Saygı değer okuyucularım.
1980 öncesinin siyasi ve ideolojik karmaşasını ve kargaşasını yaşayanlardan biri olarak, o günleri çağrıştıran, maksatlı ve kasıtlı olaylar gözümüze sokuluyor. Akıllı zannettiğimiz bazı kişiler, isminin önüne ilave verilmiş bazı aydınlıkçılar, bu ülkenin vatandaşı olduğu halde bundan şeref duymayan idraksizler ortalıkta nara atıyorlar. Çoluk çocuğa, gençlere kötü örnek oluyorlar. Ortalık sulh ve sükun içindeyken, Kovid-19 belasıyla mücadele ederken, Dini ve Milli birliğimizi zaafa uğratacak olayları yaşıyoruz. Bunlardan da üzülüyoruz.
O zaman ki olaylarla ilgili olarak, sonradan, yaşayanlar ve duyanlar diyor ki; 'Bu dış güçlerin oyunu…' Konunun uzmanları ve bilenler böyle söyleyince, fikir de kabul görüyor.
İyi de, Müslümanlar olarak daha da derlenip toparlanma sorumluluğumuz yok mu?
Yine Müslümanlar olarak, bu tür kirli ve pespaye, hainane tuzaklara ilk zamanlardan beri şahit olma gibi bir tecrübemiz var.
Hz. Peygamber ve seçkin arkadaşları Mekke'den Medine'ye gelme gibi acı bir olayı yaşadılar. İnsanın doğduğu topraklardan çıkarılmasından, inancının gereğini yapamamadan daha acı veren ne var ki? Bu yaşarken ölme gibi bir şey. O zamanın bağnazları ve zalimleri yeni dini, İslamiyet'i ve mensuplarını tahammül edemediler. Merak edenler, o devri konu edinen bilgilere bir gözatabilirler.
Kabul görmeyen yalnız din ve dine uygun yaşayış değil, kendi yaşayış biçimlerinin, buna dayalı sultalarının değişecek olması idi.
Onlara böyle yapmayın. Bakın kendiniz ve diğer insanlar zararda denildiğinde şöyle, diyorlardı:
' Bunlara, 'yeryüzünde fesat çıkarmayın' denildiğinde, 'biz ancak ıslah edicileriz' derler. (Bakara/11)
Bu günde aynı lafları duyuyoruz; 'Biz barış istiyoruz. Biz insanca yaşama hakkı istiyoruz. Biz insanlık onuru ve şerefi istiyoruz. Biz özgürlük istiyoruz. Biz dünya kardeşliği istiyoruz…' Ne şirin istekler değil mi?
Ona-buna bahane edip sokaklara, meydanlara çıkıp, hak adı altında hak-hukuk, kanun-nizam, din iman tanımayıp bu Devletin ve Milletin Dini ve Milli değerlerini tahribe kalkışma hangi aklın ve kimin hakkı? Bu hadsizliklere de şirin görme hastalığına yakalanmamak gerek.
Dine, milli değerlere, ahlaki ölçülere, kanun ve nizama karşı geleceksin öyle mi? Bunları çiğneyenlere kol kanat gerilecek öyle mi? Bunlar masum talepler de bulunuyorlar e mi?
Yetkililer, ilgililer ve aklıselim sahipleri çıkıp bir şeyler söylediği zaman suçlu olacaklar,
'ötekileştirici' olacaklar ha?
Biz öyle düşünüp, ona göre hareket edenlere ne söylendiğini biliyoruz. İnandığımız ve itaat etmeye çalıştığımız Allah'ımız diyor ve haber veriyor ki;
' Ona ayetlerimiz okununca, ' eskilerin masalları' der.' (Mutaffifin/13)
Ayetin muhatabı kafir, münafık ve müşrik hüviyetindeki insanlar. Kendisini Müslüman kabul edn insanlar ise bu değerlendirmenin içine girmemek için iyi düşünmeleri gerekmekte. Maşa olmamalı. Başkasının değirmenine su taşımamalı. Ekmek yediği çanağı pislememeli.
Suçu ona buna atma yerine, aklı başa toplayıp, köklerimizle oynanmamalı.
Sağlıcakla kalın.