27 MAYIS VE AYDIN

Birinci Dünya Savaşı’nda “Büyük Güçler” Osmanlı İmparatorluğu’nun (Devlet-i Aliyye) topraklarını gizli antlaşmalarla kendi aralarında taksim etmiş ve fırsatını bulunca çeşitli antlaşmaların maddelerini sebep göstererek imparatorluğun topraklarını işgal etmiştir. Anadolu’nun iç bölgelerine sıkışan Türklerin hareket alanı kalmadığı gibi direnecek gücü de elinden alınmıştır. Yunanistan ise gizli antlaşmalarda olmamasına rağmen özellikle Rusya’nın devrimden sonra savaştan İtilaf devletleri aleyhine çekilmesiyle Anadolu’nun işgal projelerinde ismi gündeme gelmişti. Anadolu’nun işgal edilmesi sırasında Yunanistan’ın ön plana çıkmasında en önemli faktör bu ülkenin Anadolu’yla olan tarihsel, kültürel ve demografik bağlarıydı. Örneğin Megali İdea yani Büyük Fikir/Mefkure de Yunanistan’ın işgal motivasyonlarından biriydi. Yunan milletinin tarihsel ve kültürel olarak bağlarının olduğunu düşündükleri bölgeleri Yunanistan ile birleştirmeyi tasarlıyordu. Aslında bu mefkure, Yunanlılar için, Roma’nın bir uzantısı olan Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu'nun en geniş sınırlarını ele geçirmeyi öngördükleri revizyonist ve yayılmacı bir politikanın adıydı. Batı entelektüelleri ve entelijensiyası tarafından çok uzun bir süreç içerisinde hazırlanmış düşünsel bir arka planın Yunanistan vasıtasıyla uygulanmaya çalışılmasıdır. O yüzden Büyük Güçler’in askerliğine soyunan Yunanistan, Batı Anadolu’ya (Mikra Asia = Küçük Asya) asker çıkararak (Mikrasiatiki Ekstratiya = Küçük Asya Seferi) işgal etmeyi planlıyordu. Aslında kendisinden isteneni yapıyordu.

Birinci Dünya Harbi sonunda yapılan barış anlaşmalarının temel ilkelerini saptamak üzere 1919 yılının Ocak ayında toplanan Paris Konferansı’nda Yunanistan, Türk toprakları üzerindeki taleplerini bildirdi. İngiltere İtalya gibi güçlü bir ülkenin Anadolu’da yayılmasını menfaatlerine uygun bulmuyordu. Yunanistan çıkarları da İtalya’ya uymuyordu. Çünkü gizli taksim antlaşmalarında Yunanistan yoktu. İngiltere Başbakanı Lloyd George, Rumları korumak bahanesiyle Yunanlıların İzmir’e asker çıkarmalarına izin verilmesini önerdi. Bu teklifi Yüksek Konsey üzerinden Fransa ve ABD kabul ettiler. Konferansta tüm Ege bölgesinin işgali için Yunanistan'ın görevlendirilmesine karar verildi. (6 Mayıs 1919) Bu durumu hazmedemeyen İtalya kararı Osmanlı Hükümeti’ne sızdırdı. Ancak, Osmanlı Hükümeti bu duruma karşı çıkamadı. Aksine İzmir’deki askeri ve mülki idarecilerden işgale karşı konulmamasını istedi. İzmir’in işgal edileceği haberinin duyulması üzerine bazı vatanseverler, 14 Mayıs gecesi gösteriler düzenlediler. İzmir Valisi İzzet Bey ve XII. Kolordu Komutanı Ali Nadir Paşa işgal haberlerini yalanladı.15 Mayıs 1919'da İngiliz, Amerikan ve Fransız savaş gemilerinin koruması altında bir Yunan ordusu İzmir’e çıktı ve şehri işgale başladı.[1] Ayrıca Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra Amiral Calthorpe İstanbul’un işgal edilmeyeceğini ve Yunan gemilerinin İstanbul’a sokulmayacağını şifahen (sözle) teminat vermesine rağmen resmî görüşmeler sonucunda istenilen olmamıştı.[2] Georgios/Yorgos Averof Zırhlısı’nın İstanbul’a gelmesi büyük tepkilere neden olmuştu. Büyük Britanya Krallığı’na tepkiler kaçınılmazdı ve Türk tarafı Britanya Krallığı’nı verdiği sözü tutmamakla eleştiriyordu. Aynı durum Yunanistan’ın İzmir’in İşgali sırasında da yaşandı. İzmir İşgali Türk tarafında Yunanistan’dan ziyade Britanya Krallığı’na olan mevcut tepkiyi daha da arttırırken (İzmir Redd-i İlhak Cemiyeti ve Maşatlık protestoları) Anadolu’da Mustafa Kemal önderliğinde Millî Mücadele Hareketinin başlamasına neden olmuştu.[3]

15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal eden Yunan Ordusu yavaş yavaş Küçük Asya dedikleri Anadolu içlerine doğru kapsamlı işgal hareketine girişmişti. Eleftherios Venizelos Paris Barış Konferansı’nda Yunan tezlerini destekleyen raporlar ve haritalar hazırlamıştı. Amacı hem kendi kamuoyunu hem de Türkofobianın (Türk Korkusu) etkili olduğu uluslararası kamuoyunu Anadolu işgalleri için hazırlamaktı. O yüzden Yunanistan’ın işgal etmeyi düşündüğü strateji gereği İzmir’den sonra Anadolu içlerine doğru işgal hareketine başladı. İşte 27 Mayıs 1919 gününü Aydın Yunanlılar tarafından işgal edildi. O yüzden 27 Mayıs Aydın Tarihi’nde pek iyi anılan bir tarih değildir. Hatta Yörük Ali Efe 16 Haziran 1919’da Malgaç Baskını’nı gerçekleştirmiştir. 27-28 Haziran 1919’da Kuva-yı Millîye birlikleri Aydın’a girmiştir. Şehri istirdad etmiş yani geri almıştır. 3-4 Temmuz 1919 tarihine kadar düzenli Yunan Ordusu’na karşı asimetrik savunma savaşları gerçekleştirmiştir. Sonra gelen takviye kuvvetlerle Yunan Ordusu şehri ikinci kez ele geçirmiştir. Böylece 7 Eylül 1922’ye kadar Aydın’ı işgal etmiştir. Hatta Osmanlı İmparatorluğu’na karşı 25 Mart 1821’de başlatılan ayaklanmanın (Yunanistan’a göre uyanış ve bağımsızlık hareketi) 100. Yüzyılını Aydın’da Hükümet Konağı önünde kutlamıştır. Aydın Hükümet Konağı önündeki Askerî geçit töreni Yunan bağımsızlık hareketinin 100. Yıl kutlamalarıdır. İlk dönem işgal dönemine ait değildir. O yüzden Aydın bir kez Türk kuvvetleri tarafından geri alınmasından dolayı iki kere kurtulmuş bir şehir özelliğine sahiptir.

Bir İhtilal Bir Devrim Bir Memleket: 27 Mayıs ve Aydın

27 Mayıs’ın Aydın ile diğer ilişkisi 27 Mayıs 1960 darbesidir. 27 Mayıs 1960 Askerî darbesi 1950-1960 arasında Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten Demokrat Parti’ye karşı Cemal Gürsel’in başını çektiği Millî Bielik Komitesi tarafından yapılmıştır. Cumhurbaşkan Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes’ti. Aydınlılar öncelikle ne olduğunu anlamaya çalıştı. Darbe kavramını bile bilmiyordu o dönemde insanlar. 1913’te Bab-ı Ali Baskını’ndan beri darbe hareketi görmemişti. Şehir merkezinde darbeyi bir devrim gibi kutsayan kesim vardı ve hatta bunlar Hürriyet Bayramı bile yapmıştı. Yani kavramlar darbeden ziyade ihtilal ile devrim arasında gidip geliyordu. O yüzden Adnan Menderes Üniversitesi’nin Cumhuriyet Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi olan Dr. Günver Güneş danışmanlığında 2011’de tamamladığım yüksek lisans tezimin başlığını “Bir İhtilal Bir Devrim: 27 Mayıs’ın Aydın’daki Yankıları” olarak konulmuştu. (27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi ve Aydın hakkında ilk ciddî akademik çalışmadır.) Çünkü Aydın’daki genel hava siyasi belirsizlikti ve Aydınlılar ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Gündem takip edildikten sonra fazla sorun çıkarmadan bir an önce Cemal Gürsel’in başını Millî Birlik Komitesi idareyi bırakmalı ve sivil siyasete geçilmeliydi. Aydınlıların yaklaşımı genelde bu şekilde ortaya çıktı. Ayrıca gözler Başvekil ve kabineye birçok bakan çıkaran ve Demokrat Parti’nin kalesi olan Aydın’ın üzerindeydi. O yüzden Aydın’da temkinli bir kesim çoğunluktaydı. Bir kesim de Adnan Menderes ve Demokrat Partililerin Aydın hemşehriliğinden çıkarılması için bildiriler dağıtmıştı. Onuncu Yıl Marşı’nı yazan Ünlü şair Behçet Kemal Çağlar Aydın’da düzenlenen Hürriyet Bayramı’nda konuşma yaptı. (İşin ilginç tarafı Onuncu Yıl Marşı’nı yazan diğer isim Faruk Nafiz Çamlıbel 27 Mayıs’ta Demokrat Parti milletvekili olduğu için yargılanmıştı. Kayseri Kapalı Cezaevi’ne gönderilmişti.) Bir tarafta 27 Mayıs’ın halka devrim gibi gösteren propaganda yapılırken diğer tarafta darbeye karşı çıkanlar da vardı. Örneğin Yörük Ali Efe’nin oğlu Ali Yörük’ün 27 Mayıs’a karşı çıktığı için Yenipazar’da tutuklanmıştı. Suçu inkılap karşıtı aleyhtarlık yapmaktı ve şebeke kurmaktı. (5 Temmuz 1960, Milliyet) 27 Mayıs’ta bir Namık Gedik gerçeği vardır. Herkes Adnan Menderes’ten bahseder ama ilk demokrasi şehidi Aydın Milletvekili Namık Gedik’tir. Kendisi İçişleri Bakanı’ydı ve 28-29 Mayıs 1960’ta harp okulunda gece yarısı intihar etmiştir. Bazıları ölümünün şüpheli olduğunu söylese de yıllar sonra oğlu Arda Gedik (Tansu Çiller’in danışmanlarından) verdiği beyanatta babasının intihar edebileceğini açıklamıştır. Emniyet Eczanesi’nin sahibi Piraye Levent vardı. Demokrat Parti’den seçilen ve üstelik Aydın’ın ilk kadın milletvekili olan Piraye Levent Yassıada’da yargılanmıştı. Adnan Menderes’in en yakın arkadaşı Ethem Menderes, Millî Savunma Bakanıydı. Dr. Mükerrem Sarol Aydın Devlet Hastanesi Başhekimiydi ve siyasete Aydın’da başlamıştı. Demokrat Parti dönemi Aydın’ın bürokrasi de en güçlü zamanıydı. Fakat en önemlisi İstanbul Milletvekili olsa da adı Aydın ile anılan Ali Adnan Menderes’ti. 27 Mayıs Askerî Darbesi’nden sonra Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’la birlikte Yassıada Mahkemeleri’nde yargılanarak İmralı’da idam edilmişti.

“27 Mayıs başarısız olmuş bir darbe hareketidir.” Sonraki gelişmeler yani 12 Mart 1971 Askerî Muhtırası ve 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi 27 Mayıs’ın devrim olmadığını göstermiştir. Bu darbe girişimin arka planında Atatürkçülük meselesi olduğu söylenir ama baktığımızda asıl mesele Atatürkçülük değildir. Elbette ülke içinde Demokrat Parti karşıtları vardır. Hatta 1957 seçimlerinde muhalefetin oy oranı toplamı Demokrat Parti’yi geçmiştir. Fakat 27 Mayıs Askerî Darbesi sadece iç dinamiklerle açıklanamaz. Adnan Menderes’in Rusya’ya gitmemesi için yapılmış olan NATO destekli bir darbedir. Bu tespit arşiv kayıtlarında ve hatıratlarda da vardır. İngiliz İstihbaratı bile bunu biliyordu. Tarihsel tecrübe gösteriyor ki içeride destekçisi olsa da NATO’nun destek vermediği hiçbir askerî darbe teşebbüsü gerçekleşemez. Dokuz Subay Olayı, Talat Aydemir’in Darbe Teşebbüsleri, 9 Mart 1971 Teşebbüsü, 28 Şubat, 27 Nisan E-Muhtırası ve 15 Temmuz Darbe Teşebbüsü NATO’ya girdikten sonra gerçekleşen askerî darbe teşebbüslerdir. Bu dönem Soğuk Savaş Dönemidir ve ABD ile SSCB’nin başını çektiği paktların mücadele ettiği dönemdir. Türkiye’de NATO’nun hem önemli bir üyesi hem de SSCB’ye karşı en önemli stratejik ortağıdır. O yüzden siyasal konjonktürü iyi okumak lazımdır. Fakat işin trajik kısmı siyaset oyununda memleketin evlatları ikiye ayrıldı. İdam kararlarıyla birlikte Türk demokrasi tarihine kara bir leke sürüldü. Genelde şöyle denir Demokrat Parti’nin hiç mi hatası yok. Evet var. Birini örnek olarak vermek gerekirse; Osman Bölükbaşı’nı desteklediği için Kırşehir’in il statüsünden ilçe statüsüne geçirilmesi yanlıştı ve antidemokratikti. Aklı selim bir insan bu yanlışın üzerinde durmaz. Fakat bu durum ne darbeyi ne de idamları meşru gösterir. Bu ülkede seçimle gelen seçimle gitmesini öğrenmeli ve ne olursa olsun içinden çıktığı milletine güvenmelidir.

Aydın şehri hep 27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi’ne tepki vermemekle suçlanmıştır. Bu yaklaşım yanlıştır ve üzüntüyle yapılan yorumlardır. Çünkü Yassıada Duruşmaları sürerken ve üstelik idam kararları verilmemişken 1961 Anayasası için yapılan Anayasa Referandumunda Aydın ili %56.03 oranında hayır vermişti. Aydın bu oy oranı ile Türkiye’de hayır veren 11 ilden de biri olmuştur. Aslında bu hayır oyu Aydın’daki 27 Mayıs taraftarı mitinglere ya da toplantılara bakınca ilk başta şaşırtabilir. Aydın ilinin 27 Mayıs için düşünülen asıl muhalefeti kırsal kesimdedir. Aydın geneli itibarıyla 27 Mayıs taraftarı mitingleri ve toplantıları yapanlardan ibaret de değildir. O yüzden Demokrat Parti taraftarlarının kırsal kesimde daha fazla olduğunu da düşünülürse “hayır” oyunun şaşırtmaması gerekir. Belki de şehir genelinde 27 Mayıs taraftarı olmayan kesimler tepkisini bu anayasa referandumu aracılığıyla gösteriyordu. Bu anayasa referandumu, 27 Mayıs Askerî Darbesi’nden sonra Aydın’da sessiz kalan muhalefetin somutlaşan demokratik tepki aracı olmuştur. Aydın şehrinde yaşayan insanların “hayır” vermesinde 1961 Anayasası hakkındaki tereddütleri ve bu anayasayı 27 Mayıs’ın bir ürünü olarak görmeleri de etkilidir. 1961 Anayasası, Aydınlı sabık (!) ve sakıt (!) Başbakan Adnan Menderes’i iktidardan eden 27 Mayıs Askerî Rejimi sırasında hazırlanmış bir anayasadır. Demokrat Parti’nin varisi olduğunu iddia eden Adalet Partisi’nin 1961 Anayasası’na hayır kampanyası çalışmaları da böyle bir sonucun çıkmasında etkili olmuştur. Demokrat Parti’nin 27 Mayıs’tan önce Aydın’da kurduğu siyasi mekanizma ve politik yapılanma, 27 Mayıs Askerî Rejimi sırasında maddi ve manevi zarara uğrasa da daha sonraki süreçte Adalet Parti’nin yapılanmasında kendini göstermiştir. Örneğin 27 Mayıs ile görevden alınan Aydın Belediye Başkanı İsmet Sezgin ve 27 Mayıs Askerî Darbesi’nden sonra Harp Okulu’nda intihar eden Sabık İçişleri Bakanı ile Demokrat Parti Aydın Milletvekili Doktor Namık Gedik’in eşi Melahat Gedik 1961 Genel seçimleriyle Adalet Partisi Aydın Milletvekili olacaklardır. Nahit Menteşe dahi Demokrat Parti’nin Aydın’daki önde gelen isimlerinden biriydi ve 27 Mayıs’tan sonra siyasette parlayacaktı. 27 Mayıs’tan sonra bir Adalet Partisi gerçeği ortaya çıktı. Bülent Ecevit’in “Karaoğlan” diye yükselişte olduğu dönem dışında Doğru Yol Partisi ve Anavatan Partisi’yle birlikte uzun yıllar Aydın sağın kalesi oldu.

Sonuç olarak bir 27 Mayıs daha geldi. 27 Mayıs üzerinden bir okuma yapılırsa, Aydın şehri bu takvimsel tarihle kötü bir maziye sahiptir. Hem işgal yaşamış hem de bürokratik açıdan en güçlü olduğu zamanda askerî bir darbeyle karşılaşmıştır. Askerî darbe sonunda Aydınla anılan bir başbakan idâm edilmiş, bir bakan harp okulunda intihar etmiştir. Ayrıca kabinedeki başka bir bakanı ve şehrin milletvekilleri yargılanmış ve cezaevine gönderilmiştir. Bu sene 27 Mayıs 2026 Kurban Bayramı’nın birinci gününe denk gelmiştir. İnşallah hem ülkemiz hem de Aydın şehri böyle kötü ve utanç verici olayları bir daha yaşamaz. Ayrıca şehrin geçmişinde Kurban Bayramı birlik beraberlik ve dayanışma günüdür. Mesela Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde 25 Mayıs 1861 (15 Zilkade 1277) tarihli bir evrakta İzmir Valisi Osman Paşa Hazretleriyle Ceride-i Havadis’e bir arz/istida/dilekçe yazılmıştır. Iyd-ı Adha yani Kurban Bayramı günü kurban derileri toplanarak satılmak istenmiş ve daha sonra hem kurban derilerinin satışından elde edilen gelirle hem de Aydın’daki varlıklı kimselerin bağışlarıyla (iane akçesiyle) Aydın’da fakir fukaraya garip gurebaya ve mahbusine (hükümlülere) hizmet veren bir hastanenin devlet desteğiyle yeniden (müceddeden) açılmasından memnuniyet duyulacağı ve bu durumun Ceride-i Havadis’de ilan edilerek yardım edilmesi gerektiği bildirilmiştir. Böylece Aydın’da Gureba Hastahanesi (Hastanesi) olarak bilinen ve uzun yıllar Aydın’a hizmet eden hastanenin temelleri bu şekilde atılmıştır. O yüzden Kurban Bayramı sadece kurban kesmek ibadetinin yerine getirildiği bayram değildir. Huzurun, dayanışmanın ve yardımlaşmanın da adıdır. Bu yüzden Türk-İslam âleminin Kurban Bayramı mübarek olsun. Hayırlara vesile olsun. Dünyaya ve ülkemize sağlık, bereket, mutluluk ve huzur getirsin.


SONNOTLAR

[1] Hasan Demirhan, “Paris Barış Konferansı’nda (1919) Yunanistan’ın Toprak Talepleri Ve Batı Anadolu’nun İşgal Kararının Alınması” , Asia Minor Studies, , Cilt: 7 Sayı: 2, 2019, ss. 201-219; İzmir İşgali için bakınız. Engin Berber, İzmir, Yeni Onbinlerin Gölgesinde Bir Sancak (30 Ekim 1918 – 15 Mayıs 1919), İstanbul; Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1. Baskı, 1999; Engin Berber, Sancılı yıllar : İzmir, 1918 - 1922 : Mütareke ve Yunan İşgali Döneminde İzmir Sancağı, Ankara; Ayraç, 1997.

[2] Mustafa Turan, “Yunanistan’ın Anadolu’da İşgalleri ve Soykırım Siyaseti, Yunanistan Tarafından Anadolu’da İşlenen İnsanlık Suçları İşgalci Mağdur Olabilir Mi? (17 Mayıs 2022) Sempozyum Bildiriler Kitabı, Yayına Hazırlayanlar: Uğur Cenk Deniz İmamoğlu-Sevcan Tatar, Ankara; TTK, VIII. Dizi Sayı: 43, 2024, sf. 59-60.

[3] Mustafa Kemal Atatürk Nutuk’da İzmir’in İşgali’ne özellikle belirtir. Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk 1919-1927, Sade. Prof. Dr. Zeynep Korkmaz, Ankara; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurulu Atatürk Araştırma Merkezi, 2012, sf. 2.