BÜYÜK MENDERES NEHRİ’NDE İKLİM AFETLERİ -4

BÜYÜK MENDERES NEHRİ’NDE İKLİM AFETLERİ -4

“Tabakhane Deresi Coştu!”

Yakın zaman önce yağmurlu gün sayısının ve yağış miktarının fazla olmasıyla ulusal ve yerel basında en önemli haber Tabakhane Deresi’nin gürül gürül akmasıydı. Hatta su seviyesinin yükselmesiyle derenin üstündeki Karanlık Köprü, Nazilli Köprüsü, Çavuş Köprüsü gibi tarihi köprülerin tehdit altında olduğu haberi yapılmıştı. Tedirginlik yaratsa da çok kötü bir durumla karşılaşılmadı. Fakat yapılan haberlerden anlaşılıyor ki Tabakhane Deresi’ni halen tanımıyoruz. Üstelik sıradan bir su kaynağı olarak görülen bu dere Büyük Menderes Nehri ve Aydın için hayatî bir öneme sahip kollardan biridir.

Tabakhane Çayı’nın (halk arasında yaygın kullanım) veya Tabakhane Deresinin asıl ismi Eski Çağ Tarihi kaynaklarında Yunanca Εὔδων (Eúdōn) veya Εὔδωνος (Eúdōnos) olarak geçmektedir. Plinius Naturalis Historia adlı Doğa Tarihi eserinde şu şekilde yazmaktadır: Caria (Karya), iç kesimlerindeki ünlü yerler listesiyle özellikle dikkat çeker; burada özgür bir kasaba olan Mylasa (Milas) ve eski Symmaethus ile Cranaos kasabalarının üzerinde kurulu olan Antiochia bulunur; burası şimdi Menderes (Maeander) ve Orsinus nehirleriyle çevrilidir. Bu bölge eskiden Maeandropolis'i de barındırıyordu; bölgede Cludrus nehri üzerindeki Eumenia, Glaucus nehri, Lysias kasabası ve Orthosia, Berecynthus bölgesi, Nysa (Sultanhisar) ve ayrıca Euanthia, Seleucia ve Antiochia olarak da adlandırılan Trallis (Aydın) bulunur. Burası Eudon nehri tarafından sulanır ve içinden Thebais nehri geçer.”[i] Latince Etymologicum Magnum başlığını yazsam da Yunanca olan eserde Tabakhane Deresi şu şekilde bahsedilmektedir: "Eudonos; bir zamanlar Dios, Erymne ve Larisa olarak adlandırılan, şimdilerde ise Asya’nın Tralles (kenti) denilen yerin nehridir. Kuretler olan Labrandos, Panamoros ve Palaksos (veya Spalaksos), bir kehanet uyarınca Karya’ya doğru yola çıktıklarında, gece bastırınca nehrin kıyısında uyuyakalmışlardır. Bu sebeple, orada uyumuş olmalarından (eudêsai) dolayı, nehre Eudonos adını verdiler."[ii] Ἐὔδωνos (Eúdōnos) kelimesinin temelini oluşturan εὕδω (heudō) fiili[iii],

Antik Yunancada "uyumak" veya "dinlenmek" anlamına gelir ve kökeni oldukça eskiye dayanır. Etimolojik olarak bu fiil, Hint-Avrupa ana dilindeki (PIE) *sew-d- köküne bağlanır. Bu kök, modern dillerdeki "hypnosis (hipnoz)" kelimesine kaynaklık eden ὕπνος (húpnos) ile aynı soydan gelmese de, benzer bir kavramsal alanı (huzur, hafifleme) temsil eder. Ἐὔδωνos yapısı, bu fiile eklenen εὖ (eu - iyi/tatlı) ön ekiyle "huzur içinde uyuyan" veya "tatlı bir uykuya dalmış olan" anlamını kazanır. Dilbilimsel olarak bu fiil, günlük uykudan ziyade genellikle edebi ve epik metinlerdeki "derin ve sakin uyku" halini betimlemek için tercih edilmiştir. Derenin ismi onomastik (özel adbilimi) ve toponimi (yer adıbilimi) açısından ilk olarak böyle bir etimolojiye dayandırılmaktadır. İkinci etimolojisi ise Ἐὔδωνος (Eudōnos) kelimesi, Antik Yunanca onomastiğinde (isim biliminde) tipik bir bileşik isim yapısı sergiler ve temel olarak iki ana bileşenden oluşur: "İyi, güzel, bol" anlamlarına gelen εὖ (eu) zarfı ile "vermek" (didōmi) fiili veya "hediye" (dōron) kelimesiyle ilişkili olan -δωνος (-dōnos) soneki. Bu birleşim, kelimeye "hayırlı veren", "cömertçe bahşeden" veya "güzel hediye" gibi olumlu bir anlam yükler. Dilbilgisel açıdan maskülen (eril) bir isim olan bu form, genellikle Genitive (tamlama) hâlinde bulunur ve yalın hali olan Εὔδων (Eudōn) ismine ait bir mülkiyeti ifade eder. Kültürel bağlamda ise bu tür isimler, Antik Yunan dünyasında kişinin karakterine atıfta bulunmak veya ailesinin iyi dileklerini yansıtmak amacıyla kullanılan, anlam derinliği yüksek betimleyici isimler kategorisinde yer almaktadır. Bu yakın etimolojiyi Bilge Umar da savunur.

Bilge Umar’a göre kelimenin etimolojik kökeni şu şekildedir. “EUDON. Keza, Eudonos. Tralleis/Aydın kentinin surları yakınından geçen bir dere; Thebais adlı bir diğer dere de kentin (aşağıdaki, ovadaki bölümün?) içinden geçiyordu (Plinius,V 29). Eudon'un kökenini, anlamını saptayamadım. Anadolulu bir sözcüğe, Hellen dilinin "İyi, güzel, kutlu,_ kutsal" anlamlarındaki Eu öntakısının eklenmesiyle oluşturulmuş olabilir; Ermos/Hermos Irmağı adının da aslında Eu-Ma'dan geldiğini görmüştük (bkz. Erınos). Thebais ise, Luwi diliyle ardılı dillerin "Düzlük, ova" anlamında Taba sözcüğünün Hellen ağzında çarpıtılmış biçimi Theba/Thebe'ye, Hellen dilinin "-sal" anlamındaki takılarından -is'in eklenmesiyle türetilmiştir. Bkz. Thebe.”[iv]

Thebais, Thebaitos yani Thebaiton’dan kasıt İkizdere’dir. Strabon’un Geographika adlı eserinde bahsettiği şehrin konumu burada önemlidir: “Magnesia'dan sonra yol Tralleis'e ulaşır. Mesōgis Dağı solda, yolun sağında, Lydia'lılar, Karia'lılar, Iōnia'lılar, Milētos'lular, Mysia'lılar ve de Magnesia'nın Aiolis'lileri tarafından işgal edilen Maiandros Irmağı'nın ovası bulunur. Aynı tür topografya Nysa ve Antiokheia'ya kadar devam eder. Tralleis'lilerin kenti, kesik bir trapez üzerine, doğu tarafından tahkim edilmiş bir tepede kurulmuştur ve civarındaki bütün yerler iyi korunmuştur. Asia'daki diğer herhangi bir kent kadar, iyi bir şekilde, zengin halk tarafından iskân edilmiştir, daima insanlarından bazıları eyalette baş mevkileri tutmuş ve Asiarkhes olmuşlardır.”

[v] Çünkü Tralleis şehrinin kurulmasıyla su kaynakları ve su yolları arasında bir bağlantı vardır. Karakemer bu noktada önemlidir ve Karakemer’in Y şeklindeki kollarından biri İkizdere'den gelen suyu, diğeri Kemerçayı'nın suyunu toplayarak Alatepe ve Horozköy güzergahından devam eder. Bu su yolu, Horozköy'ün güneybatı eteklerinden geçerek, Danişmend köyü yakınlarındaki Kız Kulesi denilen su kanalına ulaşır. Kız Kulesi yapısı Tralleis Akropolü'nün hemen kuzeybatısında yer almış olup, İkizdere, Kızıldere ve Kemerçayı'nın sularını antik kente taşır. Aynı zamanda Tabakhane Çayı'nın (Eudon) batı su yolunu bünyesine katarak Thebaiton (İkizdere) hattı ile birleşir. Burada toplanan sular ise Tralleis Akropolü'nün kuzeybatısındaki su kemerleri ile Tralleis'e kavuşur.[vi] Tralleis için ana su iletimi olan bu sistem dışında 340-350 yıllarında Asya proconsulü olan Lucius Caelius Montius'un yeni bir su iletim kanalı yaptırma girişiminde bulunduğu bir yazıttan anlaşılıyor. Öte yandan Eudon çayı/Tabakhane içinde gözlemlenen kimi kemer ve kalıntılar, aşağı düzlemde kalsalar da dogudan kentin kendisine olmasa da dış alanına su girişi sağladığını gösteriyor. Ambarcık köyü ve daha yukarı vadiden derlenen suları aktaran Roma dönemi kemerler, suyolu destek kemerleri daha sonra Osmanlı döneminde kimi besleme bendleri, su kemerleri ile canlandırılmış ve kente aktarılmıştır. Su değirmenlerini besleyen bu sistemin bir bölümü Tabakhane deresinin doğu ve batı yamaçlarında bitik toprak içindeki oyuklar biçiminde Aydın'a, Pınarbaşı'na kadar ulaşır. 1970”lere dek su akışı gözlenen bu kanalların Türk döneminden önceye tarihlenmesi olanaksızdır.[vii]

M.Ö. 7. yüzyılda bölgede hüküm süren Frigyalılar, nehre kutsal saydıkları "Sangari" adını vermişlerdir. Bu isim zamanla Yunanca Σαγγάριος "Sangarios" (Sangarius) şekline dönüşmüştür. Latince Sangarius olan Sangarios, Yunan mitolojisinde bir Frig nehir tanrısı olarak bilinir. Ayrıca bazı antik kaynaklarda nehrin "saldırgan" veya "taş getiren" (çakıllı yapısı nedeniyle) anlamlarına geldiği yönünde yorumlar bulunmaktadır. Tarihsel süreç içerisinde "Sangarios" ismi Türkçede "Sakarya" halini almıştır. Aydın ismi genelde Aydınoğlu hanedanı üzerinden Aydın Bey’e veya onu hakimiyet sahası olan Aydın Eli’ne dayandırılsa da[viii] Sakarya nehrinin isminde olduğu gibi Aydın ismi Tabakhane Deresi’nin ismiyle de düşünülmektedir. Çünkü birçok eski kaynak Büyük Menderes ile birlikte Tabakhane Deresi yani Eudon deresinin ismini vermektedir. Bu yüzden Tabakhane Deresinin Yunanca ismi olan Εὔδων (Eúdōn) isminden Aydın isminin geldiği yönünde bir yaklaşım da vardır.

Tralleis’de ilk arkeolojik kazılar, Cumhuriyet Öncesine gitmektedir. 1888’de Alman Orient Komitesi adına Von Kaufmann başkanlığında, Carl Humann ve William Dörpfeld yönetiminde bulunan bir kazı heyeti tarafından Apollon başının bulunduğu alanda, tiyatro ve gymnasiumunda arkeolojik kazılar gerçekleştirilmiştir. Bu kazı heyetinin kazıları sırasında Tralleis’in 1/10.000 ölçeğinde planı hazırlanmıştır. Almanca olan bu harita hem Eski Kale (Yukarı Kale=Tralleis) ile Yeni Kale (Aydın şehri)’nin o zamanki planını hem de Eudon Çayı’nın akış güzergahını göstermektedir. Tralles ve Modern Aydın Şehrinin Planı [Plan von Tralles und der Modernen Stadt Aïdin] başlığını taşıyan haritaya göre kule (thurm=turm) , değirmen (mühle), köprü (brücke), sarnıç (cisterne), nehir (fluss), bahçe (garten), bağ (weinberg) modern su hattı (moderne wasserleitung), tarla (acker), şehir (stadt), kilise (kirche), cami (djami) ve Türk mezarlığı (Türk Friedhof ) gibi ibareler bulunmaktadır. Bu haritada Eudon yani Tabakhane Deresi boyunca kule, değirmen, kahvehane (Pınarbaşı) ve bahçeler/çamlık alanlar görülmektedir.[ix]

Peki Eudon deresine Tabakhane deresi veya çayı neden denilmektedir? Deri işleyen kişi anlamındaki tabak kelimesi, köken olarak Arapça dbġ (دبغ) kökünden türetilen ve "deriyi terbiye etme, sepileme" manasına gelen dabāġat (tabaklık) sözcüğüne dayanır. Bu mesleği icra eden kişiye aslen debbağ denilse de, kelime halk ağzında ses değişimine uğrayarak "tabak" halini almıştır. Tarihsel süreçte ham deriyi kullanılabilir hale getiren, onu temizleyip yumuşatan zanaatkârları veya "sepici"leri tanımlamak için kullanılan bu terim, günümüzde modern deri sanayisindeki üretim aşamalarını ifade eden "tabaklama" terimiyle varlığını sürdürmektedir. Dericiliğin yoğun yapıldığı İstanbul (Kazlıçeşme), Safranbolu ve Trabzon gibi yerlerde "Tabakhane" yani “Debbağhane” isimli semt, cadde veya camilerin bulunması, kavramın toplumsal hafızada yer etmesini sağlamıştır. Tabakhaneler, deri işleme sırasında ortaya çıkan ağır kokular nedeniyle genellikle şehirlerin en dışına veya rüzgârın kokuyu şehre taşımayacağı bölgelere kurulurdu. Bu fiziksel uzaklık, oraya bir şey yetiştirme çabasını daha da zorlu ve dikkat çekici kılıyordu. O yüzden tabakhaneler şehrin en dış kısmı veya sınır kısmında yer almaktadır.[x] Bu durum sadece Osmanlı İmparatorluğu zamanında ortaya çıkan bir durum değildir. Aydın’ın en önemli üretimi olan dericiliğin kökleri Antik Çağlara kadar gidiyordu. Pellis Tralliana denen ince keçi derilerinin bir mal türü olarak Edictus Diocletiani'de yani Diocletianus’un Fiyat Fermanı’nda yer alması önemlidir. Bu markalaşma anlamına gelir. Diocletianus 301 yılında çıkardığı en yüksek fiyat sınırını bildiren yasası ile enflasyonun önüne geçmeye çalışmıştı. Tralleis'in derileri Babylonia ve Fenike derileri ile birlikte üç türün içinde yer almaktadır ve fiyatı 200/Ducentis Denarius olarak sınırlandırılmıştır. Ancak deri için birimin ne olduğu ifade edilmemiştir. Edictus Diocletiani örnekleri içinde Frigya kenti Aizanoi'nin et pazarı duvarındaki yazıtile Aphrodisas buluntusu bir dizi yazıt parçası en önemli örnekler arasında sayılır.[xi] Bu yasa çizelgesinde belirtilen fiyattan daha yüksek fiyata mal satmak yasaklanmıştı. Bu durum Osmanlı İmparatorluğu’ndaki narh uygulamasına benzeyen bir durumdur. Evliya Çelebi'ye göre dericilik kentin içinden geçen derenin adından da belli olduğu gibi büyük bir endüstridir. 1851 yılında Londra Büyük Sergisi'ne İngiliz tüccarı Robert Ellis, 493 adet Aydın üretimi tabaklanmış deri örneği ile katılmıştır.[xii] Olivier Thomas ve Albert Thomas ise 1872-1873 yıllarındaki seyahatlerinde Tabakhane Deresi ve dericileri şu şekilde anlatmaktadır: “Aydın’ın gerçekten Türk kısmının sınırları doğuda kenarları dik, üzerinden iki köprünün geçtiği ve altından siyah ve pis kokulu bir derenin aktığı derin bir dere yatağıyla çiziliyor; bu, eskiden EUDON denilen AYDIN çayıdır. Kenarlarında ise çok kötü durumda sepici ve deri boyama işlikleri (debbağhaneler) yer alıyor. Her tarafta her türlü işlenmiş deri asılmış. Burada, özellikle tüm Doğu’da çok tutulan maroken kırmızı ve sarı deri üretiliyor. Sarılar Türk kadınlarının ayakkabılarına yönelik, kırmızılar ise eyerler ve deri kemerler için. Bu marokenlerin ünü çok eskilere dayanır ve Diocletianus’un kitabında söz edilir.”[xiii] 1918 yılında Aydın Sancağı’nın merkez kazasında 37 debbağhanenin 2’si Rumların 35’i ağırlığını Türklerin oluşturduğu Müslümanlarındır. 58 debbağhanenin bulunduğu Aydın Sancağı geneli için düşünülürse bu sayı deri işletmelerinin çoğunun Aydın merkezde bulunduğunu göstermektedir. Bunlar vergiye tabi mebanî yani bina olarak değerlendirilen vergiye tabi tutulmuş işletmelerdir. Aydın’da dericilik işletmelerinin önemli kısmı Cumhuriyet Dönemi’nde faaliyetlerini sürdürmüş ve 1950-1960’lara kadar ciddi olarak dericilik Aydın’da yapılmıştır.

Evliya Çelebi’den anlaşıldığı üzere 17. Yüzyılda Tabakhane ismi hem derenin hem kapının hem de mahallenin ismidir. Türkler Tralleis’i ele geçirdikten sonra Aydın ve çevresinde Müslüman Türk nüfusu artmaya başlamıştır. Özellikle Yukarı Kale (Tralleis) yani İmam Baba Dağı’ndan kuzey-güney yönünde ve Büyük Menderes Nehri’ne doğru Türk nüfusu yerleşerek yayılmaya başladı. Aydın’ın Türk nüfusu burada bir Türk Mahallesini oluşturdu ki bu mahalle bugünün şehir planında şehrin kuzey ve kuzeybatı yönüne doğru uzanan ve Tabakhane (Eudon) Çayı’nın batısında ve kuzeybatısında kalan alanı da içine almaktadır. Alihan Baba Oğlu İsmail Türbesi ve çevresi bu noktada önemlidir. Özellikle Ulu Camii ve Üveys Paşa Camii’nin inşa edilmesiyle Türk mahallesinin sosyo-kültürel alanı çizilmiş oldu. Evliya Çelebi XVII. Yüzyılın ikinci yarısında Aydın’a geldiğinde Yukarı Kale, şehrin kuzeyinde ve Cevizdağı denilen yükseltinin sırtında bulunuyordu. Yedi kapıdan oluşan bir Yeni Kale bulunmaktaydı. Batı kapısı Kuşadası Kapısı, güney kapısı küçük ve bostanlara açılan Çifut kapısı, kıble tarafında Menteşe Kapısı, doğu kapısında Nazilli Kapısı, Nazilli Kapısı’na yakın bir tarafta Debbağhane Kapısı, biraz daha kuzeyde Değirmen Kapısı, kuzeyde İmamdağı Kapısı bulunmaktadır. Halk arasında isinde Tire Kapısı, Su Kapısı, Nazilli Kapısı, Sobuca Kapısı diye dört ana kapıyı daha çok sayar. Nazilli Kapısı şimdiki Nazilli Köprüsü’nün bulunduğu yerdir. Su Kapısı Hükümet Konağı’nın üstünden çıkan yoldur. Sobuca Kapısı bugünkü Şehitler Abidesiyle Bey Camii arasındadır. Menteşe Kapısı kastedilmektedir. Tire Kapısı şehrin Batı kapısıdır. Kuşadası Kapısı’na benzer bir tanımlamadır. İşte Evliya Çelebi geldiğinde saydığı bu yedi kapının içini veya halkın tanımladığı dört kapı içinde bulunan yerleşimi “Evsâf-ı kal‘a-i şehr-i şîrîn Güzelhisâr-ı Aydın ve üstüvâr-ı hısn-ı metîn” olarak tanımlamaktadır.[xiv]

Tabakhane deresinin en önemli özelliği şehrin ortasından geçmesi ve mahalleleri birbirinden ayırmasıdır. Mesela Türk mahallesiyle gayr-i Müslimlerin oturduğu Monastriri ve Kepez(is) mahallesini birbirinden ayırır. Hatta bunun en iyi örneği günümüzde Tabakhane Hamamıyla Rum Hamamı’nın konumunda kendini göstermektedir. Karanlık Köprü üzerinden bağlantı sağlanan Tabakhane Deresi’nin her iki tarafında bu hamamları görmek mümkündür. Bu noktada Tabakhane Deresiyle Pınarbaşı bağlantısını da unutmamak gerekmektedir. Pınarbaşı yani Rumların deyimiyle “Küçük Pınar, Dere” anlamında Μπουναράκια Bounarakia hem Türk ağırlıklı Müslüman nüfus için hem de Rum ağırlıklı gayr-ı Müslim nüfus için tenezzüh (gezinti, piknik) yeridir. Ayrıca Çakıroğlu Kahvesi (café Tchakir-Oghlou) gibi Aydınlıların vakitlerini geçirebileceği mekanlar da burada bulunmaktaydı.[xv]

Sonuç olarak Tabakhane deresinin veya Tabakhane çayının isim kökeni ve Aydın için önemi bu şekildedir. Bundan sonraki yazıda Tabakhane Deresi için yapılan bazı projeler üzerinde durulacaktır. O yüzden bu yazıda bu derenin isminin ortaya çıkışı ve Aydın için önemi girizgâh temelinde ortaya konulmuştur.

GÖRSEL 1: Diocletianus Fiyat Fermanı Tralleis Derisi Fiyatı 200/Ducentis Denarius

GÖRSEL 2: 1888’de Alman Orient Komitesi Adına Von Kaufmann Başkanlığında, Carl Humann ve William Dörpfeld Yönetiminde Bulunan Bir Kazı Heyeti Haritasıdır. (1893)

GÖRSEL 3: Aydın Debbağlarına Osman Ağa’yla Gönderilen ve Kantarla Kıymetlerinin Yazıldığı Hesap Pusulası (Evliyazade Aile Evrakı Koleksiyonu-Osmanlı Bankası Arşivleri)

GÖRSEL 4 Pınarbaşı ve Tabakhane Deresi

GÖRSEL 5 Aydın Debbağhane/Tabakhane Çayının Debbağhane Civarından Manzarası


SONNOTLAR

[i]“Caria interiorum nominum fama praenitet. quippe ibi sunt oppida Mylasa libera, Antiochia, ubi fuere Symmaethos et Cranaos oppida; nunc eam circumfluunt Maeander et Morsynus. fuit in eo tractu et Maeandropolis, est Eumenia, Cludro flumini adposita, Glaucus amnis, Lysias oppidum et Orthosia, Berecynthius tractus, Nysa, Trallis, eadem Euanthia et Seleucia et Antiochia dicta; adluitur Eudone amne, perfunditur Thebaite.” Plinius, Naturalis Historia,, Liber V, [C. PLINII NATVRALIS HISTORIAE LIBER V], 108.

[ii] Ἐὔδωνος, ποταμὸς, της ᾽ποτὸ μὲν Δίως τε πι Ἐρύμνης αεοὸ Λαρίσης» νῦν δὲ Τράλλεων καλουκέγης τῆς Ασίας" ὅτι Λάβρανδος πα) Πανάμορος, καὺ Πάλαξος, ἡ ] Σπαλαξ ος, οὐ πούρητες » πατὰ χρησμὸν ἐπὶ τὴν ο ὁρμῶντες» υκτὸς ἐπικαταλαβούσης , ἐπὶ ταῖ; ὄχθαις αὐτοῦ κατεχοιιή ήσαν . παρὼ τὸ εὐδῆσαι οὖν Ενδωνον τὸν ποταμὸν ὠγόμασαν. Etymologicum Magnum [Ετυμολογικον Το Μεγα Ηγουν Η Μεγαλη Γραμματικη], Lipsiae (Leipzig), Apud Io. Aug. Gottl. Weigel, MDCCCXVI, 1816, 353/390: 10.

[iii] Robert Beekes-Lucien van Beek, Etymological Dictionary of Greek , Leiden Indo-European Etymological Dictionary Series, 10, Leiden, Boston: Brill, 2010, pp. 478.

[iv] Bilge Umar, Türkiye’deki Tarihsel Adlar- İstanbul; İnkılap Kitabevi, 1993, sf. 258.

[v] Strabon, Geographika -Antik Anadolu Coğrafyası XII-XIII-XIV-, çev. Adnan Pekman, İstanbul; Arkeoloji ve Sanat Yayınları, Dördüncü Baskı, 2000, XIV.1.SS.212-213.

[vi] Rafet Dinç, Tralleis Rehberi, İstanbul; Arkeoloji ve Sanat Yayınları, Antik Kentler Dizisi-3, 2003, sf. 13.

[vii] Şükrü Tül, Bitek Topraklar Üzerinde Aydın, İstanbul; Ege Yayınları, 2012, sf. 80.

[viii] Himmet Akın, Aydınoğulları Tarihi Hakkında Bir Araştırma, 2.baskı, Ankara Üniversitesi Basımevi, 1968, ss. 7-14.

[ix] C. Humann - W. Doerpfeld, Ausgrabungen in Tralles, Mitteilungen des Deutschen Archäologischen Instituts, Athenische Abteilung, 18, 1893, XIII

[x] Şemseddin Sami, Kamûs-ı Türkî, Dersaadet İkdam Matbaası, 1317/1899, sf. 602.

[xi] An Edict of Diocletian, Fixing a Maximum of Prices Throughout the Roman Empire. A.D. 303, London: John Murray, Albemarle Street, 1826, sf. 22

[xii] Şükrü Tül, Bitek Topraklar Üzerinde Aydın, İstanbul; Ege Yayınları, 2012, sf. 136.

[xiii] Olivier Thomas-Albert Thomas, Tralleis, Haz. Osman Saçıkara, T.C Efeler Belediyesi Kültür Yayınları-6, Kasım 2021, sf. 14.

[xiv] Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Haz. Yücel Dağlı-Seyit Ali Kahraman-Robert Dankoff, İstanbul; Yapı Kredi Yayınları, 2173, 1. Baskı, 2005, ss. 79-81.

[xv] Vital Cuinet, La Turquie d'Asie, géographie administrative : statistique, descriptive et raisonnée de chaque province de l'Asie Mineure, Paris; Ernest Leroux Editeur, 1894, III, sf. 597