İnanmak Başarmanın Yarısıdır: Motivasyonun Bilimi Bize Ne Söylüyor?

Hepimiz zaman zaman kendimize şu soruyu sorarız: "Neden bazı insanlar hedeflerine ulaşmak için durmaksızın çabalarken, diğerleri ilk engelde pes eder?" Ya da daha basitçe, bizi sabah yataktan kaldıran ve harekete geçiren o güç nedir?

Genellikle buna "motivasyon" der geçeriz. Ancak psikoloji dünyasında, özellikle de Albert Bandura’nın Sosyal Bilişsel Teorisi penceresinden bakıldığında, bu sorunun cevabı sandığımızdan çok daha derin ve dinamik bir süreçte yatıyor. Schunk ve DiBenedetto'nun yakın tarihli akademik çalışması, motivasyonun sadece istekli olmaktan ibaret olmadığını, bunun inançlar, çevre ve davranışlar arasındaki sürekli bir dans olduğunu bize hatırlatıyor.

Her Şey Birbiriyle Bağlantılı

Eskiden insan davranışlarını sadece ödül ve ceza mekanizmalarıyla açıklayan teoriler vardı. Sosyal Bilişsel Teori ise bize insanı bir "kukla" gibi görmeyi reddeden bir bakış açısı sunuyor. Bandura’ya göre insan işleyişi; davranışlarımız, kişisel özelliklerimiz (düşüncelerimiz, inançlarımız) ve içinde bulunduğumuz çevre arasındaki "karşılıklı etkileşim" (reciprocal interactions) üzerine kuruludur. Yani, sadece çevre bizi etkilemez; biz de çevremizi şekillendiririz. Düşüncelerimiz eylemlerimizi, eylemlerimiz ise düşüncelerimizi değiştirir.

Örneğin, matematikte başarılı olacağına inanan bir öğrenci (kişisel inanç), dersi daha dikkatli dinler ve çaba gösterir (davranış). Öğretmeni bu çabayı görüp onu takdir ettiğinde (çevre), öğrencinin kendine olan inancı daha da artar. Bu, başarının kendi kendini besleyen bir döngüsüdür.

Sihirli Kelime: Öz-Yeterlilik

Bu teorinin kalbinde "Öz-yeterlilik" (Self-efficacy) kavramı yatar. Bu, bir kişinin belli bir performansı gösterebileceğine dair kendine olan inancıdır. Araştırmalar açıkça gösteriyor ki; yeteneklerimiz kadar, o yetenekleri kullanabileceğimize dair inancımız da önemlidir. Kendine güvenen insanlar zorluklarla karşılaştıklarında bunu bir tehdit değil, aşılması gereken bir meydan okuma olarak görürler.

Peki, bu inanç gökten zembille mi iniyor? Hayır. En güçlü kaynağı kendi geçmiş başarılarımızdır; ancak başkalarını izlemek de inanılmaz derecede etkilidir. Bize benzeyen birinin başardığını gördüğümüzde, "O yapabiliyorsa ben de yapabilirim" deriz. İşte bu yüzden toplumsal hayatta ve okullarda doğru rol modellerine sahip olmak hayati önem taşır.

ÖZ-YETERLİLİĞİ ARTIRMAK İÇİN KULLANILABİLECEK PRATİK YÖNTEMLER NELERDİR?

Schunk ve DiBenedetto'nun makalesine göre, öz-yeterlilik (kişinin bir görevi başarabileceğine dair inancı) sabit bir özellik değildir ve belirli stratejilerle geliştirilebilir. Kaynaklara dayanarak öz-yeterliliği artırmak için kullanılabilecek pratik yöntemleri şu başlıklar altında toplayabiliriz:

1. Doğru Hedef Belirleme Stratejileri: Hedefler motivasyonu harekete geçirir, ancak her hedef öz-yeterliliği artırmaz. Etkili olması için hedeflerin şu özelliklere sahip olması gerekir:

• Yakın ve Spesifik Hedefler: Uzun vadeli ve genel hedefler (örneğin "elinden geleni yap") yerine, kısa vadeli ve belirgin standartları olan hedefler koymak daha etkilidir. Yakın hedefler, kişinin ilerlemesini görmesini sağlar ve bu ilerleme algısı öz-yeterliliği artırır.

• Öğrenme Hedefleri: Sadece sonucu (örneğin sınav notunu) hedeflemek yerine, beceri ve strateji kazanmaya odaklanan "öğrenme hedefleri" belirlemek, uzun vadede öz-yeterliliği daha olumlu etkiler.

2. Modelleme ve Gözlem (Dolaylı Yaşantılar): Kişinin kendi deneyimleri kadar, başkalarını gözlemlemesi de inancını güçlendirir:

• Benzer Modelleri İzlemek: Kişi, kendine yaş, cinsiyet veya yetenek olarak benzer gördüğü birinin başardığını gözlemlediğinde, "O yapabiliyorsa ben de yapabilirim" inancını geliştirir.

• Başa Çıkan Modeller (Coping Models): Özellikle öğrenme güçlüğü çeken kişiler için, işi en başından kusursuz yapan "ustalık modelleri" yerine; başta zorlanan, çabalayan ve giderek başarısını artıran "başa çıkan modelleri" izlemek öz-yeterliliği daha çok artırabilir.

3. İlerleme Odaklı Geri Bildirim: Dışarıdan gelen geri bildirimler inancı şekillendirir. Ancak bu geri bildirimin içeriği önemlidir:

• İlerlemeyi Vurgulamak: Öğrenciye veya çalışana sadece neyi yanlış yaptığı değil, öğrenme sürecinde ne kadar yol katettiği söylenmelidir. İlerleme algısı öz-yeterliliği doğrular.

• Atıfsal Geri Bildirim: Başarıyı şansa veya sadece yeteneğe bağlamak yerine, "çabaya" veya "doğru strateji kullanımına" bağlayan geri bildirimler vermek (örneğin, "Çok çalıştığın için başardın"), kişinin kontrol algısını ve öz-yeterliliğini güçlendirir.

4. Öz-Düzenleme Becerilerini Geliştirme: Bireylerin kendi öğrenme süreçlerini yönetmeleri sağlanmalıdır:

• Kendi Kendini İzleme (Self-Monitoring): Kişinin kendi öğrenme çıktılarını ve süreçlerini takip etmesi (örneğin ilerlemeyi not etmesi), gelişimini somut olarak görmesini sağlar.

• Strateji Öğretimi: Sadece "yap" demek yerine "nasıl yapılacağını" (stratejileri) öğretmek, kişinin göreve dair yetkinlik hissini artırır. Örneğin, yazma stratejileri öğretilen öğrencilerin öz-yeterliliği artmıştır.

• Sesli Düşünme: Öğrenme sırasında sesli düşünmek gibi yöntemler, bilişsel süreci somutlaştırarak öz-yeterliliğe katkı sağlayabilir.

5. Sosyal İkna ve Fizyolojik Durum

• Teşvik: "Bunu yapabilirsin" gibi sözel iknalar geçici de olsa öz-yeterliliği artırabilir, ancak bu iknanın kişinin sonraki performansıyla desteklenmesi gerekir.

• Kaygıyı Yönetmek: Yüksek kaygı ve stres, kişiye "başaramayacağım" sinyali verebilir. Bu nedenle kaygıyı azaltan ortamlar yaratmak, kişinin yeteneklerine olan güvenini olumlu etkiler

Direksiyon Sizin Elinizde

Sosyal Bilişsel Teori’nin bize verdiği en önemli mesaj şudur: İnsanlar hayatlarının pasif izleyicileri değildir; onlar kendi hayatlarının ajanlarıdır. Hedefler koyarak, durumumuzu değerlendirerek ve stratejiler geliştirerek kendi motivasyonumuzu yönetebiliriz.

Bir dahaki sefere bir işe başlarken motivasyonunuzun düştüğünü hissederseniz, sadece "canım istemiyor" demeyin. Kendinize şu soruları sorun: "Bu işi yapabileceğime inanıyor muyum?", "Çevrem beni destekliyor mu?" ve "Kendime doğru hedefler koydum mu?". Çünkü bilim bize gösteriyor ki; başarmak için sadece yetenek yetmez, o yeteneği harekete geçirecek inanç ve irade gerekir.

Dr. Hakan ERDOĞAN

A Sınıfı İGU

Makine Y. Mühendisi