Ben Atatürk'üm!

  • AYREF
  • ECUMASTERS AYDIN

Zamanının ötesinde bilim, ilim ve sanatla dolu olan Fatih Sultan Mehmet Han'ın 1453 'de Fethettiği İstanbul'un Galata köprüsün'e İngiliz Bayrağı dikmişlerdi yıl 1920 idi. Kendi vatanımızda kendi şehrimizde yürümek istediğimizde kimlik soruyorlardı aynı İngilizlerdi.

Zamanın ötesinde ilim, bilim sanatla doluydun, indirdin o İngilizin bayrağını diye lanet ediyorlar sana şimdi.

Oysa ben Atatürk'üm, oğlum Atatürk. Bilmiyorlar ki bu topraklarda aklını kalbini dinlemiş, kendi fikrini bulmuş, ona verilen özgür iradesini keşfedip sorgulayabilmiş herkes Atatürk.

 

Nasıl Atatürk oldum ben?

16 Mart 1920 günü Meclis de dahil olmak üzere bütün hükümet binalarına el konuldu. O gün, İngiliz zırhlısından çıkan silahlı İngiliz birlikleri, Beyazıt’daki Şehzadebaşı Direklerarası’nda bulunan Kafkas Tümeni’ne bağlı birliğin karargah ve mızıka erlerinin kaldığı koğuşu sabah 05.45’de bastı.

Peki Osmanlı İmparatorluğu bu aşamaya nasıl geldi?

Çağlara güneşler atan sonsuza dek gururmuz olacak Osmanlı devleti 1699 yılına gelindiğinde imzalanan Karlofça anlaşmasıyla alınan çok kötü sonuçlar aldı. Bu durum üzerine Osmanlı devlet adamlarının pek çoğu devletin iç durumunun düzeltilmesi gerektiğinde birleşti.

Karlofça anlaşması bir sonuçtu sebebi ise dönemin alimleri tarafından şöyle özetleniyordu;

*Tımar sisteminin bozulması,

*Makam sahiplerinin günlük çıkar peşine düşmesi,

*Rüşvetin artması,

*Hazinenin boşalması 

Bknz: Katip Çelebi ise Mizanü’l – Hak fi İhtiyari’l Ehakk’ eseri.

1774 yılına geldiğimizde Küçük Kaynarca Antlaşması imzalanmış ve bu anlaşma tarihe Osmanlı’nın Karlofça’dan sonra imzaladığı en ağır 2. Antlaşma olarak geçmiştir. Öyle ki Rus ticaret gemilerinin Boğazlardan geçisi serbest kalmış ayrıca Osmanlı Rusya’ya 15.000 kese (4 milyon Ruble) savaş tazminatı ödemeyi kabul etmiştir.

 

1854 yılına geldiğimizde Kırım Savaşı esnasında dış borçlanmanın boyutları zamanla artarak devam etmiş 1875 yılında  Osmanlı Devletinin bir manada mali açıdan iflası gerçekleşmiştir.

 

Daha da kötüsü  olarak 1881 yılında Duyun-i Umumiye idaresi kuruldu.

Bu ne demek?

Osmanlı devletinin en önemli gelir kaynakları dış borçlara karşılık bir İngiliz, Bir Fransız, Bir Alman, bir İtalyan ve 1 Avusturyalı ve 2 Türk’ten oluşan 5’i yabancı 7 kişinin idaresine bırakılmıştı.

 

Ve 1920’deki resmi işgalden sadece 1 sene önce sadece İstanbul değil, tüm yurt işgal altındaydı. İstanbul’un İngiliz işgali sırasında, İngiliz arşivlerindeki kayıtlara göre, Ayasofya işgal yıllarında İstanbul'da görev yapan Türk komutanlar tarafından canları pahasına korundu.

 

İngiliz arşivlerinde yer alan bu mektupta İstanbul'a ilk gelen İngiliz işgal kuvvet kumandanlığının gözlemi yer alıyor. Mektupta Ayasofya'nın tekrar kilise olmasın diye 200 kişilik bir kuvvet tarafından korunduğu bilgisine yer verilirken, camileri koruyan askerlere sık sık rastlanıldığının altı çiziliyor.

 

Bu sırada Atatürk ne yapıyordu biliyor musunuz?

 

Tüm tehdit ve tehlikelere rağmen Anadolu’nun gücüne ve bilgeliğine inanmış olarak Vatanı tecavüz ve parçalanmadan korumak adına Amasya’ya gitmeye hazırlanıyordu.

 

21 Haziran 1919 da Amasya Genelgesi yayınlanacaktı; Toplam 8 maddenin ilk 3’ü şöyle idi.

Vatanın bütünlüğü milletin bağımsızlığı tehlikededir.

İstanbul hükûmeti aldığı sorumluluğun gereğini yerine getirememektedir. Bu durum milletimizi yok olmuş gösteriyor.

Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.

İşte o gün Atatürk oldum ben, hatta ilim, bilim, sanatla dolu Fatih’im ben, hatta ve hatta Fatihleri doğuracak anayım ben! Çünkü milletim ben! Benim azmim ve kararım yine kurtaracak biliyorum ben!

 

Milletin namusuna çöreklenmişlere, her türlü hakarete ve tecavüze karşı milletle bir olmuş karşı geliyordun güzel Atam. Aynı Fatih Sultan Mehmet gibi, zamanın ötesinde ilim, bilim sanatla doluydun, indirdin o İngilizin bayrağını diye, mirası korudun diye, köle kalmadık diye, atalarımzın alın terini, emanetlerini korudun, koruduğun yerde lanet ediyorlar sana şimdi.

Nasıl böyle kolay oluyor diye soruyor insan içinden. Ne cürret ne cesaret diyor insan içinden. Çünkü psikolojinin nasıl çalıştığını çok iyi biliyorlar ve sözde tarikat yuvalarında küçücük çocukların zihnine ekilen o zehir tohumlarının nasılda zehirli sarmaşıklara dönüşeceklerini çok iyi biliyorlar. Ve o küçük çocuk büyüdüğünde o fikri kendisinin zannediyor. Değil. Bilmiyor ki Kraliçenin fikri. Kraliçenin fikrini ahlaksızca dünya malı için satın alanların fikri.

Bir de Cahiliz çünkü, hem de nasıl! İnandığımız dini bilmiyoruz biz daha. Fatiha ne diyor bilmiyoruz. Mesela Fatiha ‘da diyor ki; Yalnız sana ibadet eder, Yalnız sen yardım dileriz. O kadar çok bilmiyoruz ki, yetiş ya…. bilmem ne diyerek Şirk’in en büyüğünü koşarken hiç terddüt bile etmiyoruz. Bize Kuran Türkçe anlalışmaz diyen sözde hocalar, hadis rivayetlerini anlatıyor habire, sanki Sevgili Muhammed Türkçe konuşuyordu. Kendi cahilliğimize hayret ediyorum!

Sadece dinimizi mi bilmiyoruz, sorgulamadan dinlemediğimiz, araştırmadığımız için şanlı kurtuluş savaşımızı asıl savaşı kimlere karşı kazandığımızı da bilmiyoruz!

Yine de her şeye rağmen, her zaman, sonsuza kadar;

Ben Atatürk'üm!

Oğlum Atatürk!

Bilmiyorlar ki bu topraklarda aklını kalbini dinlemiş, kendi fikrini bulmuş, ona verilen özgür iradesini keşfedip sorgulayabilmiş herkes Atatürk!

Bir de korkudan küfreder insan, anlayıp da anlatamadığında.
Yani ya okur araştırır da anlarsak diye korkuyorlar.

Korkunun çok büyük bir gücü vardır. Korku kendini hep gerçekleştirir.

Korkuda kalanın daha çok korkmaya başlaması hep bu yüzden. Korktukça insan uzaklaşır kendinden, güzelden ve iyiden.

Küfür ve korku büyüdükçe dualite evreninde bir yandan güzellik ve cesaret de büyür.

Yani güzellik ve cesaret de büyüyor güzel insan, için her zamankinden rahat olsun!

Aynı gecenin en karanlık yerinin gündüze en yakın anı olması gibi.

Ne güzel yaratmışsın Rabbim. Her şey bize ibret.

Ve kişinin gerçek niyeti hep yolun sonunda belli olur.

Ay niyet, ah gerçek niyet!

Ve hep hatırla, tek bir Cumhuriyet kadını demek, sonsuza dek Cumhuriyet demek!

Egemenlik; (zenginin ve güce sahip olanın değil) kayıtsız şartsız milletindir demek!

Çok aşkım Atatürk'e, sonsuz şükrüm yüce Allah'a️
 

Hilal Çatak

Cumhuriyet Kadını / Profesyonel Koç / Yönetim Danışmanı / Eğitmen

Profesyonel Koç / Adler International – ICF

Yüksek Performanslı Takım Koçu – ICF

Points of You Explorer - ICF

Etiketler : Ben Atatürk'üm!
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.
  • Ebru Atak 01 Haziran 2021 10:01

    Her zaman ki gibi içten, olduğu gibi, altı sapasağlam bilgilerle dolu, düşündüren, mutlu eden, uyandıran bir yazı olmuş Hilal hanım... Ben 'de Atatürk'üm.. Sevgiyle kalın