiniz kendinizi, bu bir asrı aşkın antika tren hattı aracılığıyla… O hatla yitip giden hatıralarım ve bir miktar da kimliğimi revize ederken 'Google Amca' üzerinden, iki üç alıntı yapmak istiyorum orada bulduklarımdan:

İstanbul'un güzelliği Haydarpaşa Garı'dır, Sirkeci'dir, Ada Vapuru'dur; 'İstanbul Üniversitesi'nin Kapısı'dır, Nuruosmaniye Camii'dir. Tamam Galata Kulesi bir tanedir ama Galata Kulesi vitrinde duran bibloysa, Haydarpaşa her gün kola takılan saattir.

'Ekşi Sözlük'

Marmaray'ın hayata geçmesi ile birlikte Sirkeci Garı günümüzdeki işlevini yitirecek ve şehrin dokusu içinde kültürel hafızamızın yok edilmesi adına başarılı bir adım atılacaktır. Oysaki tüm Avrupa'ya buradan vızır vızır trenler kalkmalı diye düşünür insan. Düşünür, düşünür, sonra unutur gider.

'Ekşi Sözlük'

GEBZE-HAYDARPAŞA VE SİRKECİ-HALKALI BANLİYÖ HATLARI 2018'DE AÇILACAK!

10 Ekim 2017, Salı, 10:22

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, bugün Ankara ve İstanbul'daki banliyö hatları ile ilgili açıklamalar yaptı.

Arslan, banliyö hatlarının Ankara'da bu yıl, İstanbul'da ise 2018'de açılacağını dile getirdi. Bakan Arslan tarafından yapılan açıklamalar şu şekilde;

2018 yılı sonunda İstanbul'un her iki yakasındaki Gebze-Haydarpaşa, Sirkeci-Halkalı banliyö hatlarını metro standartlarına getirilmiş olacak.

Ankara'dan kalkan Yüksek Hızlı Tren Haydarpaşa Garı'na gidebildiği gibi, bazıları da Marmaray'ı kullanarak Avrupa yakasına geçmiş olacak. Bu bağlamda ulaşım, kesintisiz olacak.

Bu yıl sonunda çalışmaları tamamlanacak Başkentray, hem banliyö hizmeti vermesi hem de Yüksek Hızlı Trenin Sincan'a gidişinin hızlanması açısından önem teşkil ediyor.

Yeni Şafak

Yıl 2020.