Amerika Birleşik Devletleri'nde incir yetiştiriciliğini geliştirmek amacıyla Kaliforniya Eyalet Ticaret Kurulu tarafından E. W. Maslin, J. A. Filcher ve B. N. Rowley'den oluşan komite tarafından hazırlanarak Tarım Bakanı (Secretary of Agriculture) James Wilson'a sunulan Fig Culture in California, and How It Can Be Made a Great Industry: Full Text of a Letter from the State Board of Trade to Hon. James Wilson, U.S. Secretary of Agriculture adlı raporda, ülkenin incir ithalatına ilişkin dikkat çekici ekonomik değerlendirmelere yer verilmiştir. Raporda, 1896 mali yılı istatistiklerine göre Amerika Birleşik Devletleri'nin önemli miktarda kuru inciri dış ülkelerden ithal ettiği, incirin ortalama libre fiyatının 10 sent olarak hesaplanması hâlinde yabancı ülkelerdeki ihracatçılara yılda yaklaşık 1.200.000 Amerikan Doları ödendiği belirtilmektedir. Komite, bu miktarın Amerikan ekonomisi açısından önemli bir kaynak kaybı oluşturduğunu ifade ederek, söz konusu meblağın ülke içinde kalabilmesi için Kaliforniya'da güçlü bir incir endüstrisinin kurulmasını önermektedir. Bu amaçla raporda, "Amerika Birleşik Devletleri halkının bu parayı nasıl tasarruf edebileceğini (ülke içinde tutabileceğini) göstermeyi amaçlıyoruz." denilmektedir. Raporda yer alan istatistikî veriler, Amerika'nın incir ithalatında Osmanlı Devleti'nin belirleyici konumunu da açık biçimde ortaya koymaktadır. Departmanın incir ithalatına ilişkin kayıtlarına göre Amerika Birleşik Devletleri'ne Asya Türkiye'sinden doğrudan 10.283.906 libre (yaklaşık 4.665 metrik ton), İngiltere üzerinden ise 1.236.754 libre (yaklaşık 561 metrik ton) incir gelmektedir. Raporda, İngiltere'den ithal edildiği görülen bu incirlerin gerçekte önce Türkiye'den İngiltere'ye gönderildiği, ardından İngiltere aracılığıyla Amerika Birleşik Devletleri'ne yeniden ihraç edildiği belirtilmektedir. Aynı raporda bu ürünlerin uluslararası ticarette "Smyrna Fig" (İzmir İnciri) adıyla tanındığı, üstün kalitesinin ise kendine özgü lezzeti ve bol tohum yapısından kaynaklandığı ifade edilmektedir. Bu veriler, Amerika Birleşik Devletleri'nin yalnızca Osmanlı Devleti'nden incir ithal etmeyi değil, aynı zamanda her yıl yabancı ihracatçılara ödenen yaklaşık 1,2 milyon dolarlık ithalat bedelini ülke ekonomisi içerisinde tutacak yeni bir üretim modeli geliştirmeyi hedeflediğini göstermektedir. Bu nedenle komite, Kaliforniya'da İzmir incirinin yetiştirilmesini yalnızca tarımsal bir faaliyet olarak değil, Amerika'nın dışa bağımlılığını azaltacak stratejik bir ekonomik yatırım olarak değerlendirmiştir. Raporun ortaya koyduğu istatistikler, XIX. yüzyılın sonlarında dünya kuru incir ticaretinde Osmanlı Devleti'nin üretimdeki üstünlüğünü açıkça gösterirken, Amerika Birleşik Devletleri'nin bu üstünlüğü kendi ülkesine taşımaya yönelik bilinçli bir tarım ve ekonomi politikası geliştirdiğini de ortaya koymaktadır.
Kaliforniya'da incir yetiştiriciliğinin tarihsel gelişimi üzerine en ayrıntılı bilgiler, sırasıyla Gustaf Eisen (1886; 1901), Edward J. Wickson (1888), George C. Roeding (1903), Walter T. Swingle (1908), George P. Rixford (1918) ve Ira J. Condit (1933) tarafından yayımlanan çalışmalar aracılığıyla takip edilebilmektedir. Fakat incirin Kuzey Amerika'daki yayılışı Atlantik kıyısından değil, İspanyol misyonları aracılığıyla Meksika üzerinden Kaliforniya'ya ulaşan Pasifik hattı boyunca gerçekleşmiştir. California’da ilk kez incir Fransisken papazlar tarafından dikilmiştir. California’da ilk kez incir San Diego’daki misyonerlerin faaliyet sahasındaki bahçelerde 1769’da dikildi. Buna benzer incir fidesi dikim işlemlerinin Santa Clara (1792), Ventura (1793), Santa Barbara (1798) gibi bazı bölgelerde başladığını misyonerlerin kayıtlarından anlıyoruz. Bu yüzden buralarda yetiştirilen ilk incirlere California’da “Mission” (Misyon) veya Franciscan (Fransisken) adı verilir. Doğu göçmenlerinin dönüşüne kadar yani 1850’li yıllara kadar mevcut olan tek incir çeşidi buydu. Daha sonra Sacremento ve San Joaquın vadisinde, “White Adriatic” adı verilen bir incir türü yetiştirilmeye başlandı. (Fresno ve çevresinde) Bu incir türü 20.yy.a kadar California’da bilinen türlere göre daha popülerdi. Fakat İzmir ve çevresinden gelen incir kadar lezzetli ve kıymetli değildi. Bu yüzden İzmir’in lop inciri California’da yetiştirilmesi düşünüldü. İzmir’in lop incirini California’ya ilk kez Evening Bulletin’nin San Francisco İdarecisi G.P. Rixfort tarafından 1880’li yıllarda başarılı bir şekilde getirildi ve dikildi. 10 yıl içinde bazı zirai kurumlar tarafından (örn: California State Board of Horticulture) Sacremento ve San Joaquın Vadilerinde dikimine başlandı. Bu fideler dikilince başarılı olunduğu gibi bir izlenim yarattı; fakat istenilen başarı elde edilemedi. Bu fideler bol meyve vermesine rağmen ceviz büyüklüğünden öteye gidemedi. Erken yaz mevsimi yüzünden tüm meyveler güneşten dalını bırakıp yere düştü ve bir tatta olmadığı gibi şeker oranı da düşüktü. Anlaşıldı ki İzmir ve çevresindeki gibi incir olmuyordu. Bu pasajdan da anlaşıldığı üzere Amerika’da incir yetiştirmek pek de kolay olmamıştır. İzmir lop incirinin Kaliforniya'daki ilk denemeleri başlangıçta umut verici görünmüşse de istenilen başarı elde edilememiştir. Fidanlar sağlıklı şekilde büyümelerine rağmen oluşan meyveler ceviz büyüklüğünü aşamamış, olgunlaşmadan önce ağaçtan dökülmüş ve yeterli şeker oranına ulaşamamıştır. Daha sonra yapılan araştırmalar bu başarısızlığın iklimden ziyade Smyrna tipi [Ficus Carica/Aydın İnciri] incirin biyolojik yapısından kaynaklandığını ortaya koymuştur. Çünkü bu incir çeşidi yalnızca ilek (caprifig) ve Blastophaga psenes adlı incir sineği aracılığıyla gerçekleştirilen doğal tozlaşma sonucunda normal meyve verebilmektedir. Bu nedenle Kaliforniya'da gerçek İzmir (Aydın) incirinin ekonomik ölçekte yetiştirilmesi, yalnızca fidanların ithal edilmesiyle değil, aynı zamanda Anadolu'daki biyolojik üretim sisteminin de Amerika'ya aktarılmasıyla mümkün olmuştur.
Bu ekonomik tablo, birçok Amerikalı girişimciyi ve tarım uzmanını Kaliforniya'da Ege incirini yetiştirme düşüncesine yöneltmiştir. Dönemin Osmanlı basınında yer alan haberlere göre, 1868 yılında Bay Gavil (Mr. Gavil) adlı bir ziraat uzmanı Aydın ve çevresinde teknik incelemelerde bulunmuş, buradan temin ettiği incir fidanlarını Amerika'ya götürerek yetiştirmeye çalışmıştır. Aynı haberlerde, bu ağaçların yıllar sonra meyve verdiği, ancak ürünlerin kuşlar tarafından tüketildiği ifade edilmektedir. Bununla birlikte, Kaliforniya'da İzmir incirinin ilk yetiştirme denemelerinin neden başarısız olduğu hususunda Amerikan bilimsel literatürü farklı bir açıklama sunmaktadır. Gustaf Eisen, Edward J. Wickson, Walter T. Swingle, George P. Rixford ve Ira J. Condit gibi araştırmacılara göre başarısızlığın temel nedeni, Smyrna (Aydın) tipi incirin biyolojik yapısından kaynaklanmaktadır. Çünkü bu incir çeşidi, yalnızca ilek (caprifig) ile Blastophaga psenes adlı incir sineği gerçekleştirdiği doğal tozlaşma sayesinde normal meyve verebilmektedir. Bu biyolojik sistem Kaliforniya'ya taşınmadığı sürece ağaçlar gelişmekte, ancak oluşan meyveler olgunlaşmadan dökülmekte ve ticari değere sahip ürün elde edilememektedir. Dolayısıyla XIX. yüzyılın sonlarında Kaliforniya'da gerçek İzmir (Aydın) incirini yetiştirmek, yalnızca Anadolu'dan fidan getirmekle çözülebilecek bir mesele değildi. Başarının sağlanabilmesi için Batı Anadolu'da yüzyıllardır uygulanan üretim sisteminin, yani ilek, Blastophaga psenes incir sineği ve yetiştirme tekniğinin de birlikte Amerika'ya aktarılması gerekiyordu. Nitekim bu biyolojik ve teknik unsurların başarıyla adapte edilmesinden sonra Kaliforniya'da Smyrna (Aydın) inciri ticari ölçekte yetiştirilmeye başlanmış ve Amerika Birleşik Devletleri kısa süre içerisinde kendi incir endüstrisini kurmayı başarmıştır.
Amerika Birleşik Devletleri'nde XIX. yüzyıl boyunca sürdürülen Smyrna (Aydın) tipi inciri yetiştirme girişimlerinin önündeki en büyük engel, bu incir çeşidinin biyolojik yapısından kaynaklanan caprifikasyon (ilekleme) sisteminin Kaliforniya'da bulunmamasıydı. Amerikalı uzmanlar bu sorunu çözebilmek amacıyla Anadolu, Yunanistan ve Cezayir'de araştırmalar yaparak ilek (caprifig) ile birlikte Blastophaga psenes adlı incir arıcığını/sineğini Amerika'ya taşımaya çalışmışlardır. Uzun süren denemelerin ardından Nisan 1899'da Cezayir'den getirilen ilekler Fresno'ya ulaştırılmış, 23 Haziran 1899 tarihinde gerçekleştirilen ilk başarılı caprifikasyon uygulaması ise Kaliforniya'da ticari Smyrna (Aydın) incirciliğinin gerçek başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Bu gelişmenin ardından Ceres Fig Land Company gibi ticari kuruluşlar kurulmuş, İzmir incirini Kaliforniya koşullarına uyarlamak amacıyla "California Smyrna" ve daha sonra "Calimyrna" adı verilen yeni ticari çeşitler geliştirilmeye başlanmıştır. "Calimyrna" adı, California ve Smyrna (İzmir) kelimelerinin birleşiminden türetilmiş olup, Amerikan incir endüstrisinin uluslararası pazarda oluşturduğu yeni ticari markayı simgelemektedir.
Büyük ve Küçük Menderes havzaları, özellikle Aydın ve çevresi, yüzyıllardır dünyanın en kaliteli kuru incirlerinin yetiştirildiği coğrafya olarak bilinmektedir. Bu üstünlüğün temelinde yalnızca verimli alüvyal topraklar değil, bölgenin kendine özgü mikroklimatik özellikleri de bulunmaktadır. Yaz aylarında Ege Denizi'nden Büyük Menderes Vadisi boyunca iç kesimlere doğru esen imbat rüzgârı, meyvenin olgunlaşma döneminde hava dolaşımını sağlayarak aşırı nemi azaltmakta, doğal kuruma sürecini desteklemekte ve incirin şeker oranı ile aromasının gelişmesine katkıda bulunmaktadır. Buna karşılık kuzeydoğudan esen ve yörede halk arasında "gümüş kanat" olarak da adlandırılan poyraz, sıcaklığın dengelenmesine ve bahçelerde hava sirkülasyonunun artmasına yardımcı olmaktadır. Bu iki hava akımının oluşturduğu doğal denge, Akdeniz ikliminin sıcak ve kurak yaz koşullarıyla birleşerek Smyrna (Aydın) incirinin dünya piyasalarında aranan kaliteye ulaşmasını sağlayan başlıca çevresel unsurlar arasında yer almaktadır. Nitekim XIX. yüzyılın sonlarında Amerikalı uzmanların Batı Anadolu'daki incir yetiştirme sistemini incelemelerinin temel nedenlerinden biri de yalnızca fidanı değil, bu eşsiz ekolojik şartların ürüne kazandırdığı kaliteyi kendi ülkelerine taşımaktı. Bununla birlikte son otuz yılda Büyük ve Küçük Menderes havzalarında sulama imkânlarının yaygınlaşmasıyla birlikte ürün deseninin değişmesi, daha yüksek ekonomik getiri sağlayan alternatif tarım ürünlerine yönelim, kentleşme ve değişen piyasa koşulları, bazı bölgelerde incir bahçelerinin daralmasına ve üretimin göreli olarak gerilemesine yol açmıştır. Buna rağmen Aydın ve çevresi, sahip olduğu doğal koşullar ve köklü yetiştiricilik geleneği sayesinde Türkiye'nin ve dünyanın en önemli kaliteli kuru incir üretim merkezlerinden biri olma özelliğini sürdürmektedir.
Cevad Sami Hüsnü, Nevsâl-i İktisadiye’de (İktisadi Yıllık) Amerika’da incir yetiştirme çabaları hakkında şöyle demiştir: “Bu süreçte gazetelerde bir haber peydah oluyor. Amerikalılar incir yetiştirmektedir. Bu durum biraz tedirginlik, birazda üzüntüye neden oluyor. Çünkü söz konusu olan incir ticareti sekteye uğrar mı? Ne tür ilmi ve fenni gelişmelere sahip olursa olsun Amerika’da, Ege bölgesindeki gibi tanrı vergisi incirler üretilemez. Çünkü incirler bu toprağın, iklimin, suyun, havanın katkısının bir ürünüdür. Bunun farkına varan ABD, William Renen’i bu coğrafyayı her yönden incelemeye ve incir yetiştirme biçimini gözlemlemek için göndermiştir. Bölgemizdeki incirlere çalışanın emeği ve teri de eklenmektedir. Sonuçta ABD’nin California bölgesinde yetişen incirler Menderes vadisindeki gibi olmayacaktır.” [Cevat Sami- Hüseyin Hüsnü, İzmir 1905, haz. Erkan Serçe, İzmir, 2000, sf. 216–217]
Amerikalı İncir Hırsızları Aydın Yollarında
İngilizce’deki Sycophancy sözcüğü, etimolojik olarak Eski Yunanca συκοφάντης (sykophantēs) sözcüğünden türemiştir. Kelime, σῦκον (sykon, "incir") ve φαίνειν (phainein, "göstermek, ortaya çıkarmak") fiillerinin birleşiminden meydana gelmekte olup, ilk dönemlerde "inciri ihbar eden kişi" anlamında kullanılmıştır. Antik Atina'da ise zamanla, kişisel çıkar elde etmek amacıyla başkalarını asılsız biçimde ihbar eden, iftiracı veya fırsatçı kimseleri tanımlayan olumsuz bir anlam kazanmıştır. Bu tarihsel anlam genişlemesi, Modern İngilizce’de sycophant sözcüğünün "dalkavuk, yağcı, yaltaklanan kimse" anlamını kazanmasına, sycophancy kavramının ise "dalkavukluk, yağcılık ve çıkar sağlamak amacıyla aşırı övgüde bulunma" davranışını ifade etmesine yol açmıştır. Son yıllarda kavramsallaşan sözcük, yapay zekâ araştırmalarında yeni ve teknik bir anlam kazanmıştır. Bu bağlamda sycophancy, büyük dil modellerinin doğru ve nesnel bilgi üretmek yerine, kullanıcının inançlarını, önyargılarını veya beklentilerini doğrulayan, onları hoşnut etmeye yönelik cevaplar verme eğilimini ifade etmektedir. Özellikle modelin değerlendirildiğini veya "uyumlu" (alignment) görünmesi gerektiğini sezdiği durumlarda, gerçeğe aykırı olsa dahi kullanıcıyla aynı doğrultuda cevap üretmesi de bu kavram kapsamında değerlendirilmektedir. Dolayısıyla yapay zekâ literatüründe sycophancy, yalnızca teknik bir performans problemi değil; doğruluk, güvenilirlik, epistemik bütünlük ve etik açıdan üzerinde önemle durulan temel sorunlardan biri olarak kabul edilmektedir. Buna benzer bir durum Osmanlı İmparatorluğu’nun en uzun yüzyılında Aydın topraklarında yaşandı. New York’tan İhsan Bey’in Ziraat ve Ticaret Gazetesi’ne bildirdiği haber şu şekildedir:
İzmir İnciri
Bitki bilimi (botanik) kitaplarında incir meyvesi ile çiçeğinin döllenmesi (aşılanması) hakkında verilen bilgiler oldukça eksik ve aynı zamanda pek çok yanlışlık içerdiğinden, bu hususta şahsen gerçekleştirmiş olduğum incelemelerin açıklanmasını uygun görüyorum. Bunu bildirmeden önce, İzmir incirinin ne şekilde Kaliforniya’da yetiştirilmeye başlandığına dair elde ettiğim tarihî bilgileri özetlemek isterim: Bundan 52 yıl önce, 1872 tarihinde ilk defa Milko adında İzmirli bir Levanten, İzmir incir fidanlarını Kaliforniya’ya götürmek üzere İzmir’de bulunan babasından 200 adet fidan gönderilmesini ister. Milko’nun babası Fernando Milko, söz konusu fidanları temin etmek için Aydın’ın Köşk nahiyesine kadar gider. Türk incir bahçesi sahiplerinden fidan satın almak ister. Bahçe sahipleri bu fidanların ülke dışına çıkarılacağını anlamış olacaklar ki Fernando’ya hakiki dişi incir fidanları verecekleri yerde erkek, yani yabani incir fidanlarını satarlar. Doğal olarak durumun farkına varamayan Fernando, söz konusu fidanları New York’a, oradan da Kaliforniya’ya gönderir. Bunlar orada dikildikten altı yıl sonra yenilebilir İzmir inciri verecekleri yerde küçük ve yabani incirler verdiklerini gören Milko, aldatıldığını anlar. Amerika Tarım İdaresi’ne başvurarak İzmir Amerika Konsolosu aracılığıyla hakiki incir fidanlarının getirtilmesini rica eder.
Dr. Gustav Eisen tarafından yayımlanan bir risalede, asıl İzmir inciri fidanlarının ne şekilde Amerika’ya götürüldüğüne dair şu bilgiler mevcuttur:
Kaliforniya ikliminin İzmir incirlerinin gelişip büyümesine uygun olduğunu düşünen bir gazetenin idare memuru (sözü edilen kişi), İzmir’den hakiki incir fidanları getirtmek için gerekli sermayenin karşılanmasını gazete sahiplerine teklif eder. Gazete sahipleri Ocak 1880 tarihinde İzmir Amerika Konsolosu E. J. Smithers’e bir mektup yazarak bu hususta yardımda bulunmasını rica ederler ve 500 adet fidan satın almak için gerekli parayı da gönderirler. Amerika konsolosunun satın aldığı 500 fidan 8 Temmuz 1880’de San Francisco’ya ulaşır; fakat fidanlar iyi muhafaza edilmediği için bir kısmı kurumuş bulunur. Aynı zamanda mevsim de ilerlemiş olduğundan kalanlar büyük bir dikkatle dikildiği hâlde pek azı tutar. Yine de bunlardan başlangıçta 200 fidan tutmuş, daha sonra ise bunlardan ancak 13 adedi sağlam kalıp diğerleri tamamen kurumuştur.
Bu tarihte İzmir konsolosu, Çin’de bulunan Chinkiang’a gitmek üzere İzmir’den San Francisco’ya gelmiş bulunuyordu. Sözü edilen kişi evvelce 500 fidanı San Francisco’ya gönderdiği zaman, İzmir Konsolosluğu tercümanına 4.000 adet incir fidanı diktirdiğini, bunların kökleştiğini ve birinin 8-10 sente (altın para ile 2-2,5 kuruş) satın alınabileceğini San Francisco gazete sahiplerine ifade eder. San Francisco’ya evvelce 500 adet fidanın satın alınmasını talep eden ve bunların masraflarını üstlenmiş olanlar, ümitlerinin boşa çıktığını görünce konsolosun tavsiye ettiği söz konusu 4.000 fidanın tamamını satın almaya karar verirler ve lazım olan parayı hemen İzmir’deki bir komisyoncuya gönderirler.
Bundan bir süre önce fidanları sipariş edenlere İzmir’den 16 Şubat 1881 tarihli bir mektup gelir. Mektubun içeriği şöyledir:
"…Yazıhaneme gelip Konsolos E. J. Smithers’ın bahsetmiş olduğu 4.000 adet fidanın bugün itibarıyla tamamen köklenmiş, 4-6 inç boyunda, kuvvetli ve genç fidanlar olduklarını; Aydın fidancıları tarafından bunların her birine 1 dolar verilmiş olduğunu, bu nedenle İzmir’de teslim şartıyla tanesini 1,25 dolardan (1 dolar 25 cent) aşağı veremeyeceğini ilave etti…" Mektupta bahsedilen fiyattan dolayı bu fidanlar hakkındaki yazışmalara son verilir. Bununla birlikte 1881 Eylül’ünde tekrar yazışmalara başlanıp Menderes ovasından temin edilmek şartıyla ve makul bir fiyatla çok miktarda fidan getirileceği İzmir’deki tüccara yazılır ve fiyat belirlendikten sonra 14.000 (on dört bin) adet fidan sipariş edilir. Bunların bozulmadan New York’a ulaşması için gereken özen gösterildiğinden fidanlar kış ortasında New York’a varır ve hemen San Francisco’ya gönderilir. Söz konusu 14.000 fidanın satın alınması için gerekli sermaye, San Francisco [Kaliforniya] Valisi [Leland] Stanford, gazete sahipleri ve diğer meraklılar tarafından karşılanır. Vali bu fidanlardan çok miktarda kendi hususi bahçesine diktirir. Bu bahçe bugün Vali’nin ismiyle anılan Stanford Üniversitesi’nin mülküdür. İşte bugün Kaliforniya’nın her tarafında görülen İzmir incir bahçeleri söz konusu fidanlardan meydana gelmiştir.
Birçok yüzyıldan beri Aydın yöresinde yetişen ve bugün İzmir İnciri adıyla bütün dünyaca bilinen bu ürünün olgunlaşmasını sağlamak için yerli halkın ağaçlara yabani incir meyveleri astıklarını ve bu işlemin incirin olgunlaşması için yapıldığını birçok kişi bildiği hâlde, buna yol açan sebebin ne olduğu yüzyıllarca bilinmemiştir. Aşağıda sırasıyla açıklayacağım üzere İzmir incirleri Kaliforniya’ya götürüldükten sonra bunun asıl sebebi tamamen ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte buralarda yapılan incelemeler ve deneyler ile İzmir incirlerini tozlaştırmaya (döllemeye) yani aşılamaya yarayan sinekler hakkındaki bilgiler az çok hatalı olduğundan; 1910-1913 (1326-1329) yıllarında bizzat Aydın yöresi bahçelerinde gerçekleştirmiş olduğum inceleme ve deneylerimin özetini meraklılarına ve özellikle ziraat eğitimi alanlara faydalı olması ümidiyle yazıyorum.
İzmir incirlerinin diğer ülkelerde yetişen incirlerden daha lezzetli ve kaliteli olduğunu takdir eden Avrupalılar ile Amerikalılar, bu ürünü kendi ülkelerinde yetiştirip İzmir incirine muhtaç kalmamak istedikleri ve bu uğurda öteden beri uğraşıp milyonlarca harcama yaptıkları hâlde, İzmir düzeyinde incir yetiştirmeyi bir türlü başaramıyorlar ve başaramayacaklardır. Bunun başlıca sebebini iklimde ve İzmir incirlerine özgü sineklerin hususi yaşamında aramak lazımdır. İhtimal ki Amerikalılar İzmir incirlerine özgü olan sineklerin aynısını yetiştirmeyi buralarda başarabilirler; fakat iklimin etkisini değiştirmek insan gücünün üzerinde kaldıkça Amerikalıların İzmir incirlerinin lezzetinde incir yetiştirmeleri imkânsızdır. Amerikalılar bunu bildikleri hâlde çalışmaktan ve deneyler yapmaktan vazgeçmiyorlar ve İzmir incirlerinin döllenmesini (dişi çiçeklerinin aşılanmasını) sağlayan sineklerin yaşam şartlarına hâkim olduklarını zannederek bir gün lezzetli incir yetiştireceklerini ümit ediyorlar. Varsın o ümitle çalışsınlar.”
New York: İhsan
İncir hakkında yazılacak diğer makalede bu bahs tafsil idilecekdir.
[KAYNAK: Ziraat ve Ticaret Gazetesi, Numara 29, 20 Teşrin-i Evvel 1340/1924, ss. 420-422.]
Görüldüğü üzere Kaliforniya iklim ve topraklarının İzmir incirinin yetişmesine gayet elverişli olduğunu sezen ve incir fidanlarını İzmir’den Kaliforniya'ya göndermek için çalışan öncülerden biri 1876 yılında Milco (Milko) adında bir Levanten olmuştur. Kaliforniya'da yaşayan Milko İzmir’de bulunan babası Fernando’ya yazdığı bir mektupla, İzmir incir fidanlarından bir miktar gönderilmesini yazar. Fernando istenilen bu fidanları satın almak için Aydının Köşk bucağına giderek bahçe sahiplerinden incir fidanları satın almak ister. İncir bahçesi sahipleri bu fidanların yabancı bir memlekete gönderileceğini sezerek, Fernando’ya asıl İzmir incir fidanları yerine, yabani incir fidanlarını satarlar. Başka bir rivayete göre ki bu daha doğrudur bahçe sahipleri incir fidanlarının köklerini kaynar sıcak su içine batırdıktan ve haşladıktan sonra işe yaramaz fidanları Fernando'ya satarlar. İşin farkına varmayan Fernando, bu fidanları Kaliforniya'da bulunan oğlu Milko’ya gönderir. Mevsiminde Kaliforniya'ya yetişen bu fidanlar yerlerine dikilir, fakat hiç birisi tutmadığından Fernando'nun emek ve masrafları boşa gider. Böylece Amerikalıların incir piyasası için kötü niyetlerini sezen Köşklü incir üreticileri, onlara çok büyük bir oyun oynamıştır. Ayrıca makalede Vali [Leland Stanford] bu fidanlardan çok miktarda kendi hususi bahçesine diktirir. Bu bahçe bugün Vali’nin ismiyle anılan Stanford Üniversitesi’nin mülküdür. İşte bugün Kaliforniya’nın her tarafında görülen İzmir incir bahçeleri söz konusu fidanlardan meydana gelmiştir diye geçmektedir. Bu pasajdan anlaşılmaktadır ki Standford Üniversitesi Aydın incirinin Kaliforniya’da yayılmasına vesile olan yerlerden biridir. Leland Stanford'ın Vina Ranch'te kurduğu fidanlıklar, İzmir incirinin Kaliforniya'ya yayılmasında önemli bir merkez olmuştur. Stanford Üniversitesi ise Stanford ailesinin mirası üzerinde kurulmuş olması bakımından bu tarihsel sürecin dolaylı bir parçasıdır. Aydın Ticaret Odası prestij yayını arasında basılan Geçmişten Günümüze İncir kitabının Stanford Üniversitesi Kütüphanesi envanterinde yer alması bu noktada dikkate değerdir. Türkiye’nin birçok kütüphanesine ulaşmayan kitabın, binlerce kilometre uzakta bulunan Stanford Üniversitesi Kütüphanesi kataloglarında yer alması Stanford Üniversitesi Kütüphanesi'nin incir tarihi ve tarım tarihi alanındaki kaynakları toplama politikasını göstermesi açısından önemlidir. Ayrıca Vina Ranch (Çiftliği) olarak yere dikilmiş olan bölgenin incir ağaçları duruyor mu diye hem çiftliği hem ismi geçen Stanford Üniversitesi bahçesi ziyaret edilip bunun üzerine bir araştırılma yapılması iyi olur. Çünkü üniversitenin resmî ağaç kataloğunda [Stanford Arboretum, Ficus Carica] incir ağaçlarına ve İzmir-Aydın bölgesine atıf vardır. Ayrıca ismi geçen çiftlik de bir dönem üniversite yararına kullanılıyordu. Makalenin dipnotunda Vaktiyle hükümetin göz yumması sebebiyle gerek Ankara keçileri İngilizler marifetiyle Ümid Burnu’na ve gerek İzmir İnciri fidanları Amerika’ya gitdiğinden yarın da başka bir mahsulün memleketden başka bir mahale gitmemesi içun alakadarlık bundan böyle olsun. Az uyanık bulunacaklarını ümidi ideriz diye yazmaktadır. Fakat Osmanlı İmparatorluğu (Devlet-i ‘Aliyye) bu konuda incir üreticilerini sürekli uyarmıştır. 8 Zilhicce 1310/1123 Haziran 1893 Dahiliye Mektubî Kalemi’nde bulunan bir evrak şu şekildedir: Birkaç yıldır Amerika ve İngiltere’ye çok miktarda incir fidanı ihraç edildiğinden Aydın havalisinin mahsulü olan incir mahsulüne revaç ve itibarın bi’t-tabi sektedar olacağından bahisle bundan böyle incir fidanının dışarıya ihracı ve nakli yasaklanmıştır. Yine 16 Cemaziye’l-Ahir 1326/3 Temmuz 1324/16 Temmuz 1908 ile 16 Cemaziye’l-ahir 1326/13 Temmuz 1324 ve 26 Temmuz 1908 tarihli Dahiliye Mektubî Kalemine ait iki evrakta “incir ağacı çelikleriyle fidanlarının Osmanlı İmparatorluğu’ndan yabancı ülkelere özellikle Amerika’ya ihracının men edilmesi” sözkonusudur. ...Bazı çıkar peşindeki kişilerin [Erbab-ı Tama’], Aydın çevresindeki incir bahçelerinden meyve verecek dalları keserek çaldıkları ve bunları yabancı ülkelere gönderilmek üzere sandıklarla demiryolu aracılığıyla İzmir'e taşıdıkları anlaşılmıştır. Bu durumun incir üretimine büyük zarar vereceği, hatta ileride incir ticaretinde telafisi mümkün olmayan kayıplara yol açacağı değerlendirilmiştir. Bu nedenle söz konusu dal ve fidanların İzmir'den yurt dışına çıkarılmasının yasaklanması, ayrıca gümrükler ve iskelelerden geçirilmesine izin verilmemesi istenmiştir..." Aydın Vilayet-i Celîlesi ve Rüsumat Emanet-i Celîlesi’ne bu konuda bir tezkire yazılmıştır. Görüldüğü üzere "Bu belge, Osmanlı yönetiminin XIX. yüzyılın sonlarında incir fidanı ve aşı kalemlerinin yurt dışına kaçırılmasını yalnızca bir hırsızlık olayı olarak değil, aynı zamanda ülkenin ekonomik çıkarlarını tehdit eden stratejik bir mesele olarak gördüğünü” göstermektedir. Özellikle meyve verecek dalların ve incir fidanlarının yabancı ülkelere gönderilmesinin Osmanlı'nın incir üretimine ve ticaretine "telafisi mümkün olmayan zararlar" vereceği belirtilerek, bunların demiryolu, liman ve gümrükler üzerinden ihracının engellenmesi istenmiştir. Bu yaklaşım, Osmanlı Devleti'nin İzmir incirinin uluslararası piyasalardaki ekonomik değerinin ve rekabet üstünlüğünün farkında olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda devletin, stratejik tarımsal kaynakların yabancı ülkelere aktarılmasını önlemeye yönelik korumacı tedbirler geliştirmeye çalıştığını da ortaya koymaktadır. Bu yönüyle belge, Osmanlı Devleti'nde dış ticaret istihbaratı anlayışının erken örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir. Zira devlet, yalnızca mevcut ihracatı değil, gelecekte rakip ülkelerde oluşabilecek üretim kapasitesini de öngörerek, ekonomik üstünlüğünü sağlayan bitkisel genetik ürünün ülke dışına çıkmasını engellemeye çalışmıştır. Dolayısıyla burada söz konusu olan yalnızca bir kaçakçılık vakası değil, uluslararası tarımsal rekabetin ve ekonomik güvenliğin korunmasına yönelik erken dönem bir istihbarat ve tedbir mekanizmasıdır.
GÖRSEL 1: Aydın’da İlek Pazarı, George Roeding, Haziran 1901, Basım Tarihi 1903, sf. 33.
GÖRSEL 2: 16 Cemaziye’l-ahir 1326/ 26 Temmuz 1908 tarihli Dahiliye Mektubî Kalemine ait evrak
“İncir ağacı çelikleriyle fidanlarının Osmanlı İmparatorluğu’ndan yabancı ülkelere özellikle Amerika’ya ihracının men edilmesi”