Tam Yirmi Yıl Önce

  • AYREF
  • AKIN YANGIN AGS
  • GÜZELHİSAR OSGB
  • KARTEL SİGORTA

AB vatandaşlarının temel haklarını ve AB'nin vatandaşlarına karşı sorumluluklarını düzenleyen Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi tam 20 yıl önce 13-14 Ekim 2000'de Fransa'nın Biarritz kentinde gerçekleşen AB zirvesinde devlet ve hükümet başkanlarının bilgisine sunuldu ve kabul gördü. Temel Haklar Şartı, 7-8 Aralık'taki Nice Zirvesi’nde onaylandı. Bildirgenin içeriği bakanlar düzeyinde kararlaştırıldı ve Avrupa Birliği Anayasası olarak yürürlüğe girmesi öngörülen taslağa dâhil edildi. Bildirge Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Avrupa Birliğinin imza koyamaması sebebiyle benzer hükümleri içeren bir metnin ilanı düşüncesiyle ortaya çıktı.

 

54 maddeden oluşan bildirgenin giriş bölümünde ortak değerlere dayalı barışçı bir gelecek hedefi Avrupa halkları tarafından vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden fazla bir farkı olmasa da Avrupa Birliği metni olarak kabul edilen bir metnin (ya da anayasanın) eksikliğini gidermiş oldu. Bu metnin AB için bir anayasa niteliğinde olduğu söylenilmektedir.

 

Değerli pek çok maddeden oluşan metnin ilk maddesi: “İnsan saygınlığı ihlal edilemez; saygı gösterilmeli ve korunmalıdır.”

Metin vücut dokunulmazlığını ve mülkiyeti savunan, işkenceyi yasaklayan hükümlerle devam etmektedir. Yukarıda belirttiğimiz gibi Avrupa Birliği için adeta bir anayasa niteliğindedir ve Avrupa Toplumu için önemli bir kazanım olarak kabul edilmektedir. Öte yandan ne Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi ne de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, insan hak ve özgürlükleri konusunda ilk çağrıdır. İnsanlık tarihi boyunca toplumlara insan onurunun değeri ve korunması için çokça çağrı ve uyarı yapıldı.

 

8 Mart 632 Cuma

"Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım. İnsanlar! Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecavüzden korunmuştur.”

Temel haklar ve özgürlüklerin tanınması noktasında doğru birdir ve insanlık tarihi boyunca değişmemiştir. Dinimizde eşref-i mahlukat olarak tanımlanan insana gösterilecek saygı noktasında tartışma yoktur. Hak ve özgürlükler insanla devlet arasında pazarlık masasına yatırılamaz. İnsanın insan olmasından doğmuş olan hakları verilmez, tanınır. Çünkü o haklar doğası gereği zaten insanındır. Temel haklar devletlerin mülkiyetinde eşyalar değildir ki insanlara verilsin. Devlete düşen zaten insanlığın olan ve ezelde insana tahsis edilmiş bu hakları tanımak ve korumaktır.

 

Anayasa Mahkemesi

Bugünlerde Anayasa Mahkemesi tartışma konusu olmuş vaziyette. Sloganı "Haklar ve özgürlükler, insanlığın onuru ve erdemidir." olan Anayasa Mahkemesi, 9 Temmuz 1961 tarihinde halk çoğunluğu tarafından kabul edilen Anayasa gereğince; 22.4.1962 tarih ve 44 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 25.4.1962 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla, Yasa'nın yürürlük tarihini düzenleyen 59. maddesinde belirtilen, "Bu Kanun 25 Nisan 1962 tarihinde yürürlüğe girer" ifadesine göre, 25 Nisan 1962 tarihinde kuruldu.

 

Anayasa Mahkemesi Kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler ve bireysel başvuruları karara bağlar. Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş amacı, anayasal güvenceye alınan temel hak ve özgürlüklerin Anayasa Mahkemesi denetimiyle korunmasıdır.

 

Özellikle belirtmem gerekir ki ben Anayasa Mahkemesi hakkındaki tartışmaların haklı veya haksızlığı noktasında fikir beyan etme konumunda değilim. Zaten uzmanlık alanım da “siyaset bilimi” değil. Anayasa Mahkemesine yöneltilen eleştirilerin haklı veya haksız olması bir kenara, ülkenin bu kadar temel bir kurum hakkında bile ittifak halinde olamaması beni ülkem adına endişelendiriyor sadece.

 

Son olarak bu yazının kaleme alınma sebebi ise şunu hatırlatmak; temel hak ve özgürlükler konusunda 20 yıllık değil en az 1400 yıllık bir gecikmeyi yaşıyoruz çünkü temel hak ve özgürlüklerin korunması, ne Avrupa Toplulukları tarafından ne de Avrupa Birliği tarafından keşfedildi…

 

Not: Bu vesileyle çok küçük yaşlardan itibaren çocuklara anayasal hak ve özgürlüklerinin öğretilmesinin elzem olduğunu ifade etmeyi borç biliyorum.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.
  • Haluk Payza 19 Ekim 2020 15:01

    Yazdıklarınız için teşekkürler. Anayasa mahkemesine siyasiler soz söylememeli; hukukçular sahip çıkmalı. Erklerden birinin üstünlüğü amaç edinilerek kontrol mekanizmaları yokedilirse kontrol biter. Kontrolsüz güç güç değildir..