Deniz Fenerleri ve Kumdan Kaleler

Denizle kumun birbirine değdiği o incecik ıslak çizgide yükselir kumdan kaleler. Kuleleri, surları ve hendekleriyle, çocukların hayal gücünden doğan görkemli krallıklardır onlar. Sonra hınzır bir dalga ya da yaramaz bir çocuğun tek dokunuşu, bütün ihtişamını alıp götürür. Kale yeniden kuma, kum yeniden denize karışır.

Biraz ötede ise başka yapılar yükselir. Kayalık tepelerin üzerine ya da denizi yararak uzanan dalgakıranların ucuna kurulmuş deniz fenerleri… Fırtınalara meydan okuyan, rüzgârın ve dalganın yıllardır sınadığı sessiz bekçiler. Onlar yıkılmak için değil, ayakta kalmak için inşa edilir. En karanlık gecelerde yaydıkları ışıkla yönünü kaybedenlere rehber olur, kimi zaman da bir hayatın kurtulmasına vesile olurlar.

Kumdan kaleler çocuklar tarafından ya da çocuklar için yapılır. İçlerinde oyun vardır, kahkaha vardır; paylaşmanın ve hayal kurmanın neşesi vardır. Geçici olduklarını biliriz ama yine de onları yapmaktan vazgeçmeyiz. Çünkü bazen önemli olan kalıcılık değil, birlikte üretmenin ve o anı yaşamanın sevincidir.

Deniz fenerlerinin kaderi ise daha en başından yalnızlıktır. Çoğu zaman uzaktan seyredilirler. Taştan örülmüş gövdeleri nedeniyle sanki duyguları yokmuş gibi düşünülür. Oysa onlar, sessizlikleri içinde görevlerini hiç aksatmadan sürdürür; alkış beklemeden ışık olmaya devam ederler.

İnsanlar da böyledir.

Kimileri kumdan kaleler gibidir. Güçlü görünmeye çalışsalar da ilk büyük dalgada dağılıp giderler. Sağlam bir temel kurmadan, yalnızca anın rüzgârına yaslanarak yaşamaya çalışır; en küçük sarsıntıda umutlarını, cesaretlerini ve yönlerini kaybederler.

Kimileri ise deniz fenerlerini andırır. Nice fırtınaya direnmiş, nice acıyı sessizce göğüslemiş insanlardır onlar. Kolay kolay yıkılmazlar. Başkalarına yol gösterecek kadar güçlüdürler; ama çoğu zaman bu gücün bedelini yalnızlıkla öderler.

İlk bakışta kumdan kaleler ile deniz fenerleri birbirinin tam karşıtı gibi görünür. Biri geçiciliği, diğeri kalıcılığı temsil eder. Biri çocukluğun coşkusunu, diğeri olgunluğun sorumluluğunu…

Oysa hayat, siyahla beyazın arasında uzanan geniş gri alanlarda yaşanır. Çocukların kumdan kaleler kurduğu sahiller de, deniz fenerlerinin nöbet tuttuğu kayalıklar da aynı denize bakar. Demek ki iyi bir hayatın sırrı da bu ikisi arasında seçim yapmak değil, ikisini de gerektiği zamanda yaşayabilmektir.

Yaşam bize güneşli günler sunduğunda hayal kurmaktan, üretmekten ve sevinmekten vazgeçmeyelim. Fırtınalar koptuğunda ise yalnız kendimiz için değil, yolunu arayan başkaları için de bir deniz fenerinin ışığı olabilelim.

Çünkü gerçek güç, gerektiğinde kumdan kaleler kuracak kadar çocuk kalabilmek; gerektiğinde ise bir deniz feneri gibi dimdik durup başkalarına yol gösterebilmektir.

Yaşam coşkunuz daim olsun.